CHP'nin, Ekrem İmamoğlu'na özgürlük ve erken seçim talebiyle başlattığı "Millet İradesine Sahip Çıkıyor" mitinglerinin 93'üncüsü bugün Burdur'da Cumhuriyet Meydanı'nda düzenlendi.
Miting alanında konuşan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, CHP'nin tutuklu bulunan İBB Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'na yeni bir dava açıldığını duyurdu. Özel, "Bunu ilk benden duyacaksınız, Ekrem Başkan'a yeni bir dava açmışlar. Dava ne? Makam aracı davası. Suç? Kendi şirketinden belediyeye araç kiralamak. Neymiş? Ekrem İmamoğlu Beylikdüzü Belediye Başkanı olmuş, belediyenin makam aracını beğenmemiş, kendi şirketinden makam aracı vermiş, o aracı belediyeye kiralamış; bundan dolayı dava açmışlar." dedi.
Özel devamında bu ifadeleri kullandı:
"Şimdi dava iddiası bu; hepinizin göreceği, mahkemenin de göreceği gerçek şu: Beylikdüzü Belediyesi AK Parti’den alınır, borç buraya kadar. Makam aracı AK Partili bir şirketten fahiş fiyata kiralanmış. Ekrem İmamoğlu der ki: 'Bu aracı gönderin geri, bu parayı ödeyemeyiz bu lüks makam aracına'. Makam aracı gider. Ekrem Başkan kendi şirketinden bir makam aracı ister. Savcılığa sunulacak ve şu anda resmi kayıtta o günden beri duran belgeye göre Beylikdüzü Belediyesi'nde şu kayıt var: 'Kendi şirketime ait olan şu şasi, şu plaka numaralı aracı makam aracı kullanmak üzere bilabedel, ücretsiz olarak belediyeye tahsis ediyorum'.
Alçak adamlar! O tarihte Ekrem İmamoğlu kendi arabasına biniyordu diye duymuş, plakaya bakmış şirketin üstündeymiş o tarihte; 'Kendi şirketinden araba kiraladı' diyor. AK Partili yandaş şirketten kiralanan pahalı araç yollanıp kendi şirketinden bilabedel araç tahsis etmiş İmamoğlu’na yine davaya kalkıştılar. Ama ne demiştim? Oğlum, oğlum, sert kayaya çarptın sert kayaya! Teslim olmayacağız bu kötülüğe, teslim olmayacağız!"
14.15 CHP LİDERİ ÖZGÜR ÖZEL KONUŞTU
CHP Genel Başkanı Özgür Özel miting alanında konuştu.
Özel'in açıklamaları bu şekilde:
"Alnının terini toprağa damlatan çiftçilere, gün ağarmadan mesaiye koşan emekçilere, ömrünü bu ülkeye adamış emeklilere, güzel Burdur'a, yiğit Burdur'a, canım Burdur'a selam olsun! Hoş geldiniz, hoş geldiniz!
Aynı nehre akan güçlü kollara, aynı gökyüzüne bakan umutlara, Türkiye İttifakı'nda birleşen tüm demokratlara selam olsun!
Gök gürler gibi yüksek sesimiz, zincirleri kırsın güçlü bileğimiz. Karanlık dağılıyor, sabah yakındır; millet ayağa kalktı, tarih tanıktır.
Şubatın sonunda, kışın ortasında, bu güzel günde, bu meydanı dolduranlara, sığmayanlara, taşanlara, burada olana, uzaktan kulak kabartanlara; güzelim Burdur'un tüm canlarına, güzel Burdurlulara selam olsun!"
"MUHİTTİN BÖCEĞİMİZİ BİR KUMPASLA, BİR ALGI OPERASYONUYLA BİZDEN ALDILAR"
"Sabah Ankara'da uyandık, Antalya'ya geçtik. Antalya'da Torosların evladı Muhittin Böcek başkanımızı tutulduğu cezaevinde ziyaret ettik.
Covid'de 104 gün yoğun bakımda entübe yatan, bir mucize eseri Allah'ın bize bağışladığı, Antalya siyasi tarihinde ilk kez bir partinin iki kez üst üste Antalya'yı kazanma başarısını gösteren tek Büyükşehir Belediye Başkanı; ömrü Antalya'ya ta belde belediye başkanlıklarından başlayarak Antalya'ya hizmetle geçen, sadece kendi bağışladığı 500 milyon değerinde, yarım milyar TL değerindeki arsada Antalya'nın en önemli Anadolu lisesi olan, Antalya'nın en hayırsever ailelerinden biri, en bonkörü, en cömerdi; tek kuruşa yan gözle bakmayan Muhittin Böceğimizi bir kumpasla, bir algı operasyonuyla bizden aldılar.
Aldıkları gün dört çeşit hastalık, 11 tane ilaç içiyordu; bugün yeni yeni hastalıklar, 24 tane ilaç içiyor. Bu sabah dedi ki; 'Şöyle avucuma bakıyorum, bu böbrek bu kadar zehre nasıl dayansın bir günde?' diyorum dedi. 16'sında mahkemesi var. Bugüne kadar tutuksuz olmalıydı. Çok çok ev hapsi olup hiç olmazsa sağlığıyla, hayatıyla oynanmamalıydı; ama 16'sında Muhittin Böcek'in hakim karşısında adalet bulmasını ümit ediyorum. Onun şahsında zindanlarda siyasi maksatlarla, siyasi kumpaslarla tutulan tüm arkadaşlarımıza Burdur'dan kocaman bir selam gönderiyorum."
"SİZ HİÇ AK PARTİLİYİ ŞİMDİ ÇARŞIDA GÖRÜYOR MUSUNUZ?"
"Daha önce Tayyip Bey, aylar aylar önce demişti ki: 'Göreceksiniz bir aya kalmaz insan içine çıkamayacaklar. Birbirlerinin yüzüne bakamayacaklar, eşlerinin gözüne bakamayacaklar' demişti. O lafı dedikten sonra bırakın bir ayı, 11 ay geçti.
Bugün ben Burdur’da meydandayım. Her gün bir başka meydanda, sokakta, tarlada, çarşıda, kahvede, iş yerlerinde, işçi servislerini uğurlarken ya da ev hanımlarının evinde ziyarette Cumhuriyet Halk Partililer meydanda. Siz hiç AK Partiliyi şimdi çarşıda görüyor musunuz? Pazara çıkabiliyorlar mı? Hatır sorabiliyorlar mı?
Çünkü artık onlar siyaseti bıraktılar. Kadın kollarına güvenmiyorlar, gençlik kollarına güvenmiyorlar, ana kademeye güvenmiyorlar. Varsa yoksa yargı kolları; varsa yoksa siyasi davalar, iftiralar, hakaretler, tutuklamalar ve bu şekilde bizim iktidarımıza engel olacaklarını sanıyorlar.
Ancak bir yanda ağır ithamlar var. Biri birine diyor ki, biri birine: 'Sen hırsızsın, sen yolsuzsun' ya da 'Sen ajansın, sen muhbirsin, sen teröristin, sen her türlü kötülüğün içindesin.' Biri birine bu lafı dediğinde ikisinden biri sokağa çıkamaz. İddialar doğruysa söylenen çıkamaz, iddialar yalansa öbürü çıkamaz. Bugün Cumhuriyet Halk Partisi sokaktadır, meydandadır, milletin içindedir, milletin yüzüne bakmaktadır. Milletin yüzüne bakamayanlar iftiracılardır, iftiracılar!"
TANJU ÖZCAN'IN GÖZALTINA ALINMASINA TEPKİ
"Bu sabah ben Muhittin Başkana ulaşmak için günün erken saatlerinde uçağa giderken Bolu'dan bir haber geldi. Bolu Belediye Başkanımız Tanju Özcan’ı jandarma tarafından çağrılsa gideceği, zaten her gün çöpünü aldığı, önünü temizlediği, her gün hizmet ettiği Bolu'nun adliyesine jandarma zoruyla götürdüler. Maksat itibar suikastı, amaç küçük düşürmek, amaç suçluymuş gibi göstermek.
Hal böyle olunca biz Bolu'ya hukukçu arkadaşlarımızı, siyasi arkadaşlarımızı yönlendirdik. 'Neymiş, ne soruyorlarmış?' dedik. Cevap geldi, cevap geldi. Suçlandığı husus şu: Bir vakıf var, vakıf. Bu vakfa para giriyor, para çıkıyor. Çıkan para Bolu'da, Boluluların; Bolu'da ve Türkiye'de okuyan çocuklarına ya da yoksul ailelerin Bolu'ya gelmiş çocuklarına burs veren vakıf. Bu vakfa iş insanları yardım yapmışlar.
