TBMM, milletvekilinin yeni yıl kartını siyasi içerikli diye basmadı

halktv.com.tr yazarı İsmail Saymaz yazdı: TBMM, milletvekilinin yeni yıl kartını siyasi içerikli diye basmadı

Bir milletvekilinin yeni yıl tebrik mesajının ‘siyasi’ bulunduğu için Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından basılmayacağı aklınıza gelir miydi?

Benim gelmezdi.

İyi Parti Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın yaşadığı siyasi komediyi kendisinden dinlememiş olsam, belki ben de inanmazdım.

Türkkan, adet olduğu üzere yeni yıl mesajı hazırlayarak, 2 bin 200 adet basılması için 20 Aralık’ta TBMM’ye gönderiyor.

Mesaj şu şekilde:

“Ülkemiz için zorlu geçen 2022 yılını geride bırakırken, hukuksuzluk, adaletsizlik, demokrasinin önüne konulan engeller ve ekonomideki olumsuzlukların yarattığı karamsarlık hepimizi çok yordu.

2023 yılı ülkemize bir güneş gibi doğsun.

Adil, demokratik, hukukun üstün olduğu, Türkiye’yi güneşli günlere hep birlikte taşıyacak, nice güzel yıllara birlikte kavuşacağız.

İYİ diyelim, İYİ olsun.

Yeni yılınız kutlu olsun.”

Mesaj bu kadar.

Ne Anayasa’yı ihlal edecek bir çağrı…

Ne suça davet…

Ne de ülkenin bütünlüğüne kasteden bir ifade var.

Altı üstü hükümete dair eleştiriler içeriyor.

Hatta muhalif bir milletvekili için gayet yumuşak bulduğumu ifade edeyim.

Neyse.

‘Yumuşatın, basalım’

Türkkan, tebrik kartlarını beklerken 22 Aralık’ta TBMM Basın Yayın Halkla İlişkiler Dairesi Başkan Yardımcısı Hüdai Şencan’dan telefon geldi.

Şencan, “Yeni yıl mesajının siyasi içerikli olduğunu, diğer milletvekillerine örnek teşkil edeceğini, Başkanlık Divanı’nın aldığı karara göre, metnin ilk cümlesi yumuşatılırsa kartın basılacağını, yoksa basılmayacağını” söyledi.

Türkkan, TBMM Genel Sekreterliği’nden yanıtın yazılı şekilde verilmesini istedi.

Türkkan’ın yazılı başvurusu şöyle:

“Yeni yıl mesajımın sizin tarafınızdan bana, Basın Yayın Halkla İlişkiler Daire Başkan Yardımcısı Hüdai Şencan tarafından da makamıma telefon açarak, siyasi mesaj içerdiği, bu nedenle basılamayacağı sözlü olarak tebliğ edilmiştir. Bu konuyla ilgili Başkanlık Divanı kararının yazılı olarak tarafıma iletilmesi hususunda gereğini arz ederim.”

Türkkan, ertesi gün TBMM Genel Sekreterliğini yeniden aradı.

Basın Yayın Halkla İlişkiler Dairesi Başkanlığı’na talimat verildiği ifade edildi. Bu daireden verilen yanıtta ise “Üzerinde çalışıyoruz” denildi. Üç gün geçti, hala yanıt yok.

Oldu olacak, tutanakları da temizleyin

Eleştiri içeren kanun tekliflerini ve soru önergelerini “İç tüzüğe aykırı” diyerek geri çeviren TBMM, şimdi de yeni yıl tebrik kartlarına sansür uyguluyor. Muhalif bir milletvekili olan Türkkan’ın yeni yıl tebrik kartı, hükümete eleştiri içerdiği için basılmıyor. Bahane olarak siyasi içerik gösteriliyor.

Allah aşkına…

Milletvekilleri zaten siyasetçi değil mi?

Muhalefetin görevi, iktidarı siyaseten eleştirmek değil mi?

Ne dersiniz?

Acaba muhalif milletvekillerinin TBMM’deki konuşmaları da siyasi olduğu için tutanaklardan temizlenir mi?

Beştepe’nin İmamoğlu zirvesine bir bakan da katıldı mı?

Beştepe’nin İmamoğlu zirvesini haber vereli tam üç gün oldu.

Ne mi yazmıştım?

