İBB Davası’nın 20. gününde İmamoğlu: Etrafımızda güzel şeyler oluyor Türkiye'de de olacak

İBB davasında 20’nci duruşmayla birlikte 6. hafta başlarken, Beyoğlu dosyasının eklenmesiyle sanık sayısı 400’ü aştı, tahliyeler sonrası tutuklu sayısı 89’a geriledi. Savunmasına bu hafta devam eden Necati Özkan, MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın kitabından alıntı yaptı. Necati Özkan'ın çapraz sorgusunun sona ermesinin ardından duruşmaya ara verilirken İmamoğlu'nun sözleri çok dikkat çekti.

CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu CHP'li birçok ismin yargılandığı İBB davasında 6. hafta, 20’nci duruşmayla devam ediyor. 9 Mart’tan bu yana süren yargılamada, dosya kapsamı Beyoğlu Belediyesi dosyasının eklenmesi ile genişlerken hem tutuklu sayısı hem de davanın seyri açısından dikkat çeken gelişmeler yaşandı. Beyoğlu dosyasının ana dava ile birleştirilmesiyle birlikte sanık sayısı 400’ün üzerine çıkarken, tutuklu sayısı ise son tahliyelerle 89’a geriledi.

SON DURUŞMADA GERGİNLİK

Davanın seyrine damga vuran gelişmelerden biri de geçtiğimiz hafta yaşanan gerginlik oldu. Duruşma savcısı ile Ekrem İmamoğlu arasında geçen diyalog, salonda tansiyonu yükseltirken, karşılıklı sert ifadeler davanın siyasi boyutuna ilişkin tartışmaları da yeniden gündeme taşıdı.

Halk TV muhabiri Gamze Altunay, Silivri'de yaşananları anbean aktarıyor..

13.15 | İMAMOĞLU: ETRAFIMIZDA GÜZEL ŞEYLER OLUYOR TÜRKİYE'DE DE OLACAK

Necati Özkan'ın çapraz sorgusunun sona ermesinin ardından duruşmaya ara verildi. Ekrem İmamoğlu salondan ayrılırken dün Macaristan'da 16 yıllık Orban iktidarının seçimle devrilmesine atıfta bulunarak, "Hepinize minnet duyuyorum çok teşekkür ederim. Bu mücadelemiz her yerde şu slogan “Yaşasın adalet yaşasın demokrasi yaşasın cumhuriyet” bak etrafımızda güzel şeyler oluyor. Türkiye'de de olacak" dedi.

13.14 | İNAN GÜNEY DE DURUŞMALARA KATILACAK

İmamoğlu duruşma başlangıcında, geçen hafta İBB Davası ile birleştirilen Beyoğlu Belediyesi soruşturmasın kapsamında tutuklu olan belediye başkanı İnan Güney'in de duruşmalara katılıp katılmayacağını sormuştu. Mahkeme Başkanı İnan Güney’le ilgili, "Sorgu sıralamasında bir değişiklik yapmayacagiz sonradan eklendiği için sona ekleyeceğiz duruşmalara katılımlarını da sağlayacağız" açıklamasını yaptı.

ÖZKAN-İMAMOĞLU-SAVCI VE HAKİM ARASINDAKİ ÇAPRAZ SORGU

Mahkeme Başkanı: "Bu imzalardan bahsetmiştiniz ya Kameroğlu İnşaat ile ilgili. Bu dediniz ki, 'ön imzalar Veysel Erçevik'e ait'."
Necati Özkan: "Doğrudur başkanım."
Mahkeme Başkanı: "Peki ilk protokoldeki kimin? Oradaki imza farklı gibi duruyor."
Necati Özkan: "O imza Adem Kameroğlu'nun. O Adem Kameroğlu'nun kendi imzası. Çünkü o tarihte artık bir genel müdürü yok inşaat şirketinin, dolayısıyla kendisi imzalıyor."
Mahkeme Başkanı: "Öykü Ajans adına değil mi?"
Necati Özkan: "Doğrudur başkanım. Evet başkanım, 4 sene sonra...”
Mahkeme Başkanı: "Bir de bu Ayşe Hanım 'resmi ortağımdır' dediniz."
Necati Özkan: "Doğrudur başkanım."
Mahkeme Başkanı: "Yatırım yapmak için şirkete ortak oldu dediniz."
Necati Özkan: "Kapital diye bizim bir yayın şirketimiz var, orada ortağımız efendim."
Mahkeme Başkanı: "Ne zamandan beri resmi olarak ortaklığı başladı?"
Necati Özkan: "2001 ya da 2002 olabilir başkanım. Evrak temin ederiz size göndeririz başkanım. 2001, 2002, belki 2003'tür; hani 2005 değildir başkanım. Tam tarihini hatırlamıyorum. Yani en az 20 küsur yıldır benim ortağım başkanım. Her yıl da kar payı öderiz kendilerine. O yüzden bizimle işte yatırım yapmak istediler."
Mahkeme Başkanı: "Tamam."