Efendim, sen Bolu Belediye Başkanı olarak iş insanlarına diyorsun ki: 'Bu vakfa para yatırın, ondan sonra gelin bakalım işlerinizi yapalım.' Şimdi bu iddianın neresi doğru, neresi eğri bilmem; ama eğer iş adamına 'İş yapıyorsun, şunun %20'si bizim, 10'u bizim, 10'u üst tarafın, yukarıların' diyen bir anlayış var mı? Var, biz onu çok iyi tanıyoruz. Ancak bizde belediye başkanı kendine kör kuruş almamışsa, bir başka tarafa para istememişse, devletin kontrolündeki bir şey 'Verecekseniz vakfa verin, garibanın çocuğuna burs olsun' demişse vallahi de billahi de bunda utanılacak değil, övünülecek bir şey var kardeşim.
Biz kimlerin lakabının %10 olduğunu, kimlerin tarifeyi %10'dan 20'ye çıkardığını, 'Benim dönemimde zengin oldun, nasıl başka tarafa selam verirsin?' diye mala çökenleri biliyoruz. Biz kazanılan her kuruştan payını isteyenleri de biliyoruz. Biz şu kadarını biliyoruz; bizim arkadaşlarımızın kör kuruşa tenezzül etmediğini, ne yaptıysa şehir için, kent için, fakirin fukaranın kursağından geçecek bir şey için yaptığını biliyoruz, hepsiyle de gurur duyuyoruz."
"İRAN'I KURTARMAK NE TRUMP'A NE ELİ KANLI NETANYAHU'YA DÜŞMÜŞTÜR"
"İran'da bizim destekleyemeyeceğimiz, yaptığı muamelelerle çok eleştirdiğimiz, bilhassa kadın hakları konusunda son derece sorunlu bir yönetim var. İran'ın kendi geleceğini tayin etmesi, demokratik bir cumhuriyete evrilmesi en büyük temennimiz.
Ama şimdi oradaki o durumdan istifade Trump'la Netanyahu, İran'a füzeler yollamaya, bombardıman yapmaya, sivillerin hayatını kaybedeceği bir saldırıya girişmeye kalkıştılar. Bu açıdan, bu açıdan İran konusunda Türkiye'nin çok dikkatli, çok özenli, sivilleri gözeten, İran'ın toprak bütünlüğüne dikkat eden, İran'daki istikrarsız bir süreci başlatmamak üzere son derece dikkatli bir diplomasiyi mutlaka ve mutlaka Türkiye'nin takip etmesi gerekmektedir. İran'ı, İran'daki kadınları kurtarmak ne Trump'a ne eli kanlı Netanyahu'ya düşmüştür. İran'ın kararını İran halkı verecektir."
"ERDOĞAN HAKAN FİDAN’A 'NE YAPMIŞ BİZİM TİKTOKÇU HAKAN?' DİYE HER GÜN SORUYORMUŞ"
"Erdoğan kendisinden başkası alkış almaya başlayınca dik dik bakıyormuş. Hatta bir tek ben diyorum sanıyordum; Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a o da 'TikTokçu Hakan, ne yapmış bizim TikTokçu Hakan?' diye her gün soruyormuş. Çünkü Cumhurbaşkanlığı adaylığına hazırlandığını düşünüp ona birazcık hasetleniyormuş.
Ali Orkun Ercengiz 2014’ten bu yana emanetinize gözü gibi bakıyor. Son yerel seçimlerde Burdur’da daha önce sadece merkez ve Yeşilova’mız vardı; son yerel seçimlerde belediye sayımızı dörde çıkardık. Şimdi Ali Orkun Ercengiz’in yanına Bucak’ta sevgili Hülya Gümüş 27 yaşında, Çavdır’da Ali Okan Yücel ve Yeşilova’da Okan Kurt başkanlarım var. Ben onlara verdiğiniz destek için öncelikle tüm Burdur’a yürekten teşekkür ediyorum; sağ olun, var olun.
Kazanamadığımız ilçelere, beldelere söyleyecek hiç sözüm yok; kusur bizdedir. Daha çok çalışacağız, oralara da en iyi hizmeti götürmek için en iyi adayları belirleyeceğiz. Onlar 'Kim?' derse orası yönetecek. Biz seçilmiş tüm belediye başkanlarını, tüm belediye meclis üyelerini tebrik ediyoruz. Ve bir büyük tebriği, teşekkürü bütün ilçe başkanlarıma, ilçe yöneticilerime, il yöneticilerime, İl Başkanım Barış Ayten’in şahsında minnetlerimi sunuyorum; hepinizi yürekten alkışlıyorum.
Ayrıca Burdur’da Burdur’un sorunlarını Meclis'te dile getiren, Burdur’da gündemi belirleyen, Meclis'te Burdur’un sorunlarıyla yakından ilgilenen ve sürekli Ankara’nın gündeminde tutan İzzet Akbulut kardeşime de hem teşekkür ediyor hem hepiniz adına ona verdiğiniz destek için teşekkür ediyorum.
Ali Orkun Başkan’ın yaptığı hizmetlerin bir listesi var önümde:
2014’ten kalan 25 milyon dolar borç bitmiş. Yanlış duymadınız; çekim hatası değil, dil sürçmesi değil.
25 milyon dolar, bugünkü parayla 1 milyardan fazla borçla aldık biz bu Burdur’u. Şu anda Burdur’un o 1 milyara karşılık gelen borcu bitmiş durumda.
Ayrıca iki tane Kent Lokantası açılmış; Halk Ekmek, Halk Market açılmış.
İki kreş açılmış, üçüncüsü yolda.
Rehabilitasyon merkeziyle engellilerin hizmetine çok önemli bir merkez sunulmuş; Engelsiz Kafe'miz hizmete girmiş.
2.000 ihtiyaç sahibi sosyal yardımlarını alıyor, okula başlayan öğrencilere kırtasiye desteği yapılıyor.
Cumhuriyet Meydanı, Burdurluların oylarıyla yapılan referandumla projeye karar verilerek yenilenmiş.
Kapalı pazar yeri, 400 araçlık otopark, marka caddeler, yürüyüş ve bisiklet yolları ve yıllardır beklenen Senir içme suyu projesi hayata geçmiş.
Bu kadar marifet iltifata tabidir, alkışlarınıza tabidir."
"BUGÜNKÜ İKTİDAR MAALESEF ZENGİNİ SEVEN, FAKİRİ GÖRMEYEN, EMEKLİYE SELAM VERMEYEN BİR İKTİDARDIR"
"Bütün belediye başkanlarımızdan memnunuz. Mitingin yapıldığı ilçedeki hizmetler sayılıyor ama diğer üç başkanımız da kısıtlı imkanlarına rağmen çok önemli gayretler gösteriyorlar. İlçelerinde yaptığımız memnuniyet anketleri geçen sene çok iyiydi; bu sene de mart ayının 15'inde başlayarak bir ay içinde bütün Türkiye ile birlikte bu memnuniyetleri ölçeceğiz.
Ancak şu kadarını söyleyeyim; Cumhuriyet Halk Partisi'nin tüm belediyeleri, teker teker yapılan bütün ölçümlerde, çok ufak tefek istisnalar hariç, seçildiklerinden çok daha iyi bir noktadalar. Memnuniyetin en temeline gittiğinizde eskiden yapılan borçların eridiğini görüyorsunuz; aynen Burdur'da olduğu gibi. Bizim İller Bankası paylarımız %40 kesiliyor ama yeni aldığımız belediyelerde yine de borçlarımız eriyor.
Ayrıca CHP seçim kazanmadan önce özellikle küçük ilçelerde ya da nüfusu daha az olan illerde 'CHP gelirse sosyal yardımları keser' yalanının çöktüğünü; en az artan yerde 3 kat arttığını, ortalama sosyal yardımların belediyelerimizde 5 kat arttığını, küçük çocuklara özellikle 'Hoş Geldin Bebek' paketleriyle çocuklara, yeni doğum yapan annelere yapılan hizmetlerin, kreşlerin ve okul çağındaki çocuklara yapılan desteklerin büyük bir karşılık gördüğünü görüyoruz.
Buradan bütün Türkiye'ye büyük bir mutlulukla, umutla söylemek isteriz ki şu anda Cumhuriyet Halk Partisi -'silkeleyin' diyorlar- bütün maddi imkanların yetersizliğine rağmen hepinizin hissettiği, gözle görülür, evde hissedilir sımsıcak bir belediyecilik yapıyor. Elini arkanızdan çekmiyor. Şunu herkes bilsin ki siyaset öncelik belirleme işidir. Nasıl bir evde para her şeye yeter ama hepsine birden yetmez; öyle olunca evi geçindiren anne-baba nasıl önceliği evladına veriyorsa, evladının boğazına, giyimine kuşamına veriyorsa, onun eğitimine veriyorsa; sonra diğer öncelikler geliyorsa Türkiye'de de iktidarın Türkiye'nin var olan kaynaklarını hangi öncelikle harcadığına bakmak lazım.