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun YSK üyelerine hakaret iddiasıyla iki yıl yedi ay hapse çarptırıldığı 14 Aralık’tan bir gün önce Esenboğa Havalimanı’nda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğinde kritik bir toplantı yapılmıştı.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Genel Başkan Yardımcıları Hamza Dağ ve Mustafa Şen ile seçim kampanyasından sorumlu olan Prof. Ertan Aydın’ın katıldığı bu toplantıda, İmamoğlu Davası’ndan çıkacak kararın AK Parti’yi nasıl etkileyeceği tartışılmıştı.

Aydın, verilecek cezanın AK Parti aleyhine olacağını söylemişti. Erdoğan, “Niye aleyhimize olsun? Ben de geçmişte ceza aldım. Herkes alabilir” şeklinde karşılık vermişti.

Beştepe’den üç gündür yanıt yok.

AK Parti suskun.

Bu arada, Beştepe’nin İmamoğlu zirvesine ilişkin yeni bilgiler elime ulaştı. O gün Esenboğa Havalimanı’ndan bulunan bir yetkili şu bilgileri verdi:

“Yazınız doğru. Erdoğan, basın toplantısından sonra genelde yürüyerek, hemen uçağa geçer. Ancak bu kez basın toplantısından sonra toplantı odasına geçti. Uçak bir saat geç kalktı.”

İmamoğlu Zirvesi’ne bir bakanın katıldığını öğrendim.

Kim bu bakan?

Görevi gereği İmamoğlu Davası ile ilintili midir?

Sorularıma yanıt bekliyorum.

Türk Ceza Kanunu’nun iki mimarından biri olan Prof. Dr. İzzet Özgenç, şöyle diyor:

“Sn. Cumhurbaşkanı’nın İstanbul 7. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen malum dava ile ilgili olarak karar tarihinden bir gün önce bazı kişilerle bir araya gelerek, özel görüşme yaptığı konusundaki haber doğru ise bu durum Türkiye Cumhuriyeti Devleti bakımından utanç vericidir.”

İmamoğlu Davası’nda siyasi müdahalenin kanıtı niteliğindeki bu utanç verici toplantının üzeri örtülemez.

Asıl mesele, Rizelilerin Halk Ekmek’e muhtaç edilmesi

AK Partili Rize Belediyesi, şehirdeki Halk Ekmek büfelerinin önünde kuyruklar oluşunca çareyi, yoksulluğu azaltmakta değil, büfenin adını değiştirmekte bulmuştu. ‘Halk Ekmek’ kuyrukları çağrıştırdığı için adını ‘Rize Ekmek Büfesi’ diye değiştirmişti. Büfenin önüne, sanki yeni açılmış gibi “Halkımıza hayırlı olsun” diye yazılmıştı.

Bu manzara, Rize’de ilk Halk Ekmek büfesini açan bir önceki belediye başkanı Prof. Reşat Kasap’ı sinirlendirdi.

Kasap, kendisinden sonra başkanlık makamına oturan Rahmi Metin’i Twitter’da emek hırsızlığıyla suçladı.

Kasap, şunları yazdı:

“2014-2019 dönemimizde açtığımız Rize Belediyesi Halk Ekmek’in adını Rize Ekmek olarak değiştirip altına da ‘Hayırlı Olsun’ yazmak emek hırsızlığıdır. Ki bunu şehirdeki her projede görüyoruz. Hak ve halk her şeyi görüyor ve biliyor.”

Kasap, eleştiri partisine uzandığı için twitini sildi.

Kasap’ın öfkesini anlayabiliyorum.

Ancak burada, asıl öfkelenilmesi gereken ‘Halk Ekmek’ büfesi projesine çökülmesi değil, çayın başkenti Rize’nin Halk Ekmek’e muhtaç edilmesi değil mi, sayın Kasap?

Nitekim önceki gün Rize Fırıncılar, Kadayıfçılar, Pastacılar ve Simitçiler Esnaf ve Sanatkarlar Odası, şehirde 250 gramlık ekmeğin 5 TL’den 7,5 TL’ye çıkarılması için Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği’ne dilekçe verdi. Bu talep kabul edilirse Türkiye’de en pahalı ekmeği Rize yiyecek.