Savcı: "Necati Bey, Emniyet aşamasında beyanlarda bulunmuşsunuz."
Necati Özkan: "Doğru, doğru Sayın Savcım."
Savcı: "Şimdi 24.09.2025 tarihindeki beyanınızın —hani bir kısmını okuyacağım hatta iki tane kısmını—: 'Bizim fiyat teklifimizi pahalı buldukları için şirketimiz üzerinden reklam kampanyası yapma konusunda anlaşamadık. Projeyi gezdiğimde yatırım amaçlı karlı olabileceğini düşündüğüm ve toplam değeri 400.000 dolara, o günkü piyasa değeri 2 milyon TL'ye toplamda 4 adet daire satın almak üzere anlaştık ve sözleşme imzaladık. Bizzat Adem Kameroğlu ile görüşerek yüzde 22,5 indirimle bahsetmiş olduğum rakama anlaştık. Anlaştığımız rakamın tek kalemde TL olarak o dönem 2 milyon TL'yi 2017 yılı Nisan ayında bizzat evden Adem Kameroğlu'na Metrohome sitesindeki ofis-evinde bizzat verdim. Nakit olarak kenarda biriktirmiş olduğum, ofisimin kasasında duran paraları verdim.'"
Necati Özkan: "Doğrudur Sayın Savcım."
Savcı: "Yine aynı ifade kapsamında devam kısmında şundan bahsediyorsunuz: 'Kendisiyle Metrohome projesinde reklam anlaşması yapamadığımız ortaya çıkınca aradaki güven ilişkisi zedelendi ve kendimi garanti altına almak için benim ödememi benim adıma 4 daire parası banka yoluyla yatırılmış gösterildi” şeklinde bir ifade...'
Necati Özkan: "Doğrudur Sayın Savcım, doğrudur."
Savcı: "Buna ilişkin birkaç sorum olacak. Şimdi aynı ifade kapsamında öncelikle reklam anlaşması olmadıktan sonra daire almak için anlaşma yaptığınızı beyan etmişsiniz. Reklam anlaşması olmuyor ama bir daire satışı ile ilgili anlaşma yapıyorsunuz?"
Necati Özkan: "Hayır, iki ayrı anlaşmadan bahsediyoruz."
Savcı: "Tamam."
Necati Özkan: "Birisi Metrohome projesinin yaklaşık 2000 adetlik bağımsız bölümünün satış kampanyası. O benim üstleneceğim, benim yapacağım; dolayısıyla şirketimin yüzde 15 para kazanacağı bir şey. Demin dedim ya 9 milyon dolar hesapladım ama 6 milyon dolar olur, 6 milyon doların yüzde 15'i olsa 900.000 dolar da ben oradan 900.000 dolar kazanacağım. Bu birinci anlaşma. Yapılamayan anlaşma bu Sayın Savcım. Yapılan anlaşma ise showroom'da, yani satış ofisinde bana gösterdiği ve benim proje üzerinden beğendiğim dairelerle ilgili anlaşma. Bir tanesi 54 metrekare, bir tanesi 55 metrekare 1+1, bir tanesi 120 metrekare 3+1, bir de Ayşe Hanımların evi. Bu kadar. Bunlarla ilgili, her biriyle ilgili Sayın Başkan'a ilettim biraz önce, her biriyle ilgili bütün dokümanlar var Sayın Savcım.”
Savcı: Tamam, onlar zaten dosyada mevcut.
"Şimdi bu reklam anlaşması yapamayacağımız ortaya çıkınca aramızdaki güven ilişkisi bozuldu diye beyan etmişsiniz. Bu şekilde hatta anlaşma olmayınca güveninizin zedelendiği bir ortamda Kameroğlu'ndan daire alıp 400.000 doları elden vermeniz hayatın olağan akışına pek uygun durmuyor açıkçası. “
Necati Özkan: "Bakın biraz önce bir zaman planı gösterdim size, size de bir kopyasını gönderdim. Daireyi aldığımız tarih ve verdiğimiz —yani parasını ödediğimiz— tarih 20 Nisan 2017. 20 Nisan 2017."
Savcı: O tarihte inşaat ne aşamadaydı?
Necati Özkan: "İnşaat daha başlangıç aşamasındaydı. Daha hiçbir şey yok. Daha hiçbir şey yok. Dört duvar çevrilmiş o kadar. Dört duvara birer parapet konmuş. Hikaye bu. O zaman anlaşıyoruz, ben yatırıma karar veriyorum, parasını ödüyorum vesaire. Anlaşamadığımız ve reklam kampanyasını benim üstlenemeyeceğim tarih bundan yaklaşık olarak 7-8 ay sonra. Yani şöyle; önce anlaştık, parasını verdik, çalışacağız nasıl olsa, yaz ayları girdi araya, sonbahara ertelendi ve yıl sonuna gelince başka bir ajansla çalışma kararı verdi. Hikaye bu."
Savcı: "İfadeden böyle anlaşılmıyor da o zaman o soruyu sormuş olayım."
Necati Özkan: "Evet başkanım, evet."

