AKP'den şimdi de videolu 'İstanbul yönetilemiyor' kampanyası

Tutuklu İBB Başkanı İmamoğlu’nun kritik diploma davasının görüldüğü gün, AKP algı operasyonuna hız verdi. Sokakları donatan afişlerin ardından, AKP İl Başkanlığı tarafından hazırlanan videolar bugün dolaşıma sokuldu. Videoların zamanlaması dikkat çekerken, kampanyaya tepki yağdı. Öte yandan bahse konu afişler bugün toplatılmaya başlandı.

Türkiye siyasetinde yerel seçimlerin ardından başlayan süreç, 19 Mart İBB operasyonları ve seçilmiş İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla bambaşka bir boyuta evrildi. 23 Mart 2025 tarihinden bu yana Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu ve onlarca bürokrat Silivri'de tutuklu halde bulunurken, AKP iktidarı İstanbul’da hem afişlerle hem de videolarla yeni bir kampanya başlattı.

Özellikle AKP İstanbul İl Başkanı Abdullah Özdemir'in 13 Ocak'ta sosyal medya hesabından paylaştığı, belediyenin çalışmadığını ima eden video, bugün AKP'liler tarafından yeniden ve yoğun bir şekilde dolaşıma sokuldu. Bahse konu videonun dolaşıma sokulduğu tarih ise oldukça dikkat çekici. Zira Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun diplomasının iptal edilmesine karşı açtığı davanın kritik ilk duruşması bugün görülüyor.

İşte İstanbul sokaklarındaki afiş gerilimi, sosyal medyadaki tepkiler ve Silivri’deki tarihi duruşmadan dakika dakika tüm ayrıntılar…

İSTANBUL SOKAKLARI İBB KARŞITI AFİŞLERLE DONATILDI

İstanbul'da İBB'ye ait olan reklam panoları İBB karşıtı afişlerle donatıldı. Ekrem İmamoğlu dahil birçok bürokratın tutuklu olduğu İBB'nin çalışmadığını ima eden AKP'nin son kampanyasına birçok vatandaş tepki gösterdi.

Son yerel seçimlerin ardından başlayan normalleşme sürecinin 19 Mart İBB operasyonları ile sona ermesiyle Türkiye yepyeni bir siyasi döneme giriş yaptı. İkinci defa İBB başkanı seçilen Ekrem İmamoğlu, partisinin cumhurbaşkanı adayı olmasının ardından seçimlere girememesini sağlayacak olan diploma iptali ile karşılaştı. Bu adımı hemen bir gün sonra İmamoğlu ve onlarca İBB bürokratının şafak operasyonları ile gözaltına alınması takip etti.

Belediye başkanı İmamoğlu ve özel kalemi dahil onlarca İBB bürokratının tutuklu olmasının ardından iktidarın CHP'li belediyelere yönelik baskıları hız kesmeden devam ediyor. Baskılar devam ederken AKP'nin son kampanyası ise hayli tepki topladı.

İBB'ye bağlı reklam şirketlerine de kayyum atanmasının ardından AKP'nin yaptığı yeni kampanyasında belediyenin çalışmadığını ima eden ifadeler paylaşılıp, "Senin hayatından gidiyor" sözleri kullanıldı. Örneğin Çağlayan Adliyesi’nin yanına "Borçlanmak ihanettir dediler. İBB’nin borcunu 350 milyar liraya çıkardılar" ifadelerinin yer aldığı bir afiş asıldı.

Öte yandan CHP Genel Başkanı Özgür Özel suç duyurusunda bulunacağını söylediği afişler kaldırılmaya başlandı.

"SİZ HERKESİ KÖR ALEMİ SERSEM Mİ SANIYORSUNUZ?"

İBB Başkanı İmamoğlu ve onlarca bürokratının tutuklu olduğu süreçte belediyeyi çalışmamakla itham eden afişler sosyal medyada AKP'li isimler tarafından paylaşılınca tepkiler de beraberinde geldi.

Gazeteci Yavuz Oğhan bu afişlere tepki gösterenler arasında yer aldı. Sosyal medya hesabından konu hakkında tepkisini dile getiren Oğhan, İBB başkanı ve kritik bütün bürokratların cezaevinde olduğunu ve reklam şirketlerine kayyum atandığını hatırlattı. Muhalefetin elinin kolunun bağlandığını aktaran Oğhan, imkansızlıklara rağmen işlerin yürüdüğünü şu sözlerle aktardı:

"AK Parti İstanbul’da yeni bir kampanya başlatmış, reklam panoları bu kampanyanın sloganı ile donatılmış. İBB Başkanını, bütün kritik bürokratlarını etten püften gerekçelerle cezaevinde tutacaksın, özel şirketlerin elindeki bütün panolara kayyumla el koyacaksın ve o panolardan AK Parti propagandası yapacaksın. Siz herkesi kör alemi sersem mi sanıyorsunuz? Rakibin elini kolunu bağla, sonra niye iş yapmıyorsun diye sorgula. Üstelik bütün imkansızlıklara rağmen işler yürürken. Yok böyle bir pişkinlik!"

