CHP Genel Başkanı Özgür Özel, ara seçim çağrısı nedeniyle muhalefet turuna başladı. Özel’in muhalefet turunun ilk durağı olan DEM Parti'den, kamuoyunda tartışılan 'ara seçim' çağrısına net bir destek geldi. Görüşmenin ardından kameraların karşısına geçen DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Meclis'te boş bulunan vekillikler için ara seçimin yapılabileceğini ve yapılması gerektiğini belirtti.
Tutuklu vekil Can Atalay'ın durumuna dikkat çekerek yasa gereği parlamentoda olması gerektiğini hatırlatan Hatimoğulları, boş koltuk sayısının 8 değil 7 olarak kabul edilmesi gerektiğini ifade etti. Hatimoğulları ayrıca, toplumda oluşabilecek genel bir erken seçim beklentisine de kapı aralayarak, DEM Parti olarak bu mesajı almaya ve gereğini yapmaya hazır olduklarını duyurdu.
Özel'in konuşmasından önce çıkanlar şu şekilde:
Öncelikle bayram sonrası siyasette siyasi partilere, öncelikle de muhalefet partilerine bir dizi ziyarette bulunmayı ve içinde bulunduğumuz tüm süreçleri değerlendirmeyi planlamıştık. Ancak malum yeni gelişmeler, sıcak gündemler gündeme damgasını vuruyor. Bugünkü ziyaretimiz hem dış politikada olsun iç politikada olsun yaşananlar, hem birlikte içinde bulunduğumuz birtakım çalışmalar, hem de Cumhuriyet Halk Partisi'nin bir yıldır muhatap olduğu ve son dönemde de yeniden sıklaşan yargı eliyle siyasete yapılan müdahalelerle ilgili hemen her şeyi değerlendirme imkanı bulduk.
Öncelikle İran savaşının hem Türkiye'ye ekonomik ve siyasi etkilerini hem de bu içinde bulunulan ekonomik şartlar noktasında vatandaşın yaşadıklarını uzun uzun konuştuk. Ben Ekonomi Eşgüdüm Konseyimizin İran savaşı ile ilgili yapmış olduğu hem ekonomiye etkileri, riskler ve buna karşı önlem paketi önerimizi Sayın Eş Genel Başkanlarımıza sundum. Tüm siyasi liderlerle de bunu paylaşacağız. Geçtiğimiz hafta bu konuda yapmış olduğumuz bir açıklamada acil önlem paketi ile ilişkin önerilerimizin bir kısmını sizlerle de paylaşmıştık. Tabii özellikle orta ve uzun vadede Türkiye'nin alması gereken birtakım önlemler var ve bu konuya ilişkin de kapsamlı bir raporumuzu sunduk. Değerlendirildikten sonra konunun ilgilisi uzman arkadaşlarımız gerek Meclis zemininde ilgili komisyonlardaki arkadaşlarımız, gerekse MYK'mızda ve Cumhurbaşkanı Adayı Ofisindeki arkadaşlarımız gerekli temaslarda bulunacaklar.
"SAVAŞIN KAZANANI OLMAZ, KAYBEDENİ KADINLAR VE ÇOCUKLARDIR"
Ama ben bir kez daha şunu hatırlatmak istiyorum ki yukarıda da bu konuda karşılıklı ifadeler oldu toplantı sırasında da. Türkiye ekonomisi kötü yönetildiği için, son derece kırılgan olduğu için ve İran savaşı gibi bütün dünya ekonomileri üzerinde etki yapacak bir konuda gerekli koruma mekanizmaları olmadığı ya da zaten bunları geçmişteki örneğin bizim 19 Mart darbesi olarak ifade ettiğimiz dönemde o kadar çok rezerv yakıldı ve yerine konması için o kadar çok bedel ödendi ve bu bedeller vatandaşın sırtına yoksulluk, işsizlik, hayat pahalılığı olarak yansıdığı için yeni bir şok arada bir tampon olmaksızın bütün dünya ülkeleri kendi vatandaşlarını korurken Türkiye'de direkt vatandaşın sırtına biniyor.
Şunu bir kez teyit edelim. Savaşın kazananı olmaz, kaybedeni kadınlar ve çocuklardır. Bu savaşın da kaybedeni en kırılgan gruplar başta da yoksullar olarak hem Türkiye'de hem de Türkiye gibi böyle bir şoka hazırlıksız yakalanan, gerekli tedbirleri olmayan, gerekli tedbirlerini yanlış yönetim sonucunda başka yerlerde tüketmiş olan ülkelerde vatandaşın sırtına biniyor.
"BUNDAN SONRASI ARTIK HER ŞEYE ZAM GELMESİ VE YENİ BİR ENFLASYON DALGASI"
Örneğin sadece basit bir örnek olarak, İspanya... Düşünün, bizim komşumuza İsrail ve Amerika bombardıman yapıyor, Suriye'de yaşananlar hemen dibimizde oldu. Bir diğer taraftan Rusya ile Ukrayna savaşıyor. Ama örneğin İspanya 5 milyar euro tutarında ve 80 tedbir içeren bir paket açıkladı bu hususta. %7 elektrik tüketim vergisini tamamen kaldırdı. Doğal gazdaki KDV'yi %21'den 10'a indirdi. Dar gelirli haneler için elektrik desteğini arttırdı. Su ve enerji noktasında tamamen ücretsiz olarak bunları karşıladığı hanelerin sayısını arttırdı. Sanayiciye de %80 enerji desteği sağlıyor İspanya. Bu savaş çıktığından beri yapıyor bunları. Neden yapıyor? Sanayicisini, yoksulunu, kendi ülkesini korumak için yapıyor. Nasıl yapıyor? Bir paket açıkladı. Biz de bir paket önerisinde bulunduk. Önerilerimiz içinde sadece Eşel Mobil sisteminin 4'te 3 oranında uygulanmasını söylediler. O tükendiği günden itibaren de her gelen petrol fiyatlarındaki artış hem pompaya yansıyor, onun üzerinden de iğneden ipliğe her şeye yansıyor. Hiç durmadan da işte İspanya bu %80 indirim yaparken elektrikte, %60 oranında indirim yaparken elektrikten alınan vergilerde, Türkiye'de bir gecede elektriğe ve doğalgaza %25 zam yapılıyor. Bundan sonrası artık her şeye zam gelmesi ve yeni bir enflasyon dalgası.