Savcı: "Şimdi burada şey meselesi var, imza meselesi var. Başkan Bey de sordu az önce. O kısmı anlayamadığım bir iki konu var onu tekrar soracağım.
Şimdi bu soldaki Adem Kameroğlu'nun savcılık aşamasındaki verdiği ifadedeki imzalar ya da tutanak her neyse. Bu yapılan anlaşmadaki Adem Kameroğlu'nun hani reddettiği imza..."
Necati Özkan: "Doğrudur efendim. Hayır, bu reddettiği imza değil bu. Bu kabul ettiği imza.
Savcı: "O bahsettiği imza... Veysel Erçevik'in imzası, ana sözleşmedeki..."
Necati Özkan: "Sayın Savcım bu yıllar sonra, yıllar sonra ben sözleşmeyi devretmeye karar verdiğimde atılan imzadır."
Savcı: " Tamam. Anlamak için şey yapıyorum. Ondan sonra şimdi şöyle; bu Veysel Erçevik'in bir beyanı var yine bu satışla ilgili."
Necati Özkan: "Doğru."
Savcı: "Beyanı okuyorum şu şekilde ki; o dönem herhalde Kameroğlu genel müdürüydü, daha sonra Beylikdüzü Belediyesi'nde başkan yardımcısı oluyor. 'Kameroğlu İnşaat Genel Müdürü olduğum dönemde Adem Kameroğlu, Öykü Ajans adına iki adet daire seçildiğini ve sözleşmenin düzenlendiğini söyledi. Doğrudur. İki adet daire sözleşmesi imzaladık ama daha sonra Adem Bey bunların Ekrem İmamoğlu'nun talimatıyla bedelsiz olarak Öykü Ajans'a verildiğini söyledi. Ancak bunun hangi amaçla bedelsiz devredildiği konusunda bilgi sahibi değilim' şeklinde bir beyanı bulunmakta. Hani Veysel Bey o süreçte bu satışla ilgili aktif bir sürece dahil oldu mu veya niye böyle bir beyanda bulundu?"
Necati Özkan: "Sayın Savcım, zaten bu ifade bile yani ne kadar tehdit ve korku altında ifade verildiğinin kanıtıdır. Nedeni şu: Bakın 20 Nisan 2017'deki bütün belgelerde ki kabaca 150 sayfadır, Sayın Başkan'a ilettim; bütün belgelerde Veysel Erçevik'in imzası var. Yani bütün sözleşmeleri imzalayan şirket yetkilisi, o sırada şirketin genel müdürü olan Veysel Erçevik. Dolayısıyla Veysel Erçevik neyin ne olduğunu biliyor ama burada geliyor diyor ki: 'Anladığım kadarıyla ya da Adem Kameroğlu bana söylediği kadarıyla iki tane daireyi Necati Özkan'a vermişiz.' İki değil dört! İki değil dört! Hepsinin altında onun imzası var!"
Savcı: "Tamam, şöyle; Kapital'e devirle ilgili bir anlaşma yapılıyor ya. Kapital'e —Kapital şirketine— devir anlaşmasında Veysel Erçevik'in imzası var mı?"
Necati Özkan: "Hayır, Adem Kameroğlu'nun var."
Savcı: "Sadece Öykü'ye ilişkin süreçte imza atıyor."
Necati Özkan: "Orada da yok. Yani hani Öykü'ye devirde de Veysel Erçevik'in imzası var.
Savcı: Veysel Erçevik'in imza attığı kısım hangisi o zaman?"
Necati Özkan: "Veysel Erçevik'in ve Adem Kameroğlu'nun attığı imzaların tamamında parayı veren benim, sözleşme şahıs olarak Necati Özkan'la yapılıyor. Sözleşmeyi benimle yapıyorlar, parayı ben veriyorum; bütün o sözleşmelerde Veysel Erçevik'in imzası var. Aradan 4,5 yıl geçiyor Sayın Savcım; bakın 4,5 yıl geçiyor artık Veysel Erçevik Kameroğlu İnşaat'ta çalışmıyor. Anladığım kadarıyla Beylikdüzü'ne geçiyor sonradan; bu dava sürecinde veriliyor. Oraya geçiyor. O zaman da ben bu sözleşmeleri kendi şirketime devretmek istiyorum çünkü para alacağım oradan ve kendime ev alacağım. Pandemiden sonra evimi satmak istiyorum ve yeni eve girmek istiyorum; devretmek istiyorum diye gittiğimde karşımda artık bir genel müdür yok, şirketin sahibi olarak Adem Kameroğlu var. O yüzden Adem Kameroğlu'nun imzası varmış 4,5 yıl sonra.

Savcı: "Tamam. Şimdi durumu toparlayıp son bir soru soracağım."
"Necati Bey, güvenmediğiniz bir insanla imzasını teyit etmeden aslında diğer daire... Pardon daha doğrusu şöyle sorayım: Bu imza aşamasındaki süreçte Adem Bey ile siz karşılıklı imza attınız mı yoksa atıyorum imzayı siz attınız daha sonra şirkete gönderip bir daha imza mı geldi?"
Necati Özkan: "O detayı hatırlamıyorum. Yani tam teyit yok mu o anlamda sizde bir imza?"
Necati Özkan: "Hayır hayır şöyle; huzurda, huzurda imza atıp atmadığımı hatırlamıyorum gerçekten. Bakın 7-8 yıl olmuş."
Savcı: "Şu 400.000 dolarlık bir anlaşma ciddi bir rakam hani elden falan o sözleşmede..."
Necati Özkan: "Hayır efendim, hayır. Sayın Savcım 400.000 dolarlık bir anlaşma bana yapmıyor ki Adem Kameroğlu. O anlaşma yapılmış bitmiş. O bitmiş, o gayrimenkuller benim. Parasını ödemişim, makbuzunu almışım; bütün belgeleri var. Ben kendi adıma, kendi yani şahıs olarak Necati Özkan üzerindeki bir gayrimenkulü sahip olduğum şirkete devrediyorum, şirketten nakit para alarak kendime ev almak istiyorum. O tarihte devrediyorum. Aslında güvenmediğim bir insandan herhangi bir şey imza istediğim falan yok. Olmuş bitmiş bir iş, onun için de bir şey değişmiyor; fatura da kesmiyor hiçbir şey yapmıyor. Ortada daha şey bitmediği için, gayrimenkul projesi bitmediği için tapu yok; tapu o zamana ihtiyacım yok. Dolayısıyla sözleşmenin devri sözleşmesi... Anlatabiliyor muyum? Sözleşmenin devri sözleşmesi o. Benim Kameroğlu İnşaat'la şahıs olarak Necati Özkan olarak yaptığım sözleşmenin bir tüzel şirkete devri sözleşmesi. Yani dolayısıyla orada artık yani güven yok artık, gerek yok güvene."