Bugünkü iktidar maalesef zengini seven, fakiri görmeyen, emekliye selam vermeyen, emekçinin sesini duymayan, çiftçinin derdiyle dertlenmeyen, süt üreticisinin derdini tasasını duymayan, varsa yoksa zengine çalışan bir iktidardır. O yüzden Türkiye'nin kaynak sorunu yoktur, Türkiye'nin öncelik belirleme sorunu vardır. Ve şubatın 28'inde Burdur'un meydanından andolsun ki Cumhuriyet Halk Partisi gelecektir, halkın partisi gelecektir; önceliği emekliye, önceliği çalışana, işçiye, emekçiye, önceliği çiftçiye, hayvancıya, arıcıya, önceliği esnafa, önceliği millete verecektir, millete verecektir!"
"BAKAN EVLATLARININ DEVRİ BİTECEK, VATAN EVLATLARININ DEVRİ BAŞLAYACAK"
"Yapılacak seçim bir referandum niteliğindedir. 'Demokrasi' diyenlerle 'otokrasi' diyenler sandıkta karar verecektir. Ülkeyi 'her şeyi ben bilirim' diyen, sert, başına buyruk, kendini ve yandaşını seven bir iktidar mı yönetecek? Yoksa yumuşak, kapsayan, kucaklayan, emekliyi, emekçiyi seven, köylünün dostu, köylüyü milletin efendisi gören bir iktidar mı yönetecek?
O gün karar vereceğiz; artık bundan sonra bu devir böyle mi gidecek, yoksa bir devir kapanacak yeni bir devir mi açılacak? Sandığa gitmeye ve bir devri kapatıp bir devri açmaya var mısınız? Hazır mısınız? O zaman o sandık gelecek ve bakan evlatlarının devri bitecek, vatan evlatlarının devri başlayacak, vatan evlatlarının!
Sesimi duyan herkese, sesimi duyan herkese şunu bir oturup düşünmesini bekliyorum: Bugüne kadar bu oyları alan iktidar kime iyi geldi, kime iyi geldi? Sekiz çeyrek altın alırdı emekli, bugün bir buçuk çeyreğe düştü. Yedi çeyrek alıyordu asgari ücretli, bugün iki buçuk çeyreğe düştü. Ya da bir kilo buğday satıp bir kilo mazot alıyordu çiftçi; şimdi altı kilo buğday satıp bir kilo mazot alamaz duruma düştü. Demek ki sana, bana iyi gelmeyen iktidar, iyi geliyorsa başkasına zamanı gelmiştir artık bu tercihleri değiştirip milleti koruyacak bir partiyi iktidar yapmaya!"
"BİR YANDA BU ŞEHRE YÜZÜNÜ DÖNENLER VAR; BİR DE SEÇİMDEN SONRA SIRTINI DÖNENLER"
"Bir yanda bu şehre şimdi baktığınızda yüzünü dönenler var; bir de bir yanda bu şehirden oy alıp seçimden sonra sırtını dönenler var. Yüzünü dönenler biraz önce saydığım başkanlarım, sırtını dönenleri biliyorsunuz.
Bir yanda Burdur Gölü, son 30 yıldaki yanlış politikalar sonucunda Burdur Gölü %50'sini kaybetti. Tarım Bakanı, arkadaşlarımızın her fırsatta sorusuyla zorlamasıyla bir vaatte bulundu. Dedi ki: 'Burdur Gölü'nü kurtaracağız. Acil eylem planı yapacağız, oldukça da yüklü bir parayı buraya aktaracağız.' Detay soruluyor; 'Nereden su getireceksin?' cevap yok. 'Hangi projeyi yapacaksın?' cevap yok. Ama söze gelince biz gölü kurtaracağız.
Acil eylem planı deyince döndük baktık; ya bu Burdur'da sürekli bir acil eylem planı lafı var. Ne zaman yapılmış son acil eylem planı? 2016. Herkes acil eylem planına ne yapacağını söylemiş. O tarihlerde, 2016 yılında acil eylem planında Burdur Belediyesi'nin de atık su arıtma tesisi yapması ve arıtılan suyun 20 bin metreküp mü? 20 bin metreküp günde göle yollanması var. Bunun dışında tüm bakanlıkların görevleri var. Bugün 2026, 10 yıl geçmiş, o acil eylem planında yazanlardan bir tanesi hayata geçmiş, bir tanesi. Hiçbir şey yapılmamış, bir tanesi yapılmış. Burdur Belediyesi'nin atık su arıtma tesisi yapılmış, söylenen kadar su Burdur Gölü'ne veriliyor. Ali Orkun Başkana helal olsun sözünü tutup, gölü kurutanlara da yazıklar olsun.
Maalesef şöyle Antalya'dan gelirken başkanlarımla Burdur'un sorunlarını konuştuk, şöyle bir gösterdiler; üniversiteyi, TOKİ'leri, yeni yaptıkları su şebekesi yatırımları. Bir kere en büyük sorun vatandaşın mağduriyeti; üç mahallede kentsel dönüşüm mağduriyeti var. Şehir dışı TOKİ'lerde altyapı ve ulaşım sorunları yaşanıyor. Kimse sormadan ta bilmem nereye TOKİ'yi yapıyor, sonra 'Hadi buraya suyu getir'. Su son derece uzak bir yerden şehre geliyor, bu sefer bir de gerisin geriye o TOKİ bloklarına dağıtılmaya gidiyor. Yani planlama olmadığı için olmadık işler.
Üniversite ve yurtları şehrin dışında; öyle olunca şehrin ekonomisine katkı sağlamıyor. Öğrenci adeta uydu kentte, Burdur'da değil de uzayda yaşıyor, buraya bir faydası olmuyor. Yeni yurt binası için büyük mücadele verildi, nihayet şehir merkezine yapılacak. Başta biliyorsunuz uzağa yapacaklardı, biz itiraz ettik. Tıp Fakültesi'nin burada olmasıyla, yurdun burada olmasıyla bir canlanma olacak. Ancak bütün planlamaların Burdur ekonomisini düşünerek yapılması gerekirdi. Geçmişte, şimdi var ama yine şehre faydası yok çünkü birçok yerde var; geçmişte yurt dışı bedellileri bu şehre büyük ekonomik hareketlilik getiriyordu, ondan da mahrum kalındı. 'Bunu telafi edeceğiz' diye verilen sözlerin de hiçbir tanesi tutulmadı.
Takip ediyorum; Burdur üçüncü teşvik bölgesinde, OSB olunca bir üstü uygulanıyor malum dört. Oysa talep altıncı teşvik bölgesi olması; böyle üçle dörtle Burdur'a büyük fabrika, büyük yatırım gelmiyor, yüksek teşvik alan illere gidiyor, bu konunun da üzerinde özellikle duruyoruz.
Binali Bey'in 2017 yılında söz verdiği, billboardları doldurdukları, kampanyasını yaptıkları Afyon-Burdur-Isparta-Antalya hızlı treninden hiçbir haber yok. Projesi dahi çizilmedi, bir takvim açıklanmadı ve Burdur bu verilen sözün Isparta'yla birlikte tutulmasını bekliyor.
Bir yandan da Şeker Fabrikamız var. Özelleştirmeye çalıştılar, Veli Ağbaba buraya geldi, günlerce mitingler, eylemler yapıldı; nihayet o özelleştirme başarılı olamadı ama hala birilerinin aklında var. 800 bin ton pancar işleyen, verimli, karlı, istihdam yaratan, şehirdeki neredeyse son kalmış kamu yatırımı olan Şeker Fabrikası'nı da gözümüz gibi sakınıyoruz ve buradan kesinlikle o fabrikanın özelleştirilmesine izin vermeyeceğimizi bir kez daha ilan ediyoruz"
"TAYYİP BEY'DEN BİR TEK ŞEY BEKLİYORUZ; SANDIĞI GETİR MİLLETİN YAKASINDAN DÜŞ"
"Burdur'un teşviğinin yükselmesini ya da gölle ilgili doğru işlerin yapılmasını ya da Burdur'da üniversitenin şehre entegrasyonunu, Burdur ekonomisinin güçlenmesini... Bunların hiçbirisini Tayyip Bey'den beklemiyorum. Tayyip Bey'den bir tek şey bekliyoruz; sandığı getir milletin yakasından düş, gerisini biz yapacağız.
Buraya gelirken otelin kapısında üç tane muhtar yolumu kestiler. 'Başkan görüşebilir miyiz?' dediler. 'Görüşürüz, gözüm bir yerden ısırıyor.' dedim. 'Buyur muhtar, bizi tanıdın mı? Geçen sene' dediler, 'Bize geldin fasulye topladın.'
Bundan iki yıl önceydi, fasulye üreticilerinin yanına gitmiştim. Fasulyeyi topladık. Dediler ki 'Bunu kaça satıyoruz?' bir kilo fasulye toplattı bana. Dedim 'Kaça?' Dedi '8 lira'. 'Bu' dedi 'Sor bakalım Burdur'da kaç para?' Burdur'da pazara gittik o gün, televizyonlara da yansıdı; aynı fasulye 80 liraydı. İstanbul'da 150 liraydı, Bodrum'da da 200 liraydı taze fasulye.