Bunun için ekonomist arkadaşlarımızın hazırladığı kapsamlı bir paketi hem konuştuk, bir miktar tartıştık hem de sunduk. Bu konudaki kararlılığımız ve bu konuda hükümetin bir şeyler yapmaya zorlamaktan ziyade hükümetin bu krize ne kadar hazırlıksız yakalandığını teyit eden bir pozisyondayız. Ama halen daha yapılabilecek çok şey olduğunu ifade etmek gerekiyor ve bunu Türkiye'nin gündeminde tutmaya devam edeceğiz.
"BU ADIM DAHİ ATILMIŞ DEĞİL"
Bir diğer konu, Terörsüz ve Demokratik Türkiye. Bu konuda bir rapor hazırlandı, imzalandı. Heyetinde başkanı Sayın Numan Kurtulmuş'tu. O görevi kendisi yaptı ve o noktada hep birlikte bekliyoruz. Raporun 6. ve 7. maddeleri var ve bu maddeler bir an önce hem terörün sonlanması hem de demokratik adımların atılmasını gerektiriyor. Numan Bey büyük bir memnuniyetle ifade ediyor raporun tüm partiler tarafından büyük emeklerle hazırlandığını. Numan Bey'in başkanı olduğu parlamentoda örneğin Hatay Milletvekili, Hatay'ın seçilmiş milletvekili Can Atalay yok. Neden? Çünkü Anayasa Mahkemesi'nin bir kararı uygulanmadığı için yok. Sonra o karara karşı alınmış başka bir mahkemenin kararı var. Anayasa Mahkemesi'nin ikinci kararı diyor ki; "Bu karar, Can Atalay hakkında Anayasa Mahkemesi kararını uygulamama kararı, yok hükmündedir" diyor. Ve bu yüzden yapılması gereken tek bir iş var. Numan Bey yani açacağız interneti bir bakacağız, Numan Bey'in haklı talimatıyla milletvekili kütüğüne Can Atalay işlenmiş ve yemin etmek üzere bekleniyor Can Atalay. Yapılması gereken tek iş bu artık. Bu adım dahi atılmış değil.
"DURDUĞUMUZ YERDE DURUYORUZ VE BU KONUYU BİR KEZ DAHA HATIRLATIYORUZ"
Belediyelerimizde, daha çoğu DEM Parti'ye ait olmak üzere kayyumlar görev yapıyor. Bizim Şişli'de, Esenyurt'ta, Ovacık'ta kayyum oturuyor. Oysaki hep birlikte rapora imza attık ki kayyum uygulamasını sonlandırmak gerekiyor. Ama bu konuda hiçbir adım atılmıyor. Bu konuda başta Sayın Meclis Başkanı'na olmak üzere siyasi partilere görevler düştüğünü konuştuk ve bu konuda adımların atılması gerekiyor. Bu konuda tavrımız, tutumumuz nettir. Durduğumuz yerde duruyoruz ve bu konuyu bir kez daha hatırlatıyoruz.
Ben önümüzdeki günlerde Sayın Numan Kurtulmuş'a siyasi parti ziyaretlerini bitirdikten sonra bir randevu talebim olacak ve uygun görmeleri durumunda kendileriyle bir görüşme yapacağız. Bu görüşmede hem raporun 6. ve 7. maddeleri ile ilgili, hem diğer kendisinin atması gereken adımları kendisiyle de müzakere etme ve bu konudaki beklentimizi dile getirme imkanı bulacağım.
"HEPİMİZİN BÜTÜN MAL VARLIKLARI AÇILSIN VE NASIL EDİNDİĞİMİZ ARAŞTIRILSIN"
Ayrıca görüşmemizde birlikte çalışacağımız alanlardan bir tanesi olarak Siyasi Etik Yasası'nı konuştuk. Biliyorsunuz biz yaklaşık 8 senedir siyasetin finansmanı hem yerel yönetimlerde hem de tüm seçilmişler, milletvekilleri için, atanmışlar, bakanlar için ve üst düzey bürokrasi için bir siyasi etik yasasına ihtiyaç duyulduğunu ifade ediyoruz. Yasa teklifimiz mecliste duruyor. Hemen her sene de bu gündeme geliyor ve AK Parti ve MHP buna yanaşmıyor. Bu konuda Sayın Erdoğan öyle ya, toplumdaki genel kabul, Cumhuriyet Halk Partisi'nde eğer belediyelerde bir yolsuzluk, bir eksiklik varsa bunun 100 katının AK Parti'de olduğunu herkes biliyor. Ben de büyük bir özgüvenle diyorum ki; kendine güvenen, hesabını kitabını, mal varlığını, her şeyini bir ortaya koysun bakalım. Bugünden sonrası için, ben iddia ediyorum, bugünden geriye dönük için; Ekrem İmamoğlu da bundan muaf değildir, Özgür Özel de muaf değildir. Ancak Erdoğan da muaf değildir, Akın Gürlek de muaf değildir. Hepimizin bütün mal varlıkları açılsın ve nasıl edindiğimiz araştırılsın. Bu konuda Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu'nun da özgüveni tamdır. Siyasete girdiği günden sonra bir zenginleşme yaşamamıştır siyaset yoluyla. Biz de öyle düşünüyoruz. Bütün siyasi liderlerin de bu konuda yaklaşımını duymak istiyoruz. DEM Parti'nin zaten her sene herhalde 8 senedir Cumhuriyet Halk Partisi bunu gündeme getirir, Meclis'teki tutumu da zaten son derece olumludur, özgüvenlidir. Bunu tüm muhalefet partileriyle konuştuktan sonra Numan Bey'le bu konuyu da, kendisinin bir çağrısıyla iktidar, muhalefet birlikte bir siyasi etik yasası çıkarma noktasında inisiyatif almasını isteyeceğiz.