Savcı: "Bu bankadaki çek-yat işlemi var ya iddianameye konu olan..."
Necati Özkan: "Doğru."
Savcı: "O sırada bankada bulundunuz mu yoksa?"
Necati Özkan: "Gayet tabii, tabii ki. Bakın her makbuzda benim imzam var. Her banka makbuzunun altında —Sayın Başkan size verdim— hepsinde benim imzam var. Ben oradayım bizzat. Ve ben Adem Kameroğlu ile buluşacağım diye düşünüyorum, Adem Kameroğlu bana oraya şoförünü mü birisini mi gönderiyor. Ben nakit bekliyorum, Adem Kameroğlu çektirip kendi hesabından aktartıyor. Yani oradaki para yatırma işi bir hakikatin belgeye bağlanması işi. Teknik bir iş falan değil ya da hakiki olmayan bir iş değil."
Savcı: "Orada bankadaysanız madem şöyle sorayım: İşlem şöyle mi oldu; 2 milyon TL parayı Adem Kameroğlu çalışanı çekti, doğru mu?"
Necati Özkan: "Doğru, doğru."
Savcı: "Nakit olarak çekti ve daha sonra parça parça halde birkaç dakika içerisinde sizin huzurunuzda, sizin hesabınıza yatırılmış şeklinde"
Necati Özkan: " Tamamen doğru... Olayın hikayesi bu. O parayı kimden çekti, kendi hesabından mı çekti, şirket hesabından mı, Adem Kameroğlu hesabından mı bunu bilmem. Bunu bilmem, bunu bilmem ama o para çekildi, tek tek bizim sözleşmemizde anlaştığımız rakam tek tek benim adıma yatırıldı ve ben de bankada, gişede... banka bankosunda her bir makbuza imza attım. Çünkü size sorarlar 'bu parayı kim yatırıyor neden yatırıyor kaynağı ne' diye; ben de orada parayı yatıran kişi olarak orada bulunuyorum. O yüzden her bir makbuzda imzam var Sayın Savcım."
Savcı: "Şunu bir açıklığa kavuşturmak lazım; beyan veren o bankadaki şeyin çalışanı, sizin tanımadığınız Aydın bey... sizi tanımadığını beyan ediyor."
Necati Özkan: "Doğru, ben de onu tanımıyorum. Hayatımda ilk ve son kez gördüğüm an odur. Oradaki yarım saatte; daha fazla da görmedim. Adamı görsem tanımam, o da beni tanımaz. Çok doğru, dediği ifade doğru Sayın Savcım."

EKREM İMAMOĞLU NECATİ ÖZKAN’A SORUYOR

Ekrem İmamoğlu: Evet, Sayın Hâkim, Sayın Heyet; bu soruların da önemli olduğu, bu son sorgudan sonra da daha da önemli oldu. Bir soru daha ilave ettim Sayın Necati hocam, değerli dostum… İmamoğlu İnşaat'tan hiç daire aldınız mı?


Necati Özkan: Almadım Başkanım. Ben, İmamoğlu İnşaat'ın reklam kampanyasını yapmak üzere beni şeyle tanıştırdınız. 2019 başı ya da sonu, çok hatırlamıyorum. Biz beraber gezdik. Ve dedim ki bu yani ‘Attığınız taş ürküttüğünüz kurbağaya değmez.’ Ben bunu yapamam’ dedim ve kampanyanızı da yapmadım.


Ekrem İmamoğlu: İyi ki almamışsınız. İyi ki almamışsınız. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde herhangi bir idari göreviniz, resmi göreviniz ya da gayri resmi göreviniz ya da af üst ilişkisi, yani size ait bir personel ya da yönetici kim olursa… Ya da sizi yöneten bir personel, yönetici… Böyle bir yetkiye sahip bir konumunuz oldu.


Necati Özkan: Başkanım, ifademin ilk bölümünde biraz açıkladım. Ne İBB'de ne iştirak şirketleriyle ilgili herhangi bir pozisyonum, herhangi bir yetkim, herhangi bir sorumluluğum olmadı. Hiçbir amirim olmadı. Dedim ya, ‘Ekrem İmamoğlu benim amirim de değildir. Benim patronum da değildir. Benim müşterim de değildir’ diye çok özetle söyledim burada. Benim bir makamım da yok. Yani arada bir beni çağırırlar, toplantıya giderim. Ekrem Bey, siyasi bir konu varsa konuya beni davet eder. Giderim, kendi görüşümü söylerim, o kadar. Ve bu ya böyle her gün gidilen bir iş değil. Dolayısıyla herhangi bir idari ya da yönetimsel herhangi bir yetkim, sorumluluğum hiçbir zaman olmadı.


Ekrem İmamoğlu: Daha somutlaştırayım sorumu o zaman. Hani anlattınız ama sizden talimat alan herhangi kimse var mıydı? Ya da size talimat veren biri var mıydı?


Necati Özkan: İBB içinde bana talimat veren hiç kimse olmadı. Benim talimatımı alabilecek kimse de yok. Ben dışarıdan bir adamım. Dolayısıyla kimseye bir talimat vermedim. Ama Ekrem Bey'in, anlattığım gibi, dışarıdan kampanyasını yaparım. Kampanyanın bittiği gün, benim Ekrem Bey’le de ilişkim biter. Dostça çağırırsa giderim; o kadar.


Ekrem İmamoğlu: İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde… Pardon… Bu sorularımı sanırım teyit edersiniz. Beylikdüzü Belediyesi'ni de katarak sormuş kabul edin.