"SİZİN SİYASETİNİZ BU: BİLBOARD SİYASETİ!"

AKP tarafından İstanbul'u donatan afişlere tepki gösteren isimlerden birisi de CHP PM üyesi Serkan Özcan oldu. Sosyal medya hesabından AKP'nin son kampanyasını 'bilboard siyaseti' olarak tanımlayan Özcan, şu ifadeleri kullandı:

"Kazanamadığınız seçimleri kazanmış gibi yaparsınız, seçilmiş Belediye Başkanı bizzat sizin tarafınızdan zindanlara atılmamış gibi haya etmeden konuşursunuz, İstanbul’a ihanet eden sanki siz değilmişsiniz gibi davranırsınız, seçimlerde kaybetmekten korkup, aday olamasın diye rakibinizin diplomasını bile almaya çalışırsınız. Sizin siyasetiniz bu işte: Billboard siyaseti!"

SEYİT TORUN'DAN 5 ADIMDA SÜREÇ ÖZETİ

Kampanyaya yönelik tepkiler sürerken CHP Ordu Milletvekili Seyit Torun'un paylaşımı dikkat çekti. AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin’in paylaşımını alıntılayarak yapılan paylaşımda Torun şu ifadeleri kullandı:

"Adım 1 - Seçimi kaybet.

Adım 2 - Seçilmiş Belediye Başkanı'nı hapse at.

Adım 3 - Adamın sesini, fotoğrafını yasakla.

Adım 4 - Hapisteki adama karşı propaganda yürüt.

Adım 5 - Buna da siyaset de."

SOYLU'NUN PAYLAŞIMLARINA TEPKİLER ÇIĞ GİBİ

İBB'yi hedef alan afişleri paylaşan AKP'li isimlerden birisi de İçişleri eski Bakanı Süleyman Soylu oldu. Sosyal medya hesabından afiş görselleri paylaşan Soylu'ya kullanıcılar tarafından yoğun tepki gösterildi.

Vatandaşlar özellikle ekonomi nedeni ile kendi hayatlarından gittiğini, bunun da sebebinin 23 yıllık AKP iktidarı olduğunu ifade eden yorumlar yaptı. Paylaşımı binin üzerinde yorum alırken bu yorumların çok büyük bir kısmı AKP yönetimine olan itirazlardan oluştu. Soylu'nun paylaşımında gelen tepkilerden bazıları şu şekilde:

"Bir ara AKP’ye hesap soruyordunuz ne oldu o iş?"

"23 yıldır iktidarsınız, yapabildiğiniz insanlara açlık sınırının altında maaş ödemek. Türkiye sekiz yıldır ağır ekonomik krizde, önce bunu bir çözseniz değil mi?"

"Toplanma alanlarına AVM'ler yaptılar. Kentin kalbine gökdelenler diktiler. Askeri kışlaları boşaltıp imara açtılar. Lüks konutlar villalar yaptılar. Sazlıdereyi bitirdiler. Bir inat uğruna Kanal İstanbul'u başlattılar. İstanbul'a ihanet ettiklerini söylediler."

Vatandaşlar ekonomik verileri de paylaşarak tepki gösterdi:

  • Dolar 43,15 TL
  • Euro 50,30 TL
  • 1 kilo kuzu sırt 2100 TL
  • 1 kilo dana eti 1600 TL
  • Ev kiraları 25 bin TL'den başlıyor.
  • Emekli 20 bin TL
  • Asgari 28 bin TL

Tepkilerde, "Yaptığınız köprülerden, yollardan geçemiyoruz pahalılıktan. Sen neyden bahsediyorsun???!!", "İstanbul'a bir milyonun üzerindeki sığınmacıyı CHP doldurmadı!! İstanbul ve ilçe belediyeleri halka verdiği aksatması için bütün kadrolarını tutuklandı. Öyle olduğu halde vatandaşa AKP'den fazla hizmet getirdiler. Yapılan algıya kimse inanmıyor", "Geçtiğimiz çeyrek asır sayenizde hepimizin hayatından gitti evet", "Bırak İstanbul’u Türkiye’yi yönetemiyorlar!" ifadeleri kullanıldı.

EKREM İMAMOĞLU DA YANITINI VERDİ

CHP'nin tutuklu cumhurbaşkanı adayı ve seçilmiş İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, meydanları İBB karşıtı afişler ile donatan AKP'ye, paylaştığı video ile yanıt verdi. İmamoğlu aynı zamanda yurttaşları Beşiktaş'ta yapılacak 'Millet İradesine Sahip Çıkıyor' mitingine davet etti.