Ayrıca seçim yaklaşıyor. Her geçen gün biz iktidara yaklaştığımızı düşünüyoruz. Türkiye'de muhalefetin güçlendiğini ve iktidarın yıprandığını biliyoruz. Bundan dolayı da sürekli seçimden kaçıyorlar. Burada iki şey gündeme geliyor; bir tanesi seçim güvenliğine yönelik olarak yine tüm siyasi partilerin çalışmaları var, önemli. Ama seçim günü güvenlikten ziyade seçimden önce, daha seçmenin karar verme aşamasında seçmenin oyunu çalma yaklaşımını dijital platformlar üzerinden, her geçen gün biraz daha yapay zekanın gelişmesiyle ve algoritma oyunlarıyla ve dünyanın dijital oligarklarının dünyadaki otoriter popülist liderleri destekliyor olmasıyla çok ciddi bir kaygımız var bu noktada. Türkiye'nin bu konuda da güvenli ve denetlenebilir bir noktaya gelmesi gerekir diye düşünüyoruz. Bu konuda da çeşitli görüş alışverişleri yaptık, heyetlerimizin bu konuda birlikte çalışmalarında fayda olacağını düşünüyoruz. Biz böyle bir öneride bulunduk.
"KORUMAMIZ VE GÜVENCE ALTINA ALMAMIZ GEREKEN EN TEMEL KONU DA ADİL VE SERBEST SEÇİMLER VE ANAYASAL DEMOKRASİDİR"
Ve söylemek istediğim hususlardan sonuncusu da şudur: Siyasi partiler rekabet etmek için varlar elbette. O yüzden ekonomide rekabet edebiliriz. Bazı partiler örneğin liberal ekonomiyi savunur, bazısı kamucu ekonomiyi savunur, bazıları hibrit modeller savunur. Sosyal politikalarda elbette yarışabiliriz. Ulaşım politikalarında farklı tercihlerimiz, farklı önerilerimiz, farklı yöntemlerimiz vardır, yarışırız. Tarım politikalarında rekabet edebiliriz, sağlık politikalarında rekabet edebiliriz. Ancak demokrasi, partilerin rekabet alanı değil, partilerin vazgeçemeyecekleri ortak savunu alanıdır. Ancak demokrasiden vazgeçmek bir rekabet alanı olarak değil, buna karşı bir direnme alanı olarak tarif edilebilir. Mutlak demokrasiyi ve demokratik yarışın serbestçe yapılmasını savunmak hepimizin uzlaşma alanı olmalıdır. Tüm muhalefet partilerinin demokratikleşme, adil ve demokratik rekabet düzenini kurma ve güvence altına alma konusunda uzlaşma içinde olması gerekmektedir. Korumamız ve güvence altına almamız gereken en temel konu da adil ve serbest seçimler ve anayasal demokrasidir.
İşte bu sandığı koruma meselesinde büyük bir saldırı altında Cumhuriyet Halk Partisi. Bu konuda tüm siyaset kurumundan bir dayanışma ve Cumhuriyet Halk Partisi'nin içinde bulunduğu saldırıya karşı demokratik zeminini korumak için ortaya koyduğu tüm yaklaşımlarda destek talebini tüm siyasi partilere geçmişte de ilettik. Bu konuda da 31 Mart'ın yıl dönümünde otobüsün üstünden de söylediğim gibi, Türkiye'deki muhalefet partilerinin sayın genel başkanlarına göstermiş oldukları dayanışma için teşekkür ettik. Bugün bunu bir kez daha burada eş genel başkanların huzurunda ifade etmek isterim.
"BU MİLLETİN ÖNÜNE BU SANDIK GELECEK DEMİŞTİK VE BU SANDIĞI GETİRMEK İÇİN NE GEREKİYORSA ONU YAPACAĞIZ DEMİŞTİK."
