İktidar basınının enflasyon sınavı

.

Türkiye ekonomisi enflasyon sınavından geçemedi. Maalesef tüketici enflasyonu son 20 yılın, üretici enflasyonu son 27 yılın rekorunu kırdı. 90’larda yaşanan enflasyondan farklı biçimde bu sefer gıda krizi çok daha görünür durumda. Dolayısıyla yoksul kesimler enflasyonu önceki yıllardan çok daha sert hissediyor. İktidar cephesi ise sorumluluk almıyor. Teşhis yanlış olunca, tedavi de hayata geçmiyor. Ülkede ağır bir umutsuzluk havası hakim.

Buna karşın iktidar basını, panik durumda görünüyor. Basın tarihimizde eşi benzeri olmayan bir propaganda metodu işletiyorlar. Enflasyonu görmüyorlar.

Ancak ne Türkiye ekonomisi enflasyona yabancı, ne de Türkiye basını. O halde gelin, geçmişte yüksek enflasyon dönemlerinde iktidarlarla yakın ilişki içinde olan matbuatın enflasyonu nasıl gördüğünü gözleyelim. Böylece bugün yaşanan pespayeliği daha net teşhir etmiş oluruz.

Savaş döneminin yaralarını sarmakla meşgul olan ülke ekonomisi, 1920’li yıllarda enflasyon sarmalına sürüklenir. Bir yandan ülkede sert bir iklim hakimdir. 1925’teki Şeyh Sait İsyanı’nın ardından Takrir-i Sükun Kanunu yürürlüktedir. İktidarın elinde gazeteleri kapatacak yetkinin olduğu bu şartlar altında devrimleri ve iktidarı destekleyen bir gazete olan Cumhuriyet’in 11 Mayıs 1927 tarihli haberindeki dile bakalım;

“… Eğer mukayese edersek eskiden bugün ata verdiğimiz para ile otomobil, otomobile verdiğimiz para ile konak satın alınırdı. İnkar kabul edilmezdir ki, memleketimizde hayat pahalıdır ve ne vakit ucuzlayacağı belli değildir. Hayatın ucuzlaması için harbde sulhu bekledik. Sulh geldi, fiyatlar inmedi. Sonra ithalat azalarak ihracatımızın çoğalmasını bekledik. Fakat ithalatımızla ihracatımız arasındaki fark korkunç çoğaldı. Hayat gene ucuzlamadı…”

Haberin devamında yumurta, tavuk koyun ve at fiyatlarına ilişkin veriler de görüyorsunuz.

Peki bugünkü iktidar basını enflasyon haberlerini nasıl veriyor? Ya kira oranı açıklandı deniyor ya da memurun enflasyon farkı belli oldu… Yani asıl haber olan enflasyon mümkün mertebe gizleniyor. Memur demişken, 9 Ocak 1928 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’ne bakalım. Memura o tarihte yeni yılbaşı zammı yapılmış ancak zam memurlarca yetersiz bulunmuş. İktidarı destekleyen gazete Cumhuriyet de bu durumu şöyle haberleştirmiş;

“… 4000 kuruş olan küçük memurun maaşına yalnız 500 kuruş, 12 bin 375 kuruş maaş alan büyük bir memurun maaşına 10 bin 125 kuruş zam yapılacaktır. Bugün bir hamal bile ayda en aşağı 60 Lira kazanır. O bile zor geçinirken ondan çok daha az kazanan çoluk çocuk sahibi bir memurun nasıl geçindiğini düşünmek insanı hem merhamete hem de hayrete sevk ediyor…”

100 yıl önce iktidar destekçisi bir gazete Cumhuriyet, memur maaşlarını böyle görüyor. Bugünün Sabah, Yeni Şafak, Milliyet, Hürriyet Gazeteleri… 100 yıl önceki Cumhuriyet’i görünce hiç değilse ekonomi servisleri utanır mı?

Hayat pahalı olmasına pahalı da bunun nedeni ne? 7 Eylül 1927 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde bu konu hakkında da bir haber analiz bulunuyor.

“…Hayat niçin pahalı? Çünkü iktisadi muvazenemiz bozuk. Çünkü ithalatımız ihracatımızdan daha çok. Başka türlü ifade ile harice kazandığımız paradan daha çok veriyoruz…”

Cumhuriyetin ilk yıllarında dış açığın sorun yarattığı bizzat iktidar basınında tespit ediliyor, 1930’lu yıllarda bu soruna ilişkin adım atılıyor. Peki ya bugün? Enflasyon oranlarının açıklandığı 4 Nisan 2022’de Sabah Gazetesi ihracatın rekor kırdığından bahsediyordu. Aynı ay ithalatın da rekor kırdığı, dış açığın önceki yılın aynı ayına oranla yüzde 77 arttığı ise söylenmiyordu. Böyle bir basın, medya düzeniyle, “enflasyon dış güçlerin oyunu” yalanını elbette sürdürebiliyorsunuz.

İkinci Dünya Savaşı yıllarına (1939-1945) bakalım. Ekonomi tarihçisi Şevket Pamuk’un verilerine göre 1939 ile 1945 arasındaki 6 yıllık enflasyon yüzde 249. Son 6 yılımız ise İkinci Dünya Savaşı’na yaklaşmış durumda. 2016 Mart ayı ile 2022 Mart ayı arasındaki enflasyon yüzde 208. Birkaç ay içinde, savaş yıllarındaki enflasyonu yakalayacağız gibi görünüyor.

Tablo buyken, iktidar basını basiretini tümüyle yitirmiş, enflasyonu muhalefetin büyüttüğünü söylüyor.

Peki neden? 1920’li 30’lu 40’lı yıllarda basın çok mu özgürdü. Hayır! Ancak rejim tek seçimle devrilebilecek kadar zayıf değildi. Devrimler, zaman içinde halk kesimleri içinde de kabul gördü, benimsendi. Cumhuriyet kendi kurumlarını inşa etmişti. Tek seçimlik hadise değildi cumhuriyet…

Ancak bugün görünen tablo çok daha farklı. Bugünkü rejim seçimlerden öylesine korkuyor ki, kendi yandaş kalemleri, basireti bağlanmış biçimde gazetecilik mesleğinin en temel ilkelerini hiçe sayabiliyor. Tüm bu rant düzeninin tek seçimle biteceğinin farkındalar. Çünkü eskinin kurumlarını yıktılar ama kendi kurumlarını kuramadılar. Uzun vadeli bir perspektife sahip değiller. Böyle bir entelektüel derinlik de iktidarın bünyesinde yok. Tümüyle Erdoğan’ın üzerine kurulmuş bu rejim, Erdoğan’dan sonrasını düşünemiyor bile… Bu nedenle “Tek adam rejimi” doğru tanımlama.

Durum böyle olunca iktidar basını “Aman enflasyondan bahsetmeyelim, seçimleri kaybederiz” endişesi içinde. Bu endişe bize, rejimin ne kadar kırılgan olduğunu da gösteriyor. Öte yandan gelecekte 2010’lu, 2020’li yılların iktidar basını da tarih kitaplarına konu olacak. Onlardan basın tarihimizin kara bir lekesi olarak bahsedilecek. Fakat bunu farkına varacak bir tarih bilinçleri de bile yok kendilerinde. Yazık…

Ekonomi Haberleri