Adı ister ‘Halk Ekmek’ olsun…

İster ‘Rize Ekmek’

Bu kış da önünde kuyruklar uzadıkça uzayacak.

‘Bir twitle 5130 suçun azmettiricisi sayılıyoruz’

Biz Ekrem İmamoğlu Davası’nda çıkan kararı tartışırken, 17’si tutuklu olmak üzere 108 HDP yöneticisi 2,5 yıldır Kobani Davası’ndan yargılanıyor. Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davanın sanıkları arasında HDP eşbaşkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile Merkez Yürütme Kurulu üyeleri var.

Tutuklu HDP’liler Ekim 2014’teki Kobani Olayları’nda sokağa çıkma çağrısı yaparak, eylem talimatı vermekle suçlanıyor.

Geçen hafta bu davanın tutuklu sanıklarından Alp Altınörs’ten bir mektup aldım.

Mektubunda kamuoyunun dikkatini Kobani Davası’na çekmek istiyor.

İşte, o mektup:

“İmamoğlu’na verilen, siyaseti yargı eliyle dizaynı amaçlayan hakaret cezasının kamuoyunda infiale sebep olduğu günlerdeyiz. İnsanlar inanmıyor. Bir ahmak sözüne 2,5 yıl ceza nasıl verilebilir? Buna dayanılarak, İmamoğlu’na siyasi yasak nasıl getirilebilir? Haklı bir infial.

Aynı yargı erkinin altı yaşındaki kız çocuğuna yıllarca tecavüz eden erkeği ve kızını ona veren babayı ve anneyi koruyup kolladığını da görüyoruz.

Yargı AKP iktidarı elinde bir siyasi aygıta, seçim kampanyası unsuruna dönüşmüştür. Ama bu yeni bir durum değil ki! Kobani davasında IŞİD’e karşı yaptığımız demokratik protesto çağrısı bahane edilerek hapsedilmiş durumdayız. Bu dava HDP’yi boğmak ve kapatma davasına zemin oluşturmak için açıldı. Demirtaş ve Yüksekdağ siyaseti yargı eliyle dizayn etmek için tutuklandı.

Otorite sahipleri Kobani davasını kamuoyuna bir cinayet gibi sunmaya çalışmışlardır. Oysa davada kimsenin katilleri yargılanmıyor. Bu, ifade özgürlüğü ve siyaset yapma hakkı davasıdır. Bu davada yargılanan fiil ise tivit atmaktır, yasal bir partinin MYK üyesi olmaktır. MYK toplantısına katılmaktır. Bunlar dayanak gösterilerek, hiçbir illiyet bağımızın bulunmadığı cinayetlerle, yağmalarla, yakıp yıkmalarla ilişkilendirilmeye çalışılıyoruz.

6 Ekim 2014 akşamında IŞİD Kobani’yi kuşatmışken, somut ve yakın bir soykırım tehdidi çıkmışken, şöyle bir çağrı yapmışız Twitter’dan:

'Şu anda toplantı halinde olan HDP MYK’dan halklarımıza acil çağrı: Kobani’de durum son derece kritiktir. IŞİD saldırılarını ve AKP iktidarının Kobani’ye ambargo tutumunu protesto etmek üzere halklarımızı sokağa çıkmaya ve sokağa çıkmış olanlara destek vermeye çağırıyoruz.'

Bu twitle biz 5130 suçun azmettiricisi sayılmak isteniyoruz. Davanın bütün özü işte bu absürt suçlamadan ibarettir.

Ortada cinayet işleyen kişilerin yargılandığı bir dava yok. Bir demokratik protesto çağrısının kriminalize edilmesi söz konusudur.

Çağrı AİHM’in Büyük Dairesi’nde incelenmiştir. Suça tahrik etmenin olmadığına, twitlerin ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu karar vermiştir.

Ama tanımıyorlar AİHM kararını, uygulamıyorlar. Anayasa’nın 90. maddesini açıkça çiğniyorlar. AİHM en az Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kadar Türkiye yargı sisteminin bir parçasıdır. Bu iktidar anayasayı askıya almış; mahkemeler istemediği kararı alırsa onları dağıtıp hakimleri sürüyor ya da meslekten ihraç ediyor. AİHM’i dağıtamayacakları için onun kararlarını işlerine gelirse uyguluyor, gelmezse uygulamıyorlar.”

Siyaset Haberleri