Çok konuşulan bir konu olduğu için, o konuda da hem ben kendi görüşlerimi ifade ettim hem sayın eş genel başkanların görüşlerini, yaklaşımlarını dinleme imkanı oldu. 31 Mart günü biz milli maç için Türkiye'den ayrılmak üzere uyanmışken, 31 Mart'ın yıl dönümünde yeni bir darbeyle veya darbenin bu sefer Bursa ayağıyla karşılaştık. Ve 2 yıldır sürekli AK Parti'ye geçeceği bir yerlerde söylentilerle söylenen ve kendisinin yalanladığı, defalardır "Ya AK Parti'ye katıl ya içeriye atıl" tehditlerine karşı dik durmuş olan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanımıza; görev yaptığı dönem değil, geçmiş dönem değil, 7 yıl öncesinde görevde olduğu belediyeden de değil, bir vakfa, ailesinin de görevler aldığı bir vakfa zorla bağış yaptırdığı iddiasıyla operasyon yapıldı. Bu iddiayı söyleyen kişiler; bir şirket, 3 kişi. Biri yurtdışında, biri firarda, biri olmuş itirafçı ve diyorlar ki "Bize Bozbey zorla bağış yaptırdı." Bu üç kişiden birinin evinin önünde 500 kişi eylem yaptı geçtiğimiz gün. Çünkü emlak dolandırıcısı. 500 aileye aynı yeri başka başka kişilere satmış ve kimseye de teslim etmemiş. Böyle birinin ifadeleriyle bir operasyon yapıldı. Ve milli maça gitme programımızı iptal ettik. Yaptığımız basın toplantısında da Bursa'nın sandıkta Bozbey'i seçtiğini, meclis çoğunlukları olduğu için önce tehdit ettiklerini, ya bize katılacaksın ya içeriye atılacaksın. Sonra da bu fasaryadan operasyonu yaptıklarını söylemiştim ve bu meclis darbesine, bu sandığa karşı yapılan yargı darbesine teslim olmayacağımızı söylemiştim. Ve bir orada da çok kararlılıkla ifade ettim; bu millet sizin gibi düşünmüyor. Ama siz milletin fikrine saygı duymuyorsunuz. Millet başka bir şey söylüyor inatlaşıyorsunuz. İstanbul seçimini CHP kazanıyor iptal ediyorsunuz. Bir daha kazanıyor, 5 yıl zulmediyorsunuz, bir sürü haksızlık yapıyorsunuz. Yine kazanıyor, diploma iptal edip içeri atıyorsunuz. Bozbey Bursa'yı 47 yıl sonra kazanıyor AK Parti'den alıyor, onu içeriye atıp Bursa'yı almaya çalışıyorsunuz. Bu milletin önüne bu sandık gelecek demiştik ve bu sandığı getirmek için ne gerekiyorsa onu yapacağız demiştik.
"BU KONUDA DA MECLİS BAŞKANININ ÜZERİNE DÜŞEN GÖREVİ YAPMASI ZORUNLUDUR"
Ve bu konuda da Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş'a önemli bir görev düştüğünü, siyasi partilerle bunu görüştükten sonra kendisine de gideceğimi söylemiştim. Tabii bu kamuoyunda çokça tartışıldı, ana gündem haline geldi ve ara seçim tartışmaları yapılıyor. Öncelikle şunu söylemek gerekiyor: Anayasamıza göre ve Milletvekili Seçim Kanunu'nun 7. maddesine göre ara seçim son 1 yılda yapılamaz. Ve ilk 30 ayda yapılamaz. Onun dışında, hüküm: "Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliklerinde boşalma olması halinde ara seçime gidilebilir" demiyor, "gidilir" diyor. "Ara seçimlere her seçim döneminde bir defa yapılabilir" demiyor, "yapılır" diyor. Ve "Genel seçimden 30 ay geçmedikçe ara seçime gidilemez" diyor. "Boşalan üye sayısı üye tam sayısının %5'ini bulduğu hallerde 30 ay beklenmeden ara seçime 3 ay içinde gidilir" diyor.
Şimdi ne 30 aydayız ne son 1 yıldayız. Boşalmış 8 tane milletvekilliği var. AK Parti'den öncesinde, Türkiye demokrasisinde kanuna uygun ve Anayasa'nın emirlerine uygun şekilde bu ara seçimler hep yapıldı. Bir an önce Türkiye Cumhuriyeti'nin, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin boşalan sandalyeler için ara seçim kararı alması, bu konuda da meclis başkanının üzerine düşen görevi yapması zorunludur arkadaşlar. Bir kere bunun altını çizelim.
"CAN ATALAY'I BİR KERE DAHA HATAY'A SORMAK İSTERİZ"
Ondan sonra birçok tartışma yürüyor. Efendim işte bazı gazeteler manşetlerle çıktılar, gazetecilik gereği doğrudur yapılan işler. Her yönüyle konuşulmalıdır. Cumhuriyet Halk Partisi 22 milletvekili istifa ettirerek, 22 milletvekili istifa ettirerek ara seçim yapma işi ilk 30 ayın işidir (22 ya da 30'a tamamlayarak). Şu anda bir kez ara seçim zorunluluğu vardır ve yapılmalıdır. 22 milletvekili ara seçim yapılsın da, bizim 22 milletvekilimiz mi istifa ettiririz? İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Adana gibi Türkiye açısından çok önemli fikirler verecek, büyükşehirlerde mi milletvekili istifa ettiririz? Türkiye coğrafyasında en çok seçmeni götürecek şekilde mi istifa ettiririz? Ya da sadece İstanbul'da (mesele İstanbul'da geçiyor ya) ya da geçtiği yerlerde İstanbul, Bursa, Antalya ve Adana'da mı olur? Onlar Cumhuriyet Halk Partisi'nin o an vereceği kararlardır. Burada bir öngörülebilirlik lüksünü iktidara tanımak istemem. Kimse şöyle düşünmesin; "22 milletvekili istifa etmezse ara seçim olmaz." O ara seçim olacak arkadaşlar, Anayasa öyle diyor. Olmazsa Numan Bey de bunun sorumluluğunu taşır, iktidar partisi de Anayasa'nın emrettiği bir ara seçimden kaçma sorumluluğunu taşır. O ara seçimin yapılmasıyla ilgili irade ortaya çıkmalıdır. Onun dışında biz geçmişte 30'a tamamlayarak ara seçime zorlamayı konuştuk ve tartıştık. Bu ilk 30 ayda zorunlu. Şu anda 22 rakamı... aşmak ya da altında kalmak. Belli yerlerde seçilecek milletvekili olmak ya da sadece bu 8 yerde seçilsin. Boşalmış mı boşalmış. Kastamonu'yu merak ediyoruz. Afyon'u merak ediyoruz. Hatay boş mu değil mi onu Numan Bey'den duymak istiyoruz mesela. Bizce Hatay boş değil. 8 değil 7 milletvekili şu anda. Bir tanesi Numan Bey'in derhal inisiyatif alarak meclise çağırması gerektiği bir pozisyonda. Ama İstanbul 1. Bölge. Murat Kurum'dan ve Sırrı Süreyya'dan boşalan, rahmetli Sırrı Süreyya'dan boşalan. İstanbul 1. Bölge'de seçmenin karşısına çıkmaya AK Parti'nin cesareti var mı? Bunu soruyoruz. Ara seçim kararı alınınca, belli yerlerde örneğin Hatay'da bir ara seçim kararı alınabilecek mi alınamayacak mı görmek istiyoruz. Alınırsa orada bizim adayımız olmalı mı bunu tartışırız. Ama orada Can Atalay'ı bir kere daha Hatay'a sormak isteriz mesela eğer hala Can Atalay orada tutuluyorsa.