O gün muhtarlar bana anlattı. Dedi ki 'Bu fasulyeyi bugün satmamız lazım ve buraya satamıyoruz. Kamyon yanaşıyor, kim gelirse o alıyor malı götürüyor. Buraya bir hal yaparsanız burada bunun piyasası oluşur, elimizden fasulye bedavaya gitmez.'
Ben döndüm baktım. Başkan dedi ki 'Vallahi yer versinler, hal benden.' Muhtarlar köy arazisinden, bir köy tüzel kişiliğinden tahsis yapmışlar. Başkan da sözünü tutmuş, halle ilgili projeyi yapmış. 'Bundan sonra bu sıkıntıları yaşamayacağız' deyip başkana teşekküre gelmişler. Biz de Burdurlu fasulye üreticisine 'Haliniz hayırlı uğurlu olsun, bir daha bu hallere düşmeyin inşallah' diyoruz."
"BURDURLU SÜT ÜRETİCİSİ ÖZEL SEKTÖRÜN ELİNE KALDI"
"Hortumu çiftçiden tanesini 15 liraya aldıkları marul, 70 liraya tezgahta satılıyor. 10 liraya havucun kilosu tarladan çıkıyor, markette 60 liraya 70 liraya satılıyor. Burada çiftçi değil, aracılar kazanıyor. Tabii burada esas sorun, esas sorun burada doğru kooperatif modellerinin olmaması. Geçmişte var olan kooperatifler süt alanında batırıldı. O gün bugündür Burdur’da Et ve Süt Kurumu da olmadığı için ve düzgün de çalışan yapılar olmadığı için Burdurlu süt üreticisi özel sektörün eline kaldı.
Zaten Türkiye’de şöyle bir sorun var; yani AK Parti parayı Türkiye’deki hayvancılıkla uğraşanlara vermek yerine yurt dışından 7.7 milyon —düşünebiliyor musunuz?— 8 milyon canlı hayvan ithal etti, 11 milyar dolar para harcadı bu işe. Bu paranın dörtte biri çok iş görürdü burada. 500 bin ton et ithal ettiler, 2.5 milyar lira para harcadılar. Bu yüzden son 5 yılda enflasyon Türkiye’de %617 ama et fiyatları %1400 arttı. Yani 14 kat arttı 5 yılda et fiyatları.
Bundan her taraf zarar görüyor. Örneğin sütün litresi 27 liraya mal oluyor, şu an 22 liraya satılıyor. Öyle olunca süt inekleri kesime gidiyor. Hem aylarca —bilmiyorum ama 30 ay falan değil mi bir süt ineği verime gelene kadar?— 30 ay bakıyorsun verime geliyor, sonra öyle bir iş ki her gün zarar ettirmeye başlıyor bu yem-süt paritesinden dolayı. 22 liraya sattığın süt 27 liraya mal olunca dayanacak güç kalmıyor, hayvan kesime gidiyor. Bu sefer hem o hayvanı bir daha yetiştirmek, o işe dönmek mesele; bir de et piyasasında da bambaşka dalgalanmalar, düzensizlikler oluyor.
Ayrıca Burdur’da bir Et ve Süt Kurumu da olmadığı için; Burdur’da bir süt kooperatifi olmadığı, var olanlar kasten perişan edildiği, batırıldığı için sütün alıcısı özel sektör olduğu için 22 liranın da altında ve şöyle bir dayatma: 'Yem-süt dayatması'. Yani 'Yemi benden alırsan senin sütünü alırım' deyip bir kişiye, bir firmaya muhtaç kalıyorsun. Süt bol olduğunda, tüketim az olduğunda elinde kalıyorsun. Bana bugün dediler ki; 'Bayram gelir, 10 liraya bile düşebilir süt'. Kaç para isterlerse o fiyata süt alıyorlar.
Bununla ilgili de meseleyi bir kez daha böyle ciddiyetle, canlı yayında, bütün Türkiye’nin huzurunda konuşmak gerekiyor. Ve en doğrusunu en baştan söylemek lazım: Planlamaya ihtiyaç var. Çıkar çevrelerini değil, üreticiyi kayırmaya, tüketiciyi kayırmaya ihtiyaç var. Planlı bir üretime, ciddi bir desteklemeye ihtiyaç var."
"KİM NE EKECEĞİNİ, NE DİKECEĞİNİ, NE KADAR DESTEKLEME ALIP KAÇ PARAYA SATACAĞINI BİLECEK"
"Her şeyi planladıktan sonra da artık bir kez daha çiftçiye ve hayvancılıkla geçimini sağlayanlara yeniden bir yaşam sağlamak gerekiyor. 24 yılda 2,5 milyon hektar arazimiz tarım yapılır olmaktan çıkmış. Bu ne demek biliyor musunuz? 4 Burdur demek. Türkiye'de AK Parti iktidarında 4 Burdur kadar tarım toprağı kaybetmişiz.
Ve 24 yılda 500 bin çiftçi tarımı bırakmış. Düşünün, 24 yılda nüfusumuz 60 milyondan 86 milyona çıktı. 26 milyon nüfus arttı, o sırada bizim 1 milyon daha çiftçi kazanmamız lazımken 500 bin çiftçi kaybetmişiz. Bu ülke kendini doyuran, Ortadoğu'yu doyuran, Balkanlar'ı doyuran, bu sayede de kendi çiftçisinin keyfi yerinde olan bir ülkeyken biraz önce söyledim; 1 kilo buğday satıp 6 litre mazot alan bir ülkeyken 1 kilo buğdaya 1 kilo mazot alamayan bir ülke haline geldi.
Eskiden 1 kilo pamuk satıp 2,5 litre mazot alınıyordu Manisa'da. Şimdi 2,5 kilo pamuk satıyorsun, 1 litre mazot alabiliyorsun. Düşünün ki eski hesabı kaba taslak 60 liradan hesaplasan 150 lira bugünkü mazot fiyatına göre pamuk para ediyormuş, şimdi 20 lira 25 lira ediyor. Böyle baktığınızda işte o yoksulluğun sebebi, o çiftçinin borçlarını çevirememesinin sebebi.
Eskiden çocuğuna üç gece dört gün düğün yapanların şimdi kuru pastayla sahte limonatayla düğün yapar hale gelmelerinin sebebi. Eskiden gidip de yakın akrabasına tam altın takanların gram altın bile takamaz hale gelmelerinin sebebi. Bir kredi kartının borcunu öbür kredi kartıyla kapatırken şişen, patlayan, dara düşen ekonominin sebebi; işte hep bu anlattığım tarımdaki haksızlıklar, hayvancılıktaki haksızlıklar ve ekmeğini nereden kazanıyorsan oradaki haksızlıklardan kaynaklanıyor.
Ayrıca şap hastalığının yarattığı büyük sıkıntıyı bir kez daha görmek, bunu da Türkiye'de kendi aşısını üreten bir ülkenin aşı üretemez hale getirildiğini bir kez daha not etmek isterim. Biz ne yapacağız? Şüphesiz planlı üretim yapacağız. Biraz önce söyledim; kim ne ekeceğini, ne dikeceğini, ne kadar destekleme alıp kaç paraya satacağını bilecek.
Destekleme vallahi Tarım Kanunu'na göre destekleme beşken bunlar bütçeye bir koyuyor. Bu seneki rakam Tarım Kanunu'na göre 738 milyar lira vermeleri gerekirken bunun beşte birini ancak bütçeye koydular. Bunu tam olarak ödemek gerekiyor. Çiftçi borçları boyu aştı, katlandı, katlandı. Bunun için tarım kredilerini ve tarım için çekilmiş kredileri... Bakın, 'tarım kredisi' diye bir kredi var, alabilene aşk olsun. Ziraat Bankası 100 başvurunun dördünü beşini o avantajlı tarım kredisi olarak karşılayabilirken diğer özel bankalar tarım için yüksek faizli kredi kullandırıyor. Ya da devlet bankaları tarım kredisi kullandıramıyor ama tarım için yüksek faizli kredi kullandırıyor."
"ÇİFTÇİYİ KİM MİLLETİN EFENDİSİ YAPAR? ATATÜRK’ÜN PARTİSİ YAPAR, ONUN CUMHURBAŞKANI ADAYI YAPAR"
"İktidarımızda ilk yıl içinde bir sefere mahsus olarak tarım kredilerinin ve tarım için kullandırılmış kredilerin faizlerini sileceğiz, ana paralarını da beş yıla böleceğiz. Herkese bir nefes alacak imkan vereceğiz.
Elektrik borçları aydan aya değil, hasattan hasata ödenecek. Çiftçi mazotu 61 liradan değil, ÖTV’siz KDV’siz bugünkü parayla 36 liradan alacak. Tarlada 10 lira, markette 100 lira utancı son bulacak ve millet sandığa gidecek ve bir şeyi değiştirecek.