Necati Özkan: Aynen. Başkanım, zaten ifademde bunu da söylemiştim.


Ekrem İmamoğlu: Beylikdüzü ve İstanbul Büyükşehir'deki… Sonuçta örgütü 2013’e kadar dayandıran bir iddia ve iddia makamıyla karşı karşıyayız. İstanbul Büyükşehir Belediyesi veya Beylikdüzü'nde, bir ihale sürecinde ya da bütçe kararında aktif bir rolünüz, karar yetkiniz oldu mu? Müdahil oldunuz mu?


Necati Özkan: Hiçbir şekilde olmadı. Zaten yani aslında söylediğim cümle, yani İBB içerisinde iştiraklerin içerisinde, Beylikdüzü Belediyesi'nde veya İBB’de ‘hiçbir idari kararda yokum’ derken aslında her şeyi kastettim. Bütçesi, o bütçelerin harcanmasıyla ilgili kararlar, oralardaki ihaleler, onlara girmek, çıkmak… Bunlar asla girdiğim işler değil. Hatırlarsanız; 2014’te Sayın Başkanım, ‘Bir daha kamu kurumlarının ihalesine girmeyeceğime karar verdim’ dedim. Hatırlıyor musunuz? Nedeni şuydu: Ben, 2014’e kadar Sayın Başkanım, şirketimi Ankara'da kurduğum için, kamu kurumlarıyla çok çalıştım. Hani dedim ya neredeyse bütün hükümetlerle çalıştım. Yani bütün ihaleye girdim. Girdiğim her ihaleyi aldım. Dayım olduğundan değil, bir akrabam olduğundan değil; işimi hakkıyla yaptığımdan dolayı aldım. Onu bilerek giriyorsunuz. Ha burada bazı şeyler… İşte bir ay geçmeden falan diyor. Ben Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin yurt dışı tanıtımını yaptım. Bir sürü ülkede, 23 ülkede. Onlar bana bir-iki yıl sonra ödendi. Devlette çalışıyorsanız bunu bilirsiniz. O yüzden devletle uzun yıllar çalıştım ve o çalışmanın gereklerini hep yerine getirdim. Ta ki 2014’e kadar.


2014’te Kemal Kılıçdaroğlu'yla çalışmaya karar verdik. Aydın Ayaydın, geldi beni ziyaret etti. Şimdi AK Parti milletvekili. Benim de bir sürü AK Parti'de arkadaşım, dostum var. Onlardan biridir. Tekrar çalışmaya karar verdik. Ve bu gazetelerde haber oldu. Haber olduktan sonra, tüm kamu ihaleleri bir hafta içerisinde iptal edildi. Bütün sözleşmeler… Ben o gün anladım; eğer siyasi iletişim işi yapıyorsan, devlette iş yapmayacaksın. O gün bugündür hiçbir kamu ihalesine, hiçbir belediyenin ya da iştirakin ihalesine girmem, teklif vermem, çalışmam. Dolayısıyla Başkanım ne İBB döneminde ne Beylikdüzü döneminde ne iştiraklerinde ne de belediye tüzel kişilikleriyle ilgili herhangi bir dahilim olmadığı gibi, herhangi bir ihalenize de girmedim.


Ekrem İmamoğlu: Evet, bu da sorum da vardı. Bir soru daha soracaktım, onun cevabını vermiş oldunuz. Hiçbir ihale veya hiçbir iş almadınız. Necati Bey, bu Hüseyin Gün meselesini ben de önemsiyorum. Siz de önemsediğinizi ifade ettiniz. Yani sonuçta böylesi bir hiyerarşik düzenin zerresi, yani ne bileyim, birebir denizde kum tanesi kadar zerresini yaşadık mı biz? Yani ben bir hafıza kaybına mı sahibim? Ya da böyle bir insanın, böyle bir insanın… Ki aramızda neredeyse 13 yılı bitirdiğimiz bir hem profesyonel hem dostluk hem danışmanlık hem siyasi olarak resmi görevler yaptığınız, yani resmi derken benimle ilgili seçimlerde görev yaptığınız ilişkimiz var… Yani denizde kum tanesi kadar diyaloğumun olmadığı, sadece bir fotoğraf çekildiğim bir insan, siz de diyaloglarını söylediniz, yani bu benim yöneticim! Sizin üstünüz! Böyle bir şey! Yani insanı sorası geliyor. Sizinle bir mülakat yaptı mı? Sizi kadrosunu alırken bir iş görüşmesi yaptı mı? Bir örgüt konuşması yaptı mı? Gerçekten merak ediyorum. Bunu bir hem de silahlı kuvvetler deneyiminiz var, bir teşkilatlanma yapısı, bir örgüt yapısı eğitiminiz var. Bunu Allah aşkına bir duymak istiyorum sizden. Nasıl bunu yazabilir? Yani bir ‘fiyasko’ dediniz de ben kelime bile yakıştıramıyorum onun altına. Bu nasıl yazılabilir iddianameye?


Necati Özkan: Sayın Başkanım, bu davanın konusu olmak için çok girmedim. Yani Hüseyin Gün ile nasıl tanıştık? Hangi koşullarda tanıştık? Ne yaptık? Eğer hani ihtiyaç varsa, sizin için aydınlatıcı olacaksa, birkaç cümleyle anlatabilirim.


Mahkeme Başkanı: Anlattığınız kısım aslında bizim için yeterli.