Biz buraya, arkadaşlar, siyaset yapmak üzere gelmedik. Biz buraya siyaset kurumunun içinde bulunduğu çoklu saldırı ve milletin karşı karşıya olduğu çoklu zorluklara karşı en dayanışması gerekenler, bu zulmü yapanlara karşı bütün muhalefetin bir ve beraberce bir mücadele hattında olması için ve bugüne kadarki birleşik mücadelenin arttırılması ve pekiştirilmesine yönelik toplam bir talebin ilk ziyaretini yapmak üzere geldik. Ev sahipliği için ve bugüne kadar partimizde gösterilmiş olan bizleri de fevkalade memnun eden dayanışma için, özel olarak teşekkür ediyorum.
Özel'in ardından konuşan Hatimoğulları, şunları kaydetti:
uzun uzadıya değerlendirdik. Ve biz savaşa hayır derken bir yandan insanların ölümüne hayır diyoruz, bir yandan da insanların açlığına hayır diyoruz. Ve bu dönem makamların kendini yarıştıracağı bir dönem değil. Bu dönem soframıza, evimize düşen ateşi söndürmek için ortak ve hızlı adımların atılması gereken bir dönem. Ve dünya böyle bir savaş, küresel ölçekte bir savaşla, bir küresel yoksullukla mücadele edilirken, Türkiye'deki gündeme dönüp baktığımızda muhalefete dönük bitmek bilmeyen baskıların yoğun bir biçimde devam ettiğine tanıklık ediyoruz. Bakın savaşın ateşi, savaşın ateşi etrafımızda. Milyonlar aç. İktidar kiminle uğraşıyor? Muhalefeti zayıflatmakla uğraşıyor. Muhalefeti yargı yoluyla zayıflatma peşindeler, baskıyla zayıflatma peşindeler. Muhalefetin içindeki dayanışmayı bölme peşindeler. Yargıyı muhalefetin üzerinde Demokles'in kılıcı gibi sallandırmaya da devam ediyorlar.
"EKREM İMAMOĞLU OLMAK ÜZERE BÜTÜN SEÇİLMİŞ BELEDİYE BAŞKANLARI SERBEST BIRAKILMALIDIR"
Yargı krizi bir demokrasi krizidir. Suç iddiaları varsa, seçilmişlerin hepsi yerli yerinde duruyor, görevleri başında duruyorlar. Seçilmişler, kesinlikle, defaatle ifade ettik, seçilmişler tutuksuz bir şekilde yargılanmalıdır. Ve bugün başta Sayın Ekrem İmamoğlu olmak üzere bütün seçilmiş belediye başkanları serbest bırakılmalıdır. Kayyımlar ortadan kaldırılmalı, seçilmiş belediye eş başkanları ve belediye başkanları hızla görevlerine iade edilmelidir.
Aynı şekilde yine memleketim Hatay'ın milletvekili olan sevgili Can Atalay hapiste tutulması şu anda bir anayasal suçtur. AİHM kararına rağmen, AYM kararına rağmen hala hapishanede tutulması bir suçtur. Halkın iradesini yok saymaktır, seçilmişi yok saymaktır. Ve bugün demokrasinin karşı karşıya kaldığı en önemli tehlike, olmazsa olmaz olan seçme ve seçilme hakkının yurttaşın elinden alınması. Böyle bir uygulamayla karşı karşıyayız ve bu uygulama derhal bitirilmelidir. CHP belediyelerine sistematik operasyonlar hukuki değildir, siyasidir. Siyaseti dizayn etme hamleleridir ve biz DEM Parti olarak başından beri bunun karşısında olduğumuzun belirtmek isterim. Yargı iktidarın vesayetinden derhal kurtulmalıdır. Baskılara karşı daha güçlü bir mücadele ve daha güçlü bir dayanışmanın örneklerini hep beraber sergilemenin zamanıdır.