Yani gidip de dert yanan çiftçiyi görünce, köylüyü görünce 'Ananı da git' diyen birisi var, o gidecek; yerine 'Çiftçi milletin efendisidir' diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisinden biri gelecek.
Peki, bugün kim 'Ananı da git' diyor biliyor musunuz? Biliyorsunuz. Peki, çiftçiyi kim milletin efendisi yapar? Atatürk’ün partisi yapar, onun Cumhurbaşkanı adayı yapar.
Değerli Burdurlular; uzun lafın kısası, bitirmek için değil de konuyu toparlayıp abinin diplomaya geleceğiz: Burdur’un, çiftçinin sorunları, ekonominin sorunları... Bunların hepsi bir iradeyle çözülebilir. Biraz önce dediğim gibi, değişim iradesiyle. Yani seni görmeyeni sen de sandıkta görmeyerek, seni kollamayanı sandıkta göndererek olacak bir iş bu.
Ve asla ve asla bir başımıza olmaz. İşte bu yüzden 28 Şubat günü bu güneşli ama soğuk, yakan ayazda bu meydanda toplanmanız, bir araya gelmeniz, bir mücadelenin ucundan tutmanız, elinizi taşın altına koymanız, yan yana durmanız ve itiraz etmeniz çok kıymetlidir.
Çünkü herkes bilsin ki emekçi kurtulmadan emekli kurtulmaz, çiftçi kurtulmadan esnaf kurtulmaz, gençler umutlanmadan ileri yaştakilerin içi rahat olmaz. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!"
"DARBENİN HİÇBİR TÜRLÜSÜYLE İŞİMİZ OLMAZ"
"Değerli Burdurlular, bugün 28 Şubat. Tarihe postmodern darbe diye geçen bir darbenin yıl dönümü. Biz bu meydanları dolduranlar, bu otobüsün üstünde duranlar, bu partide siyaset yapanlar, Türkiye İttifakı'nın bütün demokrat bileşenleri demokrasi fikrinin insanlarıyız. Darbenin hiçbir türlüsüyle işimiz olmaz.
15 Temmuz akşamı darbeye kalkıştılar. Tayyip Bey'in ne istediyse zamanında verdikleri, bir dediğini iki etmedikleri, altına F-16 verdikleri geldi meclisi vurdu. Altına tank çektikleri gitti milleti ezdi. Biz o sırada bütün darbeler iktidara yapılır ama dünya döner muhalefete şöyle bir bakar, ana muhalefetin gözünün içine bakar. Biz o gün anında önce Ankara'daki arkadaşları topladık. Meclis Başkanı'nı, başkanvekillerini, diğer partileri aradık. Bilhassa AK Parti'ye 'Gün demokrasinin yanında durma günüdür' dedik. 'Meclisi açın, birlikte direneli' dedik. Tayyip Bey'in yaptığı bütün kötülüklere, AK Parti ile bütün rekabetimize rağmen darbe gecesi milletin seçtiğinin, milletin tercihlerinin arkasında durduk.
28 Şubat'ta büyük haksızlıkların ve 28 Şubat'ta özellikle şimdi bu Ramazan mübarek günde Tayyip Bey'in oynattığı videolarla gösterdiği başörtüsü konusunda yaşanan sıkıntıları hatırlatıp sanki bunları CHP yapmış gibi gösteren bir anlayışa sahip. Haşa sümme haşa! Orada o yanlışın içinde olan CHP'li varsa kişisel olarak oradadır ama Cumhuriyet Halk Partisi başta inanç özgürlüğünün, düşünce özgürlüğünün, isteyenin istediği gibi yaşamasının, her türlü yasağın ve her türlü baskının karşısındadır.
Buradan söyleyeyim; Ali Orkun Ercengiz, eczacı. 1992'de birlikte girdik, 96'da birlikte çıkamadık, ben hemen çıktım, bunlar biraz geç geldi, gel. Aşağıda eczacılık fakültesinden arkadaşlarım var burada. Bunların hepsi şahit. Bizim Ege Üniversitesi'nde de başörtüsü yasağı getirmeye kalkıştılar, biz laboratuvarları boşaltıp 'Arkadaşlarımız girmeden derse girmeyiz' diyen demokratlarız biz. Tayyip Bey kimseye hikaye anlatmasın."
"İNANCINIZIN, İBADETİNİZİN, GİYİMİNİZİN, KUŞAMINIZIN TEMİNATI DA, TÜM ÖZGÜRLÜKLERİN TEMİNATI CUMHURİYET HALK PARTİSİ’DİR"
"28 Şubat mağduriyeti üzerinden 30 yıl sonra tükenmiş bir siyasetçi eski defterleri açıp hesabı yanlış yere, Cumhuriyet Halk Partisi’ne kesmeye çalışıyor. Herkes şunu bilsin ki; bütün inançlı, bütün kardeşlerim, başını örten bütün kardeşlerim bilsin ki; Genel Başkan olarak Özgür Özel’in geçmişinde de, bugün Cumhuriyet Halk Partisi’nde siyaset yapan genç, dinamik, demokrat kadroların geçmişinde de sizi incitecek bir şey olmadığı gibi; yarın sizin inancınızın, ibadetinizin, giyiminizin, kuşamınızın teminatı da, tüm özgürlüklerin teminatı Cumhuriyet Halk Partisi’dir.
Tabii şunu Tayyip Bey’e söylemem lazım; siyaset umudu örgütleme işi, umut verme işi. Korkuyu örgütlemek siyasetçinin işi değil, o mafya işi. Ama Tayyip Bey emekliye, emekçiye, gence, yaşlıya, çiftçiye, esnafa bir umut veremediği için bir korku salmak, onu da bizim üzerimizden yapmaya çalışmanın peşinde. Bu oyuna kimse gelmez. Bu millet samimiyeti görür. Baktığında insanın gözüne kimin ne olduğunu anlar.
Ama bir bakıma baktığınızda da; bir yandan umut vermeyen, 'Ben bundan sonra düzelteceğim' diyemeyen, sadece rakiplerine iftira eden birisinin tepeden tırnağa, baştan aşağıya bir 28 Şubat sembolüne dönüştüğünü ve herkese '28 Şubatçı' diyenin gerçek anlamda kutuplaştırmadan medet umduğunu; ve bu kutuplaştırmanın üzerine kendisi gidecekmiş gibi yapıp aslında bir yandan Milli Eğitim Bakanı'yla, bir yandan yazarıyla, çizeriyle, bir yandan medya manipülasyonları, sosyal medya oyunlarıyla ne yapmaya çalıştıklarının farkındayız.
Biz her darbenin karşısındayız. Postmodern olsun, gerçek olsun; bu parti darbelerde kapatılmış, genel başkanları hapse atılmış, il başkanları, yöneticileri, üyeleri sokak ortasında faili meçhul cinayetlere kurban gitmiş; her darbeden zarar görmüş, her darbenin karşısında durmuştur. 15 Temmuz’da nasıl gözümüzü kırpmadan bir darbenin karşısında durduysak, şimdi de Tayyip Erdoğan’ın 19 Mart darbesinin karşısında durmaya; bu darbenin mağduru belediye başkanı arkadaşlarımızın, başta Ekrem İmamoğlu, belediye başkanları, meclis üyeleri ve tüm bürokratlarımızın arkasında durmaya; gerçek niyetin ne olduğunu görmeye, AK Parti’nin kara düzenine itiraz etmeye, bu kara düzenin karşısında dimdik durmaya ve mücadele etmeye devam edeceğiz.
28 Şubat, 28 Şubat’ın hedefinde en çok kadınlar vardı diyorlar. Evet, AK Parti’nin kara düzeninin hedefinde de en çok kadınlar var. AK Parti’nin kara düzeni milleti yoksullaştıran, kadınları fakirleştiren, işsiz bırakan, sosyal hayattan koparan, şiddete karşı, cinayetlere karşı korumayan ve kötü yönetimin sonucunda kadınları da umutsuzluğa sevk eden bir düzendir."
"28 ŞUBAT'IN SÖZDE MAĞDURU, 19 MART'IN ZALİMİDİR"
"Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında en çok ama en çok ev kadınları desteklenecek. Ev kadınlarının evde verdikleri mesai bir çalışma olarak kabul edilerek ev kadınlarına emeklilik hakkı, sadece sözle borçlanma hakkı değil; belli şartlarda çalışma hayatına katamadığımız, örneğin kreş sağlayamadığımız için kadının çocuğu varsa, çocuğu bırakacak kreş yoksa ya da çocuk sayısı çok olduğu için evde engellisi olduğu için başka mazeretlerinden dolayı çalışma hayatına katamadığımız tüm kadınların evdeki mesailerini bir emek olarak görüp emek olarak gördüğümüz bu mesaiyi de mutlaka sigortalatacağız. Ev kadınlarının emeklilik hakkını hem geçmişe doğru borçlanmayı kolaylaştırarak hem de çalışamayan, istese de çalışamayan her kadının sigortasını karşılayarak ev kadınlarına Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında Cumhuriyet'in en büyük hediyesini vereceğiz.