Necati Özkan: Yeterliyse, çok şeye gerek yok ama özetle söyledim. Hüseyin Gün'le ilgili iddianın tamamı mesnetsiz. Tamamı; tarif ediyorum yani ‘paraşütle kondurulmuş’ diye. Paraşütle getiriliyor, konuluyor. Ne benimle ne Ekrem İmamoğlu'yla hiçbir ilişkisi kalmamış… Casusluk bölümüyle ilgili çok ayrıntılar anlatacağım o davada, burada kimsenin zamanını çalmak istemiyorum. Ve 2019 Ağustos sonu Eylül başında bütün ilişkimiz bitmiş. Bir daha hayatta karşılaşmamışız. Adamın attığı mesaja bakın. Adam attığı mesajda şunu yazıyor Başkan'ım: ‘Necati Bey sizinle çok tanışamazsak da sizinle çok tanışıyor olmasak da’ diye başlıyor adam. Ben, benimle ilgili tedbir kararını alınca Sayın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, bana bir geçmiş olsun mesajı atıyor. Herhangi bir hukukçu, okuma yazması olan herhangi bir vatandaş, sadece o mesaja baksa, burada hiçbir ilişki olmadığını zaten anlar... Ama maksat bu değil, biliyorsunuz.


Ekrem İmamoğlu: Evet, son sorum. Yani biz sizinle, aslında bir dostluk, bir siyasi danışman ve kampanya direktörlüğü ilişkisi yaşıyoruz yaklaşık 13 yıldır. Ben bundan bahtiyarım. Ve bu dostluk, gerçekten büyük bir güven, karşılıklı birbirini seven, sayan iki insan ilişkisi ve vatan, millet, memleket meselesi üzerine kurulu da bir ülküsü, ideali var. Yani bunun üzerine bir yol yürüyüşüdür bunun adı. Bu kapsamda, biz sizinle kaç seçim toplantılar yaptık? Tabii yüzlerce. Yani seçim döneminin dışında da birçok toplantıya sizi davet ettim. Böyle masamda oldunuz. Siyasi birtakım hususlar, vesaire… Sizinle kaç seçim kaybettik? Kaç seçim kazandık? Hangileridir?

Necati Özkan: Başkanım, vatandaşın oy verdiği seçimlerin tamamını kazandık. Bir seçimi kaybettik. Sayın Kadir Topbaş, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’ndan bir şekilde gönderilince, partinizin verdiği görev nedeniyle siz, İBB meclis üyelerinin oy kullandığı bir aritmetik içerisinde, İBB Başkanlığı’na aday gösterildiniz partiniz tarafından. Matematik belliydi. Adalet ve Kalkınma Partisi'nin temsilcilerinin sayısı CHP'lilerden çok daha fazlaydı. Buna rağmen cesaret ettiğiniz, girdiniz. Dolayısıyla Meclis içerisinde yapılan seçimi kaybettiniz. Bunun dışında bir seçim kaybettiğinizi hatırlamıyorum. Hep şu sorulur Başkanım: Yani bu başarı neden oldu? Bu seçim sonucu nasıl oldu? Yani iletişimden mi oldu? Adaydan mı oldu? İşin sırrı adaydır Başkanım. Aday. Aynı kampanyayı Ahmet'e yapsanız başka sonuç çıkar, Mehmet’e yapsanız başka sonuç çıkar. Burası adayın bilgisi, becerisi, ilişkileri… Her şeyi sonucu belirler. Dolayısıyla sizinle çalıştığımız 4 seçim kampanyası… Beşincisi yarım kaldı. Cumhurbaşkanlığı kampanyası… Dördünü de kazandınız. Bir kez daha Türk milleti adına…

Mahkeme Başkanı: Başka sorunuz var mı?


Ekrem İmamoğlu: Başka sorum yok. İnşallah onu da tamamlarız Necati Bey. Kolay gelsin.


Necati Özkan: Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

12.40 | ÖZKAN'DAN HEYETE: TARİHİN DOĞRU TARAFINDA YER ALIN

İBB Davası'nın toplumun her kesiminin gözünü diktiği çok özel bir dava olduğuna işaret eden Özkan, "Çünkü bu davanın seyri ve neticesi ülkemizde demokrasinin, hukuk devletinin, temel hak ve hürriyetlerin, hatta ekonominin seyrini belirleyecektir." ifadelerini kullandı. Özkan, aleyhinde iftiralar atan Hüseyin Gün ve Adem Kameroğlu hakkında iftiracılıktan cezai hükümler uygulanmasını da talep etti. Özkan savunmasını bitirirken, mahkeme heyetine "Tarihin doğru tarafında yer alın" diyerek çağrı yaptı.
Özkan'ın yaklaşık 1.5 saatlik savunmasının ardından çapraz sorgusu başladı.

12.20 | NECATİ ÖZKAN SAVUNMASINDA MİT BAŞKANI KALIN'DAN ALINTI YAPTI

"Hüseyin Gün'ün tek bir ifadesinde benden veri aldığına ilişkin tek bir cümle yokken hakikati nasıl bu kadar bükebiliyorsunuz?" diyen Özkan, MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın son kitabı Heidegger'in Kulübesi'ne atıf yaptı. Kalın'ın kitabındanki "Yalan, yanlış, saçma ve hilafı hakikat olduğunu bilmem için gözümle görmem gerekmez. Hakikati benim deneyimlerim bana zaten söyler" ifadelerini hatırlatan Özkan, "Böylesi bir saçmalık için doğruluk kontrolü yapmaya gerek yoktur" dedi.

11.15 | NECATİ ÖZKAN İTİRAFÇININ İDDİALARINA YANIT VERDİ

İmamoğlu'nun söz almasının ardından Necati Özkan geçen hafta yarım kalan savunmasına devam ediyor. Gamze Altunay, ilk celsenin Haziran ayının ortasına kadar devam edileceğinin öngörüldüğünü kaydetti. Gözler bu tarihe kadar yapılacak ara değerlendirmelere çevrildi.