"GECİKME ZAMANI DEĞİLDİR"
Ve değerli arkadaşlar, yine bugün bizlerin de DEM Parti olarak ve Türkiye'nin gündemi açısından çok temel gündemlerden biri olan bir konuyu daha konuştuk. O da süreç meselesi. Biliyorsunuz geçtiğimiz senenin 27 Şubat'ında Sayın Öcalan'ın çağrısıyla Barış ve Demokratik Toplum süreci başladı. Ve bu süreçle ilgili bugüne kadar atılan adımlar, nerede eksik kalındı, ne yapılabilir bu konuda, bütün bunları hep birlikte değerlendirdik. Bakın baştan beri, bak baştan beri bu süreçte bir yavaşlıkla bu sürecin ilerletilmeye çalışıldığını ve aslında ilerletilmediğinin altını biz her fırsatta çizdik. Evet bir komisyon oluştu, bu komisyon görevini tamamladı ve parlamentoya raporunu sundu. Şimdi yapılması gereken hukuki ve yasal düzenlemelerle ilgili hızlıca paketlerin çalışılması, hızlıca bir çerçeve yasanın üzerinde emek verilmesi. Ama hala bu konuda atılmış bir somut adım yok. Ve bu konuda elbette İktidar Partisi de, partisi ve ortağı elbette hepimizden daha sorumlu. Çünkü şu anda meclis çoğunluğu ellerinde ve bu yasanın getirilmesi kendi inisiyatifleriyle, kendi ön açıcılıklarıyla mümkündür. Dolayısıyla biz buradan bir kez daha iktidara sesleniyoruz ve devlet aklına sesleniyoruz. Bu süreç İran'daki gelişmeleri izlemek ve İran'daki gelişmelerin bir fren görevi görmesini sağlaması gerektiren bir süreç değil. Tam da bu kadar ekonomik yoksulluktan bahsederken, tam da savaşın bizim sınırlarımıza dayandığı ve her yerin ateşin sardığı bir dönemde barışı başta ülkemiz olmak üzere bölgede tesis edebilmenin yolu bu konuda somut adım atmakla mümkündür ve tam da zamanı. Gecikme zamanı değildir.
"DAHA İLERLETİCİ BİR ROL OYNAMAMIZ GEREKEN BİR DÖNEMDEN GEÇİYORUZ"
Ve bu süreç AKP-DEM Parti arasına sıkıştırılmış bir diyalog ve görüşme süreci değil, 86 milyonun demokrasisinin mümkün olmasıyla gerçekleşecek bir süreçtir. Bu sürecin başarısı ana muhalefet partisi ve bütün siyasi partiler, bütün toplumsal öznelerin ortak tavrıyla da mümkündür. Bu konuda ben başından beri bizlerle dayanışma içinde olan ve bu sürecin başından beri destekleyen Cumhuriyet Halk Partisi'ne ve özel olarak Sayın Özgür Özel'e ve Ekrem İmamoğlu'na partimiz adına teşekkürlerimizi sunuyorum. Gerçekten başından beri bu süreci büyük bir samimiyetle desteklediler ama daha fazla şey yapmamız gerekiyor. Bu süreci ilerletmemiz gerekiyor. Bu sürecin ilerletilmesi için yine bahsini ettiğim gibi bütün siyasal ve toplumsal öznelerle daha güçlü, daha ilerletici bir rol oynamamız gereken bir dönemden geçiyoruz. Barışa dair sözü ve eylemi olanlar ancak Türkiye'nin geleceğinde söz sahibi olur. Ve gerekli yasal düzenlemelerin çıkarılması için, Türkiye'nin demokratikleşmesinde az da olsa adımların atılması, o kapının aralanması için hepimizin çok daha fazla elini taşın altına koyması gereken bir dönem.
Ve değerli arkadaşlar yine değerlendirdiğimiz konulardan bir tanesi, biraz önce değerli Genel Başkanın da ifade ettiği gibi, siyasi etik yasası. Bu konuda daha önce de Cumhuriyet Halk Partisi'nin parlamentoya kanun teklifleri olmuştur ve bizler bu yasanın kesinlikle bu meclisten çıkması gerektiği kanaatindeyiz. Hatta bu yasanın sadece seçilmişler için değil, aynı zamanda bürokratları da kapsayacak şekilde geniş bir biçimde dizayn edilmesi gereken bir yasa, buna da Türkiye'nin ciddi anlamda ihtiyacı var.
"ARA SEÇİM YAPILMALI"
Seçim güvenliği meselesini konuştuk. Biraz önce yine Sayın Genel Başkanın ifade ettiği gibi, günümüz koşullarında dijital saldırılar ve müdahaleler, yine yapay zeka yoluyla gerçekleşen, gerçekleşme ihtimali olan müdahalelere karşı elbette teknolojik bir donanıma ihtiyaç var, bilgiye ihtiyaç var ve bu anlamıyla önemli ölçekte bir teknik hazırlıklara da ihtiyaç var. Seçim ne zaman olursa olsun bu hazırlıklara erkenden girilmesi de önemlidir. Bunu birlikte karşılıklı konuştuk ve paylaştık.
Yine Sayın Genel Başkanın ifade ettiği, konuşmasında ifade ettiği parlamentoda eksik olan 8 milletvekili. Aslında biz bunu belki 7 diye tarif etmeliyiz. Çünkü değerli Can Atalay yasa gereği de şu an parlamentoda olması lazım, hapishanede değil. Dolayısıyla bu vekillerin seçilmesi için bir ara seçim evet yapılabilir, yapılmalı. Ve bizler daha önce de ifade ettiğimiz gibi toplum bir genel anlamda bir erken seçim beklentisi içindeyse bizler DEM Parti olarak toplumun bu mesajını alırız ve DEM Parti olarak da bu çerçevede, toplumun talepleri çerçevesinde de bir olası seçimde hazırlıklı olduğumuzun da altını çizmek isterim. Değerli basın emekçileri sizlere çok teşekkür ediyorum ve ben bir kez daha değerli Genel Başkan Sayın Özgür Özel'e ve beraberindeki heyete bu nazik ziyaretleri ve faydalı görüş alışverişi için kendilerine teşekkürlerimi sunuyorum.