28 Şubat'ın sözde mağduru, 19 Mart'ın zalimidir. Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı'yken rüşvetten, zimmetten, irtikaptan, ihaleye fesat karıştırmaktan, devleti yıkmaya niyetlenmiş terör örgütüne destek çıkmaktan yargılanmıştır. Ancak bir gün —varsa çıksın söylesin— bir gün sabah kapısına polis gitmemiştir. O dönemler, o çok eleştirdiği dönemlerde dahi bir gün gözaltında kalmamıştır. Bir gün tutuklu yargılanmamıştır. Yargılandığı tüm davalarda tutuksuz yargılanmış, cezası birinci kademede verildikten sonra yine tutuklanmamış, cezası Yargıtay'da kesinleşene kadar görevinin başında durmuş. Kesinleşince telefonla çağrılmış, mitingle Saraçhane'den ayrılmış, davulla zurnayla Pınarhisar'a yollanmış, Pınarhisar'da sayısız ve kısıtsız ziyaretçi kabul etmiş ve içeride ses kayıt cihazıyla şiir albümü yapmış birisidir.
Peki şimdi, bugün bu olaylar yaşandıktan 30 yıl sonra, güya daha modern, daha gelişmiş, daha demokratik olması gereken Türkiye'de aynı suçlarla, çok daha azıyla suçlanan bugünkü İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı sabahın 6'sında 5'inde kapısına binlerle polis gidilerek gözaltına alınmış, dört gün Vatan Emniyet'te tutulmuş, ön seçime gireceği gün Cumhurbaşkanı adayı olarak ön seçime gireceği gün tutuklanıp Silivri'ye konmuştur. Erdoğan ses kayıt cihazıyla kayıt yaparken kendisine kalem kağıt dışında bir şey verilmediği gibi, eskiden olan sesi metrodaki anonstan kaldırılmış, İstanbul'a asılmış afişleri halen seçilmiş belediye başkanı olmasına rağmen polis tarafından toplatılmış, onun resmiyle mitinge giren gençler bile engellenmeye çalışılmaktadır.
Tayyip Erdoğan görmediğini göstermekte, ona yapılmayan kötü muameleyi yapmakta, kul hakkına girmekte, milletin kararına dikleşmektedir. Buradan kendisini bir kez daha uyarıyorum: 2019'da İstanbul'da 25 yıl sonra millet senin dediğini değil bir başkasını seçti. Olunca milletin tercihine saygısızlık edip, hürmetsizlik edip seçimleri iptal ettin. İptal ettiğin seçimlerde koca İstanbul'da, 16 milyonluk İstanbul'da fark 13 bindi. 45 gün sonra seçim yapıldı, fark 806 bin oldu. Bu nedir? Biz ne yaptık 45 günde 800 bin kişiyi ikna edelim? Hiçbir şey yapmadık. Millet haksızlığa karşı çıktı. Millet 'Kararı ben veririm, bugüne kadar senin dediklerine verdim, bir kez vermedim karşıma dikildin. Ben böyle hasetlikten hoşlanmam.' dedi."
"BU MEYDANA BAKINCA BEN KARŞIMDA ALNI AÇIK, BAŞI DİK, KARNI AÇ DA OLSA ONURUYLA MÜCADELE EDEN ASLANLARI GÖRÜYORUM"
"Şunu unutma Sayın Erdoğan, bu millet devletini sever. Vergi istersin verir, askere çağırırsın gider, evladını yollar. Gün olur Allah muhafaza şehit olur; Ay Yıldızlı bayrakla gelir, 'Vatan sağ olsun' der, böyle sever devletini. Ama devleti milletin karşısına dikersen, millet bundan hoşlanmaz. Bu millet, milletvekili olacağım diye partizanlık yapan rektörden hoşlanmaz; Burdur için söylüyorum.
Sayın Rektör, geçen seferki bu yoldan yürüdü diye AK Parti’nin Kampüs Şube Müdürü olarak çalışıyormuşsun; gözüm üzerinde, bilgin olsun kardeşim, bilgin olsun. Bu millet, bu millet kaymakamdan ilçe başkanı istemez; validen il başkan istemez. Devletin polisini, askerini bir partinin emrindeymiş gibi görmek istemez. Bu millet evlatlarını devletin bağımsız, tarafsız evlatları olarak görür. Bunun için bugün yargı eliyle eline geçirdiğin güçle yapmaya çalıştığın bu darbe, bu milletin vicdanından döner.
O yüzdendir, o yüzdendir; bugün tam 93. kez bir meydanda hem de oradan buradan şuradan kimseyi taşımadan, bir tane devlet memurunu zorlamadan 'Meydanlara gelin, pijamayı çıkartın, meydana gelin, mücadelenin parçası olun' diyoruz. 93. meydan doluyor, 93. meydan! O yüzden bu meydanları iyi görmek lazım. Bakın bu meydana bakınca her şeyi görebilirsiniz. 93 miting olmuş; gün oldu 46 derece sıcak, 14 kişi bayıldı teker teker. Konuşmayı yapamıyorsun; bir buradan bayılıyor, bir oradan. Bayılan gidiyor başkası gitmiyor; ambulansa gidiyor, koşa koşa geri geliyor.
Bu meydanda bayılanlar oldu, soğuktan donanlar, titreyenler, hasta olanlar oldu. Sırılsıklam ıslandık. Gün oldu zorlandık, mücadele ettik, bariyerlerle mücadele ettik. Bu meydanda her şey oldu, herkes var; ne olmadı biliyor musunuz? Bir tane cüzdan çalınmadı, bir tane! Bir cüzdan çalınmadı. Bu meydan öyle bir meydan! Bu meydana bakınca ben karşımda alnı açık, başı dik, karnı aç da olsa onuruyla mücadele eden aslanları görüyorum, aslanları!
Bu meydanda sloganlar atılır, bayraklar taşınır, mücadele edilir, her şey olur. Bu meydana 93 kere dolduk taştık, 14-15 milyon kişiyi aştık bu mitinglerde; bir tane taciz olmadı, bir tane taciz. Bu meydan böyle bir meydan ey Erdoğan! O yüzden sizlerle ne kadar gurur duysak ve sizlere ne kadar güvensek, sizlerle birlikte ne kadar mücadele etsek hiç yorulmuyoruz; ne kadar sizle övünsek o kadar gurur duyuyoruz.
Bu meydanın sahip çıktığı Ekrem İmamoğlu’na; 'terörist' dediler, 'casus' dediler, 'hırsız' dediler, olmadık rezaletlerle ilişkilendirmeye çalıştılar. Ama biz ona inandığımız için ve biz kim olduğumuzu bildiğimiz için o Ekrem İmamoğlu bu meydandaki o herhangi birisi. Kimseye yan bakmayan, yanındakini kardeşi gibi gören ve bu ülkenin geleceğini birbirinde gören, bu ülkenin evlatlarından biri olduğu için... İşte cüzdanı çalınmayan, başkasının malına tenezzül etmeyen, aç da kalsa aklından hiçbir kötülük geçmeyenlerden olduğu için biz biliyoruz ki onun kursağından haram lokma geçmez; o milletin menfaati dışında bir şeye bakmaz. O yüzden biz arkasında durduk, siz arkasında durdunuz ve teker teker kurulan kumpaslar çöktü."
"ŞİMDİ AKP'Lİ PİŞKİN PİŞKİN 'BELEDİYE BAŞKAN VEKİLİYİM' DİYE GAZİOSMANPAŞA'DA GEZİNİYOR"
"Ekrem Başkan'dan önceki dönem AK Parti'ye toplamda 147 teftiş gitmişken, Ekrem Başkan'a 1592 denetçi yolladılar. Yolladıkları denetçiler; devletin bütün kurumlarından; Maliye Bakanlığı'ndan, İçişleri Bakanlığı'ndan, Ticaret Bakanlığı'ndan, MASAK'tan, Sayıştay'dan. Bir kuruş yolsuzluk bulmadılar, bir tane suç duyurusunda bulunmadılar.
Ta ki 19 Mart'ta bir özel görevli gidip 'Bir şey bulacağım' deyip, 'Bira yazarım' deyip ona iddianame yazamayıp tırmalayana; milleti alıp evladıyla tehdit edene; 'Buraya imza atmazsan malına çökerim' diyene kadar hiçbir şey bulamadılar. Şimdi de iddianameye tek bir kanıt koyamadılar.