Necati Özkan savunmasında, itirafçı iş insanı Adem Kameroğlu'nun iddialarına yanıt verdi, "Tanıtımını yapmış olduğum projelerin bir kısmında, aynı zamanda yatırımcı oldum. İndirimli fiyatla, peşin ve topraktan girme prensibiyle gayrimenkul yatırımları yaptım. Projeler tamamlanır tamamlanmaz da tümünü sattım. Elde ettiğim geliri her seferinde maliyeye bildirdim ve vergilerimi eksiksiz ödedim. İlgili dilekçemde tüm bunların delillerini sundum" dedi.

İtirafçı iş adamı Adem Kameroğlu'nun ifadesindeki çelişkilere dikkat çeken Özkan, "Kameroğlu'nun etkin pişmanlık ifadesinde 'İnşaatım da bitmek üzereydi ve iskan başvurusu aşamasındaydı. O yüzden 4 daire verdim' derken alenen bir başka yalan söylüyor. Zira inşaat 2017’de değil tam 4 yıl sonra Ekim 2021’de tamamlandı. İskan ruhsatı ise Mayıs 2023’te alındı" dedi.

Hüseyin Gün'ün İstanbul Senin uygulamasında hiçbir yetkisi, ilgisi, bilgisi olmadığını ifade eden Özkan, "Söz konusu şahısla 3 Eylül 2019 tarihinden sonra ne bir temasım ne de bir işbirliğim olmadığı, tüm dosya içeriğinde nettir" dedi. Özkan ayrıca, Hüseyin Gün'le baz eşleşmelerine ilişkin de konuştu ve seçim koordinasyon merkeziyle Hüseyin Gün'ün evinin çok yakın olduğuna da dikkati çekti. Özkan, "Ben bu beyefendiyle 300 tane HTS vermişsem az vermişim. Çünkü bütün hayatı benim orada geçiyor" diye konuştu.

10.55 | İMAMOĞLU'NDAN SAVCIYA: BU BİR TEHDİT

Mahkeme heyeti geldi ve duruşma başladı. Tutuklu Ekrem İmamoğlu söz aldı, Beyoğlu Belediyesi'ne yönelik hazırlanıp İBB dosyasıyla birleştirilen iddianameyi sordu.

Ekrem İmamoğlu:

Fazla vaktinizi almak tabii ki istemiyorum. Hızlıca birkaç dakika bazı hususlarda sizinle paylaşmam gereken konular olduğunu düşünüyorum, sizin de bilgilenmemiz açısından. Sürece katkı sunacağını düşündüğüm hususlar bunlar. Sayın Başkan, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney ve bir kısım arkadaşın bu dosyaya eklendiği netleşti. Biz de aynı cezaevinde kalıyoruz. Bu şekliyle ne zaman katılacağı konusunda bir bilgi sahibi olmadığını dün gece bana ifade etti. Aynı şekilde bir eylem eklenecek mi ya da olan bir eyleme mi dahil olacak? Hani bu hususlarda da bilgi sahibi değil. Bunların hepsi doğal olarak beni ilgilendirdiği için de bunu ifade ediyorum.

"TÜRK YARGISI BİRİLERİNİ UNUTABİLİR Mİ ZİNDANDA?"

Tabii şöyle bir konuyu da sizinle paylaşmam gerekiyor. Özellikle bir yılı aşkın süredir yürütülen operasyonlar sonucunda hem gözaltı süreçleri hem tutuklama işlemleri, gerçekten artık tarif edilemez bazı detaylara sahip. Hepimizin içini yaralıyor. Artık ne olduğu belli olmayan bir işkenceye dönüşür hale ulaştı diyebilirim. Belirsizlik bu konuda niçin tercih ediliyor, o da tarif edilir bir durum değil. Bakınız; 11 ayı geçen tutuklulukla hala hiçbir şey belli olmayan arkadaşlar var. Yani bunlar anne, bunlar baba, bunlar emekçi. Hatta yani gencecik insanlar var aralarında. İşte tabii bir sürü isim var ama bunların bir kısmı tutuklandıktan sonra bir ara bir serbest bırakıldı, tekrar tutuklandı. Onur Gülin, Doğukan Arıcı, İlkay Onak, Arzu Can gibi böyle isimler var ama fazla sayıda… Bu insanların sizi ilgilendiren tarafı direkt olarak olmadığını biliyorum. Burada öğrendik bunu ama bir şekilde bunlar bu dosya kapsamında tutuklandılar. Ve yani bu belirsizlik bu… Yani birileri unuttu mu? Yani Türk yargısı birilerini unutabilir mi zindanda? Yani kuyunun dibine atmak gibi…