SORU - CEVAP
Gazeteci:
Efendim sorularımız olacak sizlere ama, öncelikle Tülay Hanım sorum size. Ekonomi ve savaşı hatırlattınız. Ara seçimin gerçekleşmesi için istifa olasılığında, milletvekillerinin istifalarının genel kurulda oylanması için 301 oy desteği gerekiyor. DEM Parti için ara seçime oyunuz ne olacak? Kabul mü, evet mi? Birinci sorum bu.
İkinci sorum, Meclis Başkanı'nın Perşembe günü bir basın toplantısı düzenlemesi hazırlığı var Meclis'te. Süreçle ilgili henüz sizlere koordinasyon ekibine davet yapılmadığını biliyoruz. Öte yandan PKK'nın yönetici kadrosu için de yasal düzenlemede yer verilmeyeceği iddiası var. Süreçle ilgili davet sizce neden yapılmadı? Yasa hazırlıkları konusunda Meclis Başkanı'nın çağrısını hala bekliyor musunuz? Bununla ilgili bilgi alabilir miyiz?
Özgür Bey bu sorum da size olacak. 301 şartı söz konusuyken, anayasanın ara seçimle ilgili maddesinde "milletvekilleri istifa etse dahi o milletvekillerinin istifasının onaylanmaması sıkıntısı" baş gösterecek görünüyor. İktidar cephesi "Cumhurbaşkanlığı sandığını koymayacağı ara seçime" hangi gerekçeyle sizce hayır diyebilir? Seçimden kaçış noktasında siz bunu nasıl yorumlarsınız? Teşekkürler.
Özgür Özel:
Siz de başlayabilirsiniz, fark etmez başkanım.
Arkadaşlar özellikle şunu ifade etmek isterim. Bir kez, 301 şartı diye bir şart milletvekili istifası için söylediğiniz. Bir kere bugün ara seçim yapılması için Meclis'in yüzde 5'inin boşalması gerekliliğinin tarif edildiği dönemde değiliz. O dönem 30 aylık, ilk 30 aylık dönem. Oraya istisna diyor, yüzde 5'i boşalırsa 90 gün içinde hemen yapılır. Ama bir ara seçimin yapılması, bir sefer yapılması ve boşalan milletvekillikleri için yapılması anayasal gereklilik ve amir hükmü. Ara seçim maddesinin, Milletvekili Seçim Kanununun 7. maddesinin amir hükmü. Yani yapılabilir demiyor, yapılır diyor. Onun için, biz milletvekili istifa ettirip de bunlar kabul edilirse ara seçim olacak diye bir mesele yok. Bu, yandaş televizyonlardaki birtakım yorumcuların meseleyi doğru aktarmaması ve yanlış yerden tartışmasıyla... biz içeride de bu konuyu konuştuğumuzda, ilk olarak bu tespiti yaptık zaten.
Ha, onun dışında şöyle bir şey var. Zaten kurulması gereken ara seçim sandığı konduğunda, bu benim tercihim olarak, ben isterim ki özellikle en çok tartışılan illerde, İstanbul'un tümünde, Aydın'da, Adana'da, Antalya'da... Yani AK Parti'nin seçmen iradesine el uzattığı yerlerde seçmen sözünü söyleyebilsin ve Türkiye'de mümkün olan en çok seçmen sandığa gitsin ki, bu ara seçimin sonucu kaçılamayacak bir erken seçim de olsun. Bu benim, Cumhuriyet Halk Partisi'nin yapılması anayasal olarak zorunlu ara seçim için harekete geçildiğinde yapabileceğim bir şey.
Bunu AK Parti isterse olabilecek bir şey olarak tartışılıyor olmasının yanlış bir hat olduğunu değerlendiriyorum. Ben yaptığım basın toplantısında da "Ben milletvekilleri istifa ettireceğim" öncelikle demedim. Dedim ki; "Önce ara seçim konusunda Numan Bey ve siyaset üstüne düşen adımı atmalı, sonrasında benim atacağım, bizim atacağımız adımlar da olur."
Çok konuşulduğu ve merak edildiği için söylüyorum; 30'u bulmadan ara seçim olmaz geçti. O, ilk 300 günlük süreydi, 30 aylık süreydi, o geçti. Şimdi zaten yapılması lazım. Ha, sorunuz "Ara seçim olacaksa olduğunda milletvekili istifası düşünüyor musunuz?"
Evet! Çok önemli, başta İstanbul'un tümü olmak üzere, AK Parti'nin milletin iradesine saldırdığı her yerde daha çok seçmen fikrini söylesin diye düşünüyoruz. Bu başka bir şey. AK Parti'nin "evet"ine kalmamış ara seçimin yapılması, Toplum Sözleşmemizin 78. maddesinde çok net şekilde yazıyor. Ona uygun olarak çıkarılmış Milletvekili Seçim Kanunu'nun 7. maddesinde şüpheye yer bırakmayacak şekilde yazıyor. Teşekkür ederim.
Tülay Hatimoğulları:
İlk sorunuzdan başlayayım. Böyle bir şey şu an için söz konusu değil. Yani gündeme bu şekilde, sizin sorduğunuz biçimiyle henüz gelmiş değil. Ve dolayısıyla biz henüz kurullarımızda bu konuyla ilgili geniş bir değerlendirme yapabilmiş değiliz.