Ne dediler? '560 milyar yolsuzluk' dediler; 560 kuruş bile yolsuzluk ispat edemediler. '1200 cep telefonu alındı dağıtıldı' dediler; bir tanesini bile iddianamede diyemediler, laflarını geri aldılar, 'Bizi de yanıltmışız' dediler.
'Parkenin altından İBB'de 2 milyon euro çıktı' dediler, 'Görüntüsü var' dediler; 'Gösterin, gösterin istifa edeceğiz' dedik, 'O görüntüler yokmuş' dediler. 'Çantalarda para taşındı' dediler, CİMER çıktı. 'Lüks araç garajı' dediler, MHP'li milletvekilinin çıktı.
Gaziosmanpaşa'da belediyenin kasasından dolar çıktı dediler, tek başına bir mühür çıktı. Biliyor musunuz onu? Söyleyeyim bilmeyene; bilen %5'tir. Oturdum, Gaziosmanpaşa Belediyemize operasyon yapılmış, televizyonu izliyorum. TRT diyor ki: 'Belediyedeki gizli kasaya ulaşıldı'. Belediye başkanının makamının sırtında dolabı açıyorlar, hakikaten gizli kasa var. Kasayı açıyorlar, kasadan sürekli dolar çıkarıyorlar.
Baktım, baktım, baktım; özel kaleme seslendim. Dedim ki; 'Gaziosmanpaşa Belediyesi'nin makamındaki arama zaptını hemen isteyin gelsin'. Avukatlara ulaştılar, arama zaptı geldi. Şaşkınım çünkü nasıl olur? Belediyede kasanın işi ne, makam odasında kasada doların işi ne? Bir baktım arama zaptı: 'Belediye başkanının makamında bulunan gizli kasadan belediyeye ait mühür çıktı'. Dolar? Dolar yok.
Geri aldık, TRT kasadan dolar çıkıyor. Dedim ki bizim basın danışmanı arkadaşa: 'Arayın TRT'yi. Bu nasıl oluyor? Ekranın yarısına kadar kırmızı koymuş: Gaziosmanpaşa Belediyesi'nden gizli kasa çıktı'. TRT ne dedi biliyor musunuz? 'Arama görüntüleri elimizde yoktu, videoyu stoktan kullandık, bu görüntüyü koyduk'.
Böyle bir ahlaksızlıkla karşı karşıyayız. Önce Anadolu Ajansı yolladı, 'Stoktan kullandık' dediler; ajans 'Biz şimdi yollamadık, o stok hep var, kim istiyorsa onu kullanıyor' dediler. O yüzden Gaziosmanpaşa... Ama o belediye başkanı, Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı halen daha içeride Bayrampaşa'yla birlikte, Beyoğlu'yla birlikte, Büyükçekmece'yle birlikte hala 10 aydır iddianame beklemekte.
O yalan görüntülerle içeri alındı, belediye meclisindeki çoğunluk AKP'de diye el değiştirdi. Şimdi bir AKP'li pişkin pişkin 'Belediye başkan vekiliyim' diye Gaziosmanpaşa'da geziniyor; bizim arkadaş içeride iddianame bekliyor, kasadan dolar değil belediyenin mührü çıktı. Yazıklar olsun bu kara düzene, yazıklar olsun!"
ÖZGÜR ÖZEL İMAMOĞLU'NA AÇILAN YENİ DAVAYI DUYURDU
"Ekrem Başkan'a, bunu benden ilk duyacaksınız, yeni bir dava açmışlar. Dava ne? Makam aracı davası. Suç? Kendi şirketinden belediyeye araç kiralamak. Neymiş? Ekrem İmamoğlu Beylikdüzü Belediye Başkanı olmuş, belediyenin makam aracını beğenmemiş, kendi şirketinden makam aracı vermiş, o aracı belediyeye kiralamış; bundan dolayı dava açmışlar.
Şimdi dava iddiası bu; hepinizin göreceği, mahkemenin de göreceği gerçek şu: Beylikdüzü Belediyesi AK Parti’den alınır, borç buraya kadar. Makam aracı AK Partili bir şirketten fahiş fiyata kiralanmış. Ekrem İmamoğlu der ki: 'Bu aracı gönderin geri, bu parayı ödeyemeyiz bu lüks makam aracına'. Makam aracı gider. Ekrem Başkan kendi şirketinden bir makam aracı ister. Savcılığa sunulacak ve şu anda resmi kayıtta o günden beri duran belgeye göre Beylikdüzü Belediyesi'nde şu kayıt var: 'Kendi şirketime ait olan şu şasi, şu plaka numaralı aracı makam aracı kullanmak üzere bilabedel, ücretsiz olarak belediyeye tahsis ediyorum'.
Alçak adamlar! O tarihte Ekrem İmamoğlu kendi arabasına biniyordu diye duymuş, plakaya bakmış şirketin üstündeymiş o tarihte; 'Kendi şirketinden araba kiraladı' diyor. AK Partili yandaş şirketten kiralanan pahalı araç yollanıp kendi şirketinden bilabedel araç tahsis etmiş İmamoğlu’na yine davaya kalkıştılar. Ama ne demiştim? Oğlum, oğlum, sert kayaya çarptın sert kayaya! Teslim olmayacağız bu kötülüğe, teslim olmayacağız!
AK Parti'nin, Sayın Erdoğan’ın bu sorunları çözecek ne iradesi, ne becerisi, ne enerjisi kalmamıştır. AK Parti yaşlanmıştır, yorulmuştur, tükenmiştir. Millete tepeden bakan, kendisini ve çevresini zenginleştirip milleti fakirleştiren AK Parti’nin siyasi ömrü nihayete ermiştir. Türkiye büyük bir değişime, bir yenilenmeye gebedir."
"TÜRKİYE’NİN EN GÜÇLÜ İTTİFAKI TÜRKİYE İTTİFAKI’DIR"
"Cumhuriyet Halk Partisi önümüzdeki dönem Türkiye’yi yönetmeye taliptir. Ancak Türkiye’yi yönetmeye tek başımıza talip değiliz, tek başımıza meydanlarda değiliz. Biz Türkiye’yi, yüz yıl önce olduğu gibi zorluklardan hep birlikte kurtarmaya ve Türkiye Cumhuriyeti’ni bir kez daha kalkındırmaya talibiz. Bunun için bu meydanda olduğu gibi bizim de karşımızda Cumhur İttifakı vardır, bizim de bir ittifakımız vardır.
İttifakımız renklerini Ay Yıldızlı al bayraktan alır. İttifakımızın içinde herkese yer vardır. Bu ittifakın içinde aslan sosyal demokratlar vardır, muhafazakar demokratlar vardır, milliyetçi demokratlar, liberal demokratlar, Kürt demokratlar vardır, sosyalist demokratlar vardır. Bu ülkenin sınırlarıyla, bölünmez bütünlüğüyle, bayrağıyla ve kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’le derdi olmayan herkes bu ittifaktadır.
Türkiye’nin bütün demokratları, Milli Takım kazanınca ayağa kalkan herkes, Filenin Sultanları İstiklal Marşı’nı okuturken gırtlağı düğümlenen herkes Türkiye İttifakı’nın içindedir. Kırmızı beyaz renkleriyle ülkesini, vatanını, milletini, devletini sevmesiyle; kimseyi ayırmaması, birbirinden ayrılmamasıyla Türkiye’nin en güçlü ittifakı Türkiye İttifakı’dır.
2 Mart Pazartesi günü Türkiye İttifakı’nın yürüyüşü, iktidar yürüyüşü; Cumhurbaşkanlığı aday ofisinin, CHP’nin geçmişte kendine yaptığı parti programından hareketle Türkiye’nin önemli sorunlarına üreteceği kalıcı ve önemli çözümlerinden 20 tanesini ilan edeceği; örgütüyle, dahası Türkiye İttifakı’nın tüm bileşenleriyle birlikte sahaya ineceği, sokak sokak gezeceği ve 'Senin sorununu biliyorum'un ötesinde 'Biz çözeceğiz, şöyle çözeceğiz' diyeceği bir büyük adımı daha atıyoruz.
Bugün bin günlük seçim propagandamızın, seçim takvimimizin 330., 350. günündeyiz. Bu takvim bittiğinde bin gün olduğunda ilk gün demiştim: Hiç yorulmadan, hiç duraksamadan, hiç azalmadan, her adımda hızlanarak, her adımda çoğalarak, hep birlikte çalışarak iktidara ulaşacağız. Vardığımız yerde bir partinin, bir zümrenin değil, tüm milletin iktidarı olacak.
31 Mart seçimlerini kazandığımız gece dediğim gibi, o gece seçimi kazanmış Genel Başkan olarak söylüyordum: Bu seçimin kaybedeni yok, kazananı Türkiye'dir demiştim. Biz bu anlayışın insanlarıyız. Gelecekte yapılacak seçimin kazananı Türkiye olacak, kaybedeni olmayacaktır. O gün yönetim ele alındığında aslında emeklinin de, işçinin de, çiftçinin de, esnafın da ilk kez kendi iktidarının kurulma imkanı ortaya çıkacaktır. Bu zengin ülkenin varlıkları bir grup zenginin değil milletin emrinde olacaktır.