Aynı şekilde altı ayı geçen… Benim şoförüm… Sayın Başkan, bu insanlar tutuklu ve ne olduğu belli değil. Bir kelam yok haklarında. İnanın can sıkıcı. Recep Cebeci, Zekai Kırat… Niçin tutuklandığı bile belli değil. Yani haklarında bir beyan dahi yok. Gerçekten bu sayfanın kapanması gerekiyor diye düşünüyorum. Bu konudaki sizin hassasiyetinizle, heyetinizin hassasiyetiyle yapılacak şey var mıdır, yok mudur bilmeyerek bunu hatırlatıyorum. Ama lütfen buna destek olunuz. Tabii ki iddia makamına da bu sözlerimin geçmesi adına bunu dile getiriyorum. Akıl almaz bir iş. Gerçekten utanç verici bir durum. Bunları anlatıyorum, çünkü Türkiye'de her ne kadar bizim bu yargılamamıza, haddine olmayacak şekilde birtakım sıfatlar eklense de bize göre Türkiye tarihinin hukuksuzluğu şeklinde bir tarife doğru giden bir işin içerisindeyiz. Ve bu yargılamaya boca edilen başka konular da muhtemel… E boca edildikçe zaten yargılamanın süreci devam ediyor ve bizim ne zaman buradaki sanıkların bile biteceğini kestiremez duruma geldik. E sizin de hassasiyetinizi izliyoruz, görüyoruz. Bu kural tanımazlığın ve hukukun kurallarını altüst eden bu durumun, bizi daha da yoracağını ve gerçekten bu yargılamaya zarar vereceğini düşünüyorum. Bunu da size hatırlatmak istedim.

Tabii ki üzülüyoruz. Sonuçta bu insanlar, gece yarısı sabaha karşı tutuklanan, dört-beş gün nezarette tutulan, ne olduğunu bilmez halde bir de tutuklanan, üzerine hapse atılan, zindana atılan, 6 ay, 11 ay olup, hala hiçbir şey yok… Yani bu vicdana da sığmaz, kurala da sığmaz. Hiçbir şeye sığmaz. Yani hangi kuralla, hangi prensiple o insanlar orada tutuldu? O tutuklama kararlarının altına imza atanlar terfi edildi. Ama bu insanlar 11 aydır, 12 aydır tutuklu. Bunlar bürokrat Sayın Başkanım. İnanın acı bir durumda bu insanların… Aile bunlar. Sıfır maaş. Sayın Hâkim, sayın Başkan; sıfır maaş insanlar… Bu çok kritik bir konu. Onun için ifade ediyorum. Özellikle şunu söyleyeyim: Bugün zaten iki arkadaşımızla bir eylem bitecek. Sizin de hassas olduğunuzu duydum. Bu konuya çok önem veren bir iddia makamı olduğunu da bir avukatın müvekkili adına ifadesinden duydum. Bu eylemde, bu insanların dinlendikten sonra kararlarının çıkmasında da bir engel olmadığını düşünüyorum. Bu düşüncemi de paylaşarak son sözüme geçiyorum.

Bu çok önemli Sayın Başkan, Sayın Heyet. Çünkü hayati bir durum. Şahsımı ilgilendiriyor. Ama muhatabı ben isem şahsımı ilgilendiriyor. Geçen hafta savcının, şahsıma, ‘Haddinizi aşarsanız, haddinizi bildiririz,’ tehdidini ben aldım. Siz de bunu bu mahkemede duydunuz. Bu bir tehdit cümlesi ve bu kayıtlara geçti Sayın Başkan, Sayın Heyet. Bu tehdit cümlesinin sahibi kimdir? Bu tehdit cümlesi, kim ya da kimler…

Mahkeme Başkanı:

Savunmalarınıza devam edin…

Ekrem İmamoğlu:

Ama bu çok önemli Sayın Başkan. Burada kayıta girdi. Bakın tekrar ediyorum. ‘Haddinizi aşarsanız, haddinizi bildiririz.’ Ben tehdit edildim. Bu tehdit kim ya da kimler adına, hangi örgüt adına, hangi kurum adına tehdit edildim? Kişiler kimlerdir? Tehdit neleri kapsamaktadır? Can güvenliği mi? Mal güvenliği mi? Özgürlük mü? Aile mi? Başka bir şey mi? ‘Haddinizi bildiririz’ motivasyonu ve psikolojisi, yargılandığımız bu davanın öncesindeki İBB operasyonları ve uygulamalarında da bir karşılık bulan bir motivasyon muydu? Bakınız Sayın Başkanım, sizi ilgilendiriyor. Ben, şu anda burada yargılanıyorum ve siz benden mesulsünüz. Yani ben, sanık olarak, şüpheli olarak siz benden mesulsünüz. Heyet de benden mesul. Dolayısıyla Sayın Hâkim, Sayın Heyet, bu aleni tehdit karşısında bir işlem ya da tedbir alacak mısınız? Yaptınız mı? Yapacak mısınız? Bunları ben takip edeceğim ve bu takiple beraber, bu gündemi sıcak tutacağımı bilmenizi isterim. Çünkü tavrınız ve alacağınız kararlar, benim kişisel hak ve hürriyetim açısından, tedbirlerim açısından önemlidir. Belirlememe katkı sunacaktır. ‘Hayır, hiçbir tedbir almıyoruz. Kişisel tedbirin al’ derseniz, ben kişisel tedbirimi de almak için elimden gelen gayreti göstereceğim. Ancak çok net altını çiziyorum: Bu söz, ‘Haddinizi aşarsanız, haddinizi bilmezseniz, haddinizi bildiririz’ cümlesi…

Mahkeme Başkanı:

Savunmalarımıza devam edelim…

Ekrem İmamoğlu:

Sayın Başkan, bu konuda cevabınızı istiyorum… Cümlesi bir tehdittir.

Mahkeme Başkanı:

Bir tedbir yok bu konu hakkında.

Ekrem İmamoğlu:

Bu konuda tedbiriniz yok mu Sayın Hâkim? Tamam. Ben kendi tedbirimi alacağım. Bundan sonra da o tedbire uygun davranacağım. O tehdide karşılıklı gerekeni yapacağımdan hiç kuşkunuz olmasın. Teşekkür ederim…

10.45 | TUTUKLULAR GETİRİLİYOR

Tutuklular mahkeme salonuna getiriliyor.

Türkiye Haberleri