ABD ve İsrail, haydutlukta çığır açtı.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni toplantıya çağırmadan, ABD Senatosu’na danışmadan İran’a saldırdılar.
Uluslararası hukuk ayaklar altında…
Bir vakitler Irak işgalini gerekçelendirmek için kullanılan kitle imha silahı yalanı kullanılmıştı. Şimdi sözde İran’ın elindeki nükleer silah tehdidini ortadan kaldırmaya bir ilkokulu bombalayıp 165 kız çocuğunu katlederek başladılar.
Ramazan günü Tahran’ı vurdular.
İran’ın dini lideri Hamaney’i eşi, kızı, gelini, torunu ve ülkenin askeri komuta konseyi ile birlikte katlettiler.
Kayıp sayısı binleri geçti.
Aylardır ekonomik protestolarla sarsılan molla rejiminin birkaç hafta içinde çökeceğini zannettiler.
Gel gör ki İran, enkazın altından güçlü çıktı.
ABD ve İsrail’e bütün gücüyle karşılık veriyor.
Hürmüz Boğazı’nı gemi trafiğine kapatan İran, savaşı bölgeye yayarak, körfez ülkelerindeki, hatta Güney Kıbrıs’taki Amerikan üslerini vuruyor.
İran’ın ‘Rojava’sı
ABD ve İsrail, bir yandan İran’a bomba yağdırırken…
Diğer yandan da ülkeyi etnik çatışmaya sürüklemek ve olası kara savaşında yerel işbirlikçi ve ihtiyat kuvvet oluşturmak için Kürt kartını çekiyor.
İran’da 80 yıldan beri şah’a, sonra da mollalara karşı mücadele veren, PKK’nın yerel kolu PJAK da dahil beş Kürt örgütü, ABD ve İsrail saldırısından önce ‘İran Kürdistanı Siyasi Güçleri Koalisyonu’nu kurdu. Büyük ihtimalle, yaşanacaklardan haberdar edilmişlerdi.
Kuzey Irak’ta kampları bulunan bu silahlı örgütler şu an İran’a saldırmış değil.
Aksine İran, onları vuruyor.
Ancak devlet otoritesinin çökmesi halinde Batı Azerbaycan ve Kürdistan eyaletlerinde yaşayan 8 ile 12 milyon Kürt, ‘Rojhilat’ (Doğu) teklifiyle ayaklandırılabilir. Kürtlerin ezici bir çoğunlukla Sunni olması ayrılıkçılığı harlayabilir.
Suriye’de tedavülden kalktığı zannedilen Rojava projesi İran’a taşınıyor denebilir.
‘Rojava’nın yerini ‘Rojhilat’ alıyor.
Bilinen ilk modern Kürt devleti olan Mahabad Cumhuriyeti’nin kurulduğu, köklü bir Kürt milliyetçiliği geleneğinin bulunduğu, Suriye’ye kıyasla milyonlarca Kürdün yaşadığı ‘Rojhilat’ diye anılan bu bölgedeki her gelişme Türkiye’yi ve ‘Terörsüz Türkiye’ sürecini doğrudan ilgilediriyor. Çünkü PKK, kendisini feshetme ve silah bırakma kararı almışken, PJAK ise dört Kürt örgütüyle birlikte ayaklanmaya ve savaşa hazırlanıyor.
Öcalan ile görüşme
TBMM’de kurulan ‘Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’ adına AK Parti, MHP ve DEM Parti milletvekillerinin 24 Kasım 2025’te İmralı’da Öcalan’la gerçekleştirdikleri görüşmede İsrail ve İran’ın Kürt meselesine ilişkin tutumları gündeme gelmişti. Görüşmede PJAK’ın Öcalan’ın çağrısına uyup silah bırakıp bırakmayacağı konuşulmuştu.
Öcalan’ın dört ay önce söyledikleri bugün İran’da çekilen Kürt kartına dair bize yeterince fikir veriyor.
‘İsrail için Kürtler gerekli’
Öcalan, komisyona “İsrail için Kürtlerin çok gerekli olduğunu, çünkü Ortadoğu’nun dengelerinin bozulmasının Kürt jeopolitiğine bağlı olduğunu, Kürt jeopolitiği olmadan İsrail’in Ortadoğu hegemonyasını gerçekleştiremeyeceğini” söyledi.
“Ortadoğu’daki hegemonya için İsrail'e Kürt devletçiliği gerektiğini, başka türlü ayakta kalamayacağını ve hegemonya kuramayacağını” kaydetti.
Öcalan’ı dayanak alarak, diyebiliriz ki…
İsrail’in Ortadoğu’da hegemonya kurması için bir Kürt devleti inşa etmesi gerekiyor. Suriye’de çöken proje, İran’da deneniyor belli ki.
Öcalan, “Ne İsrail'in önerdiği İbrahim Anlaşması’na ne İran’ın Şii projesine” sıcak bakıyor. İki projenin de Türkiye’nin çıkarına uyumadığını düşünüyor. Öcalan, demokratik entegrasyon öneriyor. Türkiye merkezli entegrasyona Suriye, Irak ve İran’ın mecburen dahil olacağını savunuyor.