İkinci sorunuza gelecek olursam, koordinasyon çağrısı dediniz ve süreç nasıl ilerleyecek, yasa hazırlıkları... Şimdi şu ana kadar koordinasyona dönük bir çağrı yapılmadı. Fakat yapılması gereken çok açık ve net. Komisyon çalışmasını tamamladı ve parlamentoya sundu. Burada sonuç alıcı iş olarak değerlendirdiğimizde yapılması gereken şey, artık ihtisas komisyonlarının teknik anlamda yasaları hazırlamaya başlamaları. Fakat bunun için de siyasetin karar vermesi. Yani siyaset karar vermeden biz parlamentonun işleyişini çok iyi biliyoruz. Siyaset karar verdikten, vermedikten sonra komisyonlar kendi kendine toplanıp kendi kendine bir çerçeve yasa çıkarmayacağını çok iyi biliyoruz. Dolayısıyla sırasıyla yapılacak işleri özetleyecek olursak; birincisi siyaset karar verecek diyecek ki "Biz Nisan ayında çerçeve yasayı çıkarıyoruz." Bunun için de komisyona bir görev verilecek, komisyon da bununla ilgili yapmış olduğu çalışmaları ya da yapacağı çalışmaları hızlandırması gerekiyor. Tabii ki bizler şöyle duyumlar almıyor değiliz, bazı taslaklar hazırlanmış şeklinde. Ama bu taslakların ne şekilde hazırlandığını, içeriğinde ne var, çerçevesi neyi ihtiva ediyor bunu bilmiyoruz. Dolayısıyla bunu görmemiz lazım, bu adımların atılması gerekiyor.
Bizler çerçeve yasanın son derece kapsayıcı ve sonuç alıcı bir yasa olmasını önemli buluyoruz. Yani birilerini kapsayan, birilerini kapsamayan, orada kategorilere ayırmak vesaire... Bu çerçeve yasayı daraltır ve süreçle ilgili daha hızlı ilerlenmesinin önünü açabilmek için çerçeve yasanın dediğim gibi kategorilere ayrılmadan, en geniş çerçeve ve genişlikte olması şarttır diye düşünüyoruz. Teşekkür ederim.
Gazeteci:
Efendim İmralı'da da bir yerleşik ofis, çalışma ofisi kurulacağı iddiaları var. Buna ilişkin bir konuttan mı bahsediliyor yoksa bir çalışma ofisi mi söz konusu? Bir yandan da İmralı heyeti oradaydı, bu noktada bir not ilettiler mi size? Ve buna ek olarak bir iddia var; Öcalan'ın doğduğu evin müze olarak müze, müzeye çevrileceği iddiası. Böyle bir talep var mıdır, nasıl değerlendirirsiniz?
Tülay Hatimoğulları:
Sayın Öcalan'ın doğduğu evin müze olmasını tabii ki isteriz. Olursa da ne güzel olur. Bununla ilgili de girişimler oluyor.
Diğer sorunuz, çalışma ofisi mi ve konut mu? Bizim bilgimiz dahilinde olan şudur: Orada bir konutun olduğu, yapıldığı... Fakat bu tartışmanın, 4 duvarı... arasına sıkışmış bir tartışma olarak görmüyoruz biz. Buradaki mesele eski bir konuttan alınıp yeni bir konuta konmak diye zaten Sayın Öcalan da böyle bakmıyor, biz de öyle bakmıyoruz. Dolayısıyla burada bu sürecin bir başlatıcısı olarak, bu sürecin en önemli aktörü olarak olması gerekenler şunlar: Birincisi Sayın Öcalan'ın özgür yaşayabileceği ve çalışabileceği ortam sağlanmalı. Yani Türkiye'deki bütün siyasi parti, hukukçular, akademisyenler, gazeteciler kendisiyle görüşmek istediğini biliyoruz. Ve bu olanakların sağlanması. Burada esas hani konutu 4 duvar gibi değil, tam tersi hani bir iletişim kanallarının açılması ve bunun sağlanması, bunun statüsünün bu şekilde belirlenmesi olarak görüyoruz. Bu konuda henüz atılmış bir adım yok. Biz her fırsatta bu konuda hızla bir adım atılmasının bu sürece çok büyük bir fayda sağlayacağına inanıyoruz, barışın bu topraklarda kalıcılaşmasına çok büyük bir katkı sağlayacağına inanıyoruz.
Ayrıntılar geliyor...
CHP Lideri yarın TİP ve EMEP'i ziyaret edecek, Perşembe günü İYİ Parti, Cuma günü de Gelecek, Saadet ve DEVA Partisi ile görüşecek.
Bu görüşmelerin ardından Özgür Özel'in TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ile görüşmesi bekleniyor.
Özel, Bursa Büyükşehir Belediyesi'ne düzenlenen operasyonun ardından CHP Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında, “Anayasa'nın, ara seçimi emrettiği günlerdeyiz. Ara seçimle ilgili Meclis Başkanı’nın da alması gereken bir tutum var. Biz de bu konuda üstümüze düşeni yapacağız. Ve bir ara seçim sandığının kurulması gerektiğini düşünüyoruz” ifadelerini kullandı. Özel ayrıca, ara seçim kararının alınması halinde “çok iddialı bir hamle” yapacaklarını belirterek detayların daha sonra açıklanacağını söyledi.
Bu açıklamaların ardından siyaset kulislerinde dikkat çeken bir iddia gündeme geldi. CHP’nin Meclis’te ara seçim kararı alınabilmesi için 22 milletvekilini istifa ettirmeyi planladığı öne sürüldü.
Anayasa’nın 78. maddesine göre, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 30 milletvekilliğinin boşalması halinde ara seçim yapılabiliyor. Mevcut durumda Meclis’te 8 milletvekilliği koltuğunun boş olduğu belirtilirken, 22 milletvekilinin daha istifa etmesi halinde bu şartın sağlanabileceği ifade ediliyor.