Önce kısaca anlatmaya çalışayım. MHP lideri Bahçeli Terörsüz Türkiye sürecini başlattı. Bahçeli ‘Öcalan PKK’yı lağvetsin umut hakkından yararlansın’ dedi.
Öcalan çağrıya uydu, PKK kendini lağvetti. Sembolikte olsa silahlar yakılmaya başlandı. TBMM de bütün partilerin katılımıyla yol haritası için komisyon kuruldu.
Fakat…
Komisyon kuruldu ama hiçbir şey yapmadı. Onu dinledi bunu dinledi. Çalışıyormuş gibi yapıp zaman geçirdi. İki aydır rapor yazılamadı.
Kısaca altı ayda bir arpa boyu yol ilerlenmedi.
Resmen açıklanmasa bile aslında süreç donduruldu. Aslında süreç askıya alındı…
Neden?
Suriye’deki SDG’nin varlığı nedeniyle. Ankara da Şam da oradaki silahlı yapının yeni Suriye ordusuna entegrasyonunu istiyor. Ankara da Kandil de İmralı da bu mesele çözülmeden adım atmak istemedi. Gerçi, SDG ile Şam anlaşmıştı anlaşmasına ama uygulanmadı.
SDG ayak sürttü… İşi yokuşa sürdü…
SDG yöneticileri ABD destekli özerk yapıyı sürdüreceklerini düşünüyordu. IŞİD militanlarını hapiste tutmaları yeni oluşumlarla mücadele etmeleri karşılığında ABD’nin kendilerini terk etmeyeceğine inanıyorlardı.
ABD terk etti… Washington’dan; ‘Şam’la anlaştık, artık SDG’ye ihtiyacımız yok. Ahmet eş Şara’yla çalışacağız’ açıklaması gelince işler değişti…
Suriye’de kartlar yeniden karıldı. Şam ordusu ile SDG arasında çatışma başladı. SDG hakim olduğu toprakların yüzde 60’ını bir haftada kaybetti. Sonunda masa yeniden kuruldu. Nihai ve kalıcı anlaşma sağlandı.
Kürtlerin anayasal vatandaşlık çerçevesinde güvenceye alınacağı, Kürtçenin Arapçayla beraber resmi dil sayılacağı, okullarda okutulacağı, kültürel yapılarının korunacağı gibi birçok hak zaten Şara’nın Cumhurbaşkanlığı bildirisiyle verilmişti…
İşin askeri veya silahlı kısmına gelirsek. Heseke ve Kamışlı’nın güvenliği Şam’a devredilecek. SDG üç tugay ile (bir tugay 3 ila 7 bin) Şam ordusunun Heseke’ ye yerleştireceği tümenine katılacak. Halep’teki tümene ise Kobani tugayı dahil edilecek…
Entegrasyon böyle başlayacak.
Ankara SDG tugayları konusunda kapsamlı bir açıklama yapmadı. Ama görünen o ki sadece SDG değil Şam da geri adım atmış oldu. Şam da taviz verdi.
Sorun çözülmüş gibi duruyor. Terörsüz Türkiye’nin de önü açıldı. Süreç buzdolabından indirilecektir herhalde. Meclis raporu acilen çıkar herhalde. Atılacak adımların listesi yapılır herhalde.
Biraz daha bekleyelim, gelişmeleri görelim, Suriye’de taşlar tam anlamıyla yerine otursun denirse süreç uzun süre askıda kalabilir. Böyle bir tehlike var.
Provokasyona açık zemin oluşmamalı…
Şunu da belirtmeden edemeyeceğim. Suriye’de son bir ayda yaşananlara şöyle bir bakarsak medyamız iyi sınav vermedi. Şam ordusu ilerledikçe SDG için kazınıp atıldılar başlıkları atıldı. SDG terör örgütü ilan edildi. Bırakın SDG’yi o bölgede yaşayan bütün Kürtlere teröristmiş gibi anıldı. SDG sadece PKK’lılardan oluşuyormuş muamelesi yapıldı. O hava yaratıldı.
Zehirli dil, nefret söylemi zaman zaman etkin oldu. Bu da Türk vatandaşı Kürtlerde kırgınlıklara, duygusal kopuşlara neden oldu. Terörsüz Türkiye süreci yolunda giderse (inşallah gider) Irak’tan gelen PKK’lılara ayrı Suriye’den gelen PKK’lılara ayrı muamele mi yapılacak?
Bazıları iyi PKK’lı bazıları kötü PKK’lı mı olacak?
Ayrım suç işleyenlerle işlemeyip sadece örgüt üyesi olanlar arasında olmalı. Zaten Bahçeli’nin ilk günden itibaren söylediği bu…
Goygoyculuk yapan, kökleri kazındı diye başlıklar atan medyaya sorum şu:
SDG denen yapı dört tugayla Suriye ordusuna katılacak. Biz o tugayları terörist tugaylar mı ilan edeceğiz? Suriye ordusundaki içindeki teröristler muamelesi mi yapacağız?
Medyanın dili ne olacak?