İran’daki Azerilerin en az Kürtler kadar önemli olduğunu belirterek, “Onların da demokratik entegrasyona katılmasıyla bunun bir Ortadoğu Birliği olacağını” söylüyor.
“İran’ın PKK üzerine İsrail kadar ağırlığı var”
“İran’ın PKK üzerinde en az İsrail kadar ağırlığının bulunduğunu, kendisinin İran’ın ideolojisine katılmadığını” vurguluyor.
“İsrail’le ikisinin (İran) devlet ilişkisi içinde kendisine ‘Devlet ilan edecektik, Apo engelledi’ diyeceklerini, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir mensubu olarak hareket edeceğini ve demokratik toplumun Kürtlerin en ideal çözüm tarzı olduğunu” anlatıyor. “Türkiye'yi artık kendi devleti olarak gördüğünü, Türkiye’nin demokratik cumhuriyet olmasını istediğini” vurguluyor.
‘İdamlar varken silah bırakmazlar’
MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, Öcalan’ın fesih ve silah bırakma çağrısının toplumu çok rahatlattığını söylüyor. “Silah bırakın derken Suriye, Irak ve İran’daki yapıları da kapsamasının önemli olduğunu, PKK’nın bütün bileşenlerine
söylediğini bildiklerini” ifade ediyor.
Yıldız’ın sözleri üzerine Öcalan, şöyle diyor:
“Kendisinin İran’dan Azeriler ve Kürtler için demokratik haklar vermesini ve idamları sonlandırmasını isteyeceğini, bunun için inisiyatif kullanmaları gerektiğini, tabi bunun savaş anlamına gelmediğini ancak idamlar devam ederken (PJAK) silah bırakmayacaklarını, șu an İran’la bir diyalog ve ateşkes sürecine girmelerinin gerektiğini, bir entegrasyon çalışmasının İran'a dayatılabileceğini…”
Öcalan, silah bırakma çağrısının PJAK’ı kapsamadığını ifade ediyor. “İdamlar devam ederken PJAK’ın silah bırakmayacağını” söylüyor hatta.
İran’da Kürt kartının masaya sürülmesi ve ayrılıkçı ayaklanma, Türkiye’nin sonuçlandırma aşamasına getirdiği ‘Terörsüz Türkiye’ hayalini sekteye uğratabilir.
ESP Eşbaşkanı Murat Çepni’den mektup var
Geçen günlerde Ezilenlerin Sosyalist Partisi’ne (ESP) operasyon yapıldı. Eşbaşkan Murat Çepni ile birlikte 81 ESP’li tutuklandı.
Suçlama, yasadışı Marksist Leninist Komünist Partisi’nin yasal ayağı olmak.
ESP, 16 yıldır faaliyet gösteren sosyalist bir parti.
Cezaevinde olan eski HDP Eşbaşkanı Figen Yüksekdağ, ESP kontenjanından Van Milletvekili seçilmişti.
Murat Çepni ise 2018-2023 arasında İzmir Milletvekilliği yaptıktan sonra 2024’te DEM Parti’nin İstanbul’da eş belediye başkan adayı oldu.
Daha sonra ESP Genel Başkanlığı’na getirildi.
Silivri’deki Marmara Cezaevi’nde tutulan Çepni, bana gönderdiği mektupta şunları yazıyor:
“Size Marmara Hapishanesi’nden yazıyorum.
Nam-ı diğer Silivri.
Ülkenin en az üçte birinin suçlanabileceği iddialarla bizler de tutuklanmış olduk.
İktidar tüm toplumu gözaltı ve tutuklamayla tanıştırdı. Eskiden belirli kesimler için olağan görülen, ‘devletin vardır bildiği’ denilerek desteklenen siyasi operasyonlar bugün soru işaretleriyle ele alınıyor. Ama sosyalistler olunca, hukuksuzluğa ama’sız fakat’sız hayır deme tavrı zayıf kalıyor. Ne oluyorsa bundan sonra oluyor. İktidara dolaylı destek bu yaklaşımlardan ürüyor. Çünkü herkes için demokrasi, adalet, özgürlük diyemediğimizde hiç kimse için diyememiş oluyoruz. Olan ise sadece kendimizi kandırmak, toplumu oyalamak ve daha da önemlisi iktidarın yelkenlerini şişirmek oluyor.
Şubat başında büyük bir gürültü ile “22 ilde terör operasyonu” diyerek ESP’ye operasyon yapıldı. 100’ün üzerinde gözaltı ve 81 tutuklama. Son dönem İBB operasyonlarında alışık olunduğu üzere…
İddialar illegal örgüte değil, anayasal olarak kurulmuş, programında sosyalizmi resmi olarak işlemiş; AKP, MHP ve CHP gibi kongrelerini yapmış, çalışmaları kayıt altında olan bir legal, demokratik partinin varlığına yöneliktir.
Köyünde tarlasına sahip çıkan İkizderelinin de kolayca terörist ilan edilebildiği bir ülkede buna şaşırmıyoruz elbette. Böylesine devasa bir rant ve suç düzeni ancak böylesine büyük bir terör propagandası ile sürdürülebilir.
Halkın açlıkla boğuştuğu koşullarda hapis yatmak bedel bile sayılmaz.”