Hiç zor olmayacak şekilde en düşük emekli maaşı önce bir, sonra bir buçuk asgari ücrete olacak. Eski günlerdeki gibi emeklinin, emekçinin zor günlerinde arkasında olacağı sendikaları olacak. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında halkın yoksulları orta direk, orta direkleri orta direk olması gerekenler refaha ermiş vatandaşlar olacak."
"BUNLARI YAPMAK İÇİN ELBETTE BİR PARTİYE İHTİYAÇ VAR, ALLAH'A ŞÜKÜR GAZİ MUSTAFA KEMAL'DEN EMANETTİR"
"Bugün %70'i yurt dışına gitmek isteyen gençlerin artık yurt dışı tatil için, eğlence için ya da belli süre tahsil için istenen ama Türkiye burnunda tüten bir memleket olarak kalacak. Asla ve asla yasaklarla, sınırlamalarla gençleri yıldırmayacağız, küstürmeyeceğiz, geleceklerinden endişe duydurtmayacağız.
Buradan Burdur'dan, bu güzel üniversite kentinden sesleniyorum: Müjdeler olsun ki bu iktidar değiştiğinde yasaksız Türkiye, vizesiz Avrupa geliyor, vizesiz Avrupa! Başkan yardımcısı olduğum Sosyalist Enternasyonal'de yani sol, sosyal demokrat partilerin birlikte olduğu, 89 partinin birlikte olduğu yapıda atılan imzayla kimse karşı çıkmadan Cumhuriyet Halk Partisi'nin iktidarında Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine tam destek olacağız diyor Avrupa Birliği'ne üye bütün ülkeler ve daha fazlası.
Bunun için Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı Avrupa Birliği'nin tam üyeliği demektir. CHP iktidarı Türk pasaportunun bütün dünyada itibar bulması, karşılık bulması demektir. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı kıymetli, değerli Türk Lirası, yüksek satın alma gücü, yüksek istihdam, düşük, yok edilen işsizlik demektir. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı yoksulluğu yönetmeye değil, yok etmeye taliptir, yok etmeye!
Bunları yapmak için elbette bir partiye ihtiyaç var, Allah'a şükür Gazi Mustafa Kemal'den emanettir. Bir örgüte ihtiyaç var, her bir neferine canım fedadır. Ama bir de adaya ihtiyaç var, adayımız Silivri'de tutsaktır. Şimdi Silivri'deki bir tutsağın kahve ziyareti yapması, iş yerlerine ulaşması, ev kadınlarına sesini duyurması, işçilerle kucaklaşması, çiftçinin sesini duyması, ona derdini anlatması mümkün değildir. Onun için benim ona vekalet edecek binlerce, on binlerce, milyonlarca Cumhurbaşkanı adayına ihtiyacım var. Cumhurbaşkanı adayı olmaya var mısınız? Ekrem Başkan yerine sokak sokak gezmeye var mısınız?"
14.00 CHP BURDUR İL BAŞKANI BARIŞ AYTEN, İMAMOĞLU'NUN MEKTUBUNU OKUYOR
CHP Burdur İl Başkanı Barış Ayten, İmamoğlu'nun mektubunu okuyor.
İmamoğlu'nun mektubu bu şekilde:
"Kıymetli Burdurlular, benim sevgili vatandaşlarım, kıymetli hanımefendiler, değerli beyefendiler, başı dik gençler, güzel yüzlü çocuklar. Her birinize sevgiyle ve hasretle sarılıyorum. Sizleri çok özledim.
Cumhuriyet Halk Partisi'nin icraatçı ve halkçı uygulamalarını güzel Burdur'da hayata geçirmek için her zaman canla başla çalışan kıymetli başkanım Ali Orkun Ercengiz'e teşekkürlerimi sunuyorum. Örgütümüzün güçlü, azimli ve kararlı iradesini temsil eden il başkanımız Barış Ayten'e ve onun nezdinde tüm örgütümüze şükranlarımı sunuyorum.
Demokrasi tarihimizin en zorlu döneminden geçiyoruz. Cumhuriyetimizin temel ilkeleri baştan sona geçersiz kılınmak isteniyor. Oysa biz cumhuriyetimizi özgür ve onurlu bir yaşamın güvencesi olsun diye kurduk. Cumhuriyet bizim için herhangi bir rejim tercihi değildi; milletçe var olma, ayakta kalma meselesiydi. Egemenliğe sahip olmayan bir millet yok olur gider.
Onun için Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve yol arkadaşları ülkemizin geleceğini cumhuriyette gördüler. Çünkü bu topraklarda egemenliğin kayıtsız şartsız millette olması ancak cumhuriyet ile sağlanabilirdi. Ne acı ki bugün milletin kendine ait egemenliğini kullanması yargı marifetiyle engellenmeye çalışılıyor. Seçilmiş belediye başkanlarının tutuklu yargılanması açıkça bir milli irade gaspıdır. 15,5 milyon oyla görevlendirilmiş bir cumhurbaşkanı adayının tutuklu yargılanması milletin egemenliğini baskı altına alma girişimidir.
Tutukluluğumuz ilk günden beri haksızdı, hukuksuzdu. Bugün ise katmerli bir zorbalığa dönüşmüştür; çünkü deliller çoktan toplanmış, iddianame çoktan hazırlanmıştır. Bizlerin tutuksuz yargılanmamız halinde ülkeden kaçacağımızdan şüphe duyan tek bir sağduyulu vatandaşım yoktur.
Aslında bizi zindana atan akıl da bundan şüphe duymuyor. Onlar sadece seçim kazanacağımızdan şüpheleniyorlar. Haklılar. Ne kadar şüphelenirlerse şüphelensinler, çünkü biz kazanacağız. Kazanacağız ve Cumhuriyetimizin temel ilkelerini eksiksiz hayata geçireceğiz.
Biz Cumhuriyet'i bu aziz vatanda yaşayan herkes eşit olsun diye kurduk. Yalnızca kanun önünde değil; tüm haklar, tüm fırsatlar karşısında eşit olsun diye kurduk. Biz Cumhuriyet'i 'milletim ne derse o olsun' diye kurduk. Devlet milletin emrinden çıkmasın, kurumlar ve kurallar çerçevesinde hareket etsin diye kurduk. Biz Cumhuriyet'i bir arada, kardeşçe yaşayalım diye kurduk. Biz Cumhuriyet'i kimsesizlerin kimsesi olsun diye kurduk.
Cumhuriyet bizim tarihimizdeki en büyük uzlaşmanın, en geniş mutabakatın adıdır. Ülkemizin güzel geleceğini de yine en büyük uzlaşmayla, en geniş mutabakatla kuracağız. Devlet milletin olacak. Bütün gücüyle, bütün yetkileriyle, bütün imkan ve kaynaklarıyla devlet milletin olacak.
Baştan sona adalet işleyen; herkesin daha iyi, daha rahat, daha özgür yaşamasını hedefleyen; üretim odaklı, bereketli bir düzen kuracağız. Bu yeni düzenin hiçbir yerinde partizanlık olmayacak, liyakatsizlik olmayacak. Biz siyasi rakiplerimizle uğraşmaya değil; sorun çözmeye, çare bulmaya geliyoruz. Biz vatandaşın inancıyla, fikriyle, yaşam tarzıyla değil; refahıyla, mutluluğuyla, huzuruyla ilgilenmek için geliyoruz. Bir kişinin aklıyla değil, milletin aklıyla hareket etmeye geliyoruz.
Az kaldı. Günü gelecek, devletin gücünü kendi gücü zannedenlere millet sandıkta hadlerini bildirecektir. Herkes hayalini kurduğu, özlemini duyduğu, hak ettiği hayata kavuşacak. Her şey çok güzel olacak! Her şey çok güzel olacak!"
ÖZGÜR ÖZEL'DEN ÇAĞRI
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, "Millet İradesine Sahip Çıkıyor" mitinginin 93'üncüsü için sosyal medya hesabından çağrı yaptı.
Özgür Özel'in çağrısı bu şekilde:
“Salon siyasetiyle değil, meydan meydan, sokak sokak büyüyerek geliyoruz!
Milletin gözünün içine bakarak, elini tutarak, derdini dinleyerek omuz omuza iktidara yürüyoruz. Yarın Burdur’dayız!”
İMAMOĞLU'NDAN VİDEOLU PAYLAŞIM
300'ü aşkın gündür Silivri'deki Marmara Cezaevi'nde tutuklu bulunan Ekrem İmamoğlu ise, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi hesabından mitinge çağrı paylaşımında bulundu.
Videolu paylaşım yapan İmamoğlu paylaşımda, "Yarın Burdur’dayız. Bir aradayız" ifadelerini kullandı.