SİLİVRİ’DE TARİHİ GÜN: DİPLOMA DAVASI BAŞLADI

Sokaktaki bu gerilim sürerken gözler Silivri’ye çevrildi. Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun diploması 18 Mart 2025'te tartışmalı bir şekilde iptal edilmişti. İmamoğlu, 31 yıllık diplomasının iptal edilmesinden bir gün sonra gözaltına alınıp 23 Mart 2025'te tutuklandı.

Ekrem İmamoğlu'nun diplomasının iptaline karşı idare mahkemesine açtığı davanın ilk duruşması, bugün (15 Ocak 2026) saat 11.00’de görülmeye başlandı. CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İmamoğlu'nun ailesi ve birçok CHP'li yönetici duruşmayı takip ediyor. İmamoğlu'nun Silivri'de görülecek olan diploma duruşması gelişmeleri anbean Halktv.com.tr olarak aktarıyoruz.

DURUŞMA SON ANDA SİLİVRİ'YE ALINDI

İlk olarak Bağcılar’daki İstanbul Bölge İdare Mahkemesi’nde yapılması planlanan duruşma, son anda alınan kararla Silivri’deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki salona taşındı. Mahkeme, ilk olarak İmamoğlu’nun cezaevinden getirilmesi için müzekkere yazdı. Ancak ardından gönderilen ikinci müzekkerede duruşmanın cezaevi kampüsünde yapılmasına karar verildi. Gerekçede şu ifadelere yer verildi:

“Binamızda bulunan duruşma salonu kapasitelerinin yetersiz olması, mikrofon sisteminin duruşma icrasına uygun şekilde kurulamaması, tutuklu bulunan davacının bekleyebileceği uygun yerin olmaması...”

DURUŞMA ÖNCESİ ARBEDE ÇIKTI, JANDARMA COPLARLA MÜDAHALE ETTİ

11.00'de başlaması planlanan duruşma öncesinde gerginlik yaşandı. 11.05 itibarı ile CHP il ve ilçe örgütlerinden gelenler duruşma salonlarının yakınlarına alınmadı. Salonun küçük olduğu için yerleşmenin de zor olduğu, salonda izdiham olduğu aktarıldı. Duruşma salonuna alımların kapatılmasının ardından duruşmayı takip etmek isteyenler ile jandarma ekipleri arasında arbede çıktı. Jandarma ekipleri vatandaşlara coplarla müdahale etti. CHP'li vekiller Sibel Suiçmez ile Ali Gökçek duruma tepki gösterdi.

Öte yandan TOMA tarafından yapılan anonsta duruşma salonunun kapasitesinin yetersiz olduğu ve girişlerin boşaltılması istendi. TOMA'nın anonsunda, "Salon kapasitesi yetersiz olduğu için salona belli kapasite kişi alınıyor. Lütfen burayı boşaltın, girişi kapatmayın" ifadeleri kullanıldı.

ÖZGÜR ÖZEL BARİKATLARI AŞTI, İMAMOĞLU ALKIŞLARLA GİRDİ

Saat 11.20 itibariyle CHP Lideri Özgür Özel duruşma salonuna giriş yaptı. Özgür Özel'in kurulan barikatları aşarak 4 nolu duruşma salonuna girdiği anlar kameralara yansıdı. 11.23'te ise Ekrem İmamoğlu, Özgür Özel'in ardından alkışlar ile duruşma salonuna giriş yaptı.

"DİPLOMAMI SAVUNMAYA GELMEDİM"

İmamoğlu'nun duruşması beklenenden 40 dakika kadar geç başladı. İmamoğlu beyanlarına şu şekilde başladı:

"Diplomamı savunmaya gelmedim. Bir gencin devletine güvenerek kurduğu hayatın geriye doğru sökülmek istendiğini anlatmaya geldim."

"SAVCILIĞIN YAPTIĞI DÜZENLEMELERİ HAYRETLE TAKİP EDİYORUM"

İmamoğlu'nun hakim karşısında kullandığı ilk ifadeler şu şekilde oldu:

“İdare mahkemesi olarak duruşma ortamını sağlamak üzerine gayretinizi önemli buluyorum. Kolaylaştırmak ve zorlaştırmak kavramları açısından, madem Silivri’deyim; buradan beri savcılığın yaptığı düzenlemeleri de hayretle takip ettiğimi söylemeliyim. Hem yeni yıla girdik; huzurunuzda tüm ülkemizin yeni yılını kutluyorum. Hem dünya hem de ülkemiz bir sınav veriyor. Miraç Kandili’nin olduğu bir gün bu duruşma yapılıyor. Dinimizin esasında da iyi insan olmak vardır. Ben de kendim iyi insan olma gayretinde olan bir vatandaşım."

"Bugün ahlak dışı uygulamaların yapıldığı bir ülkedeyiz. Bir yılı aşkın süredir uğradığımız yargı tacizinin ayrı bir boyutta olduğunu görüyoruz. Çok kötü bir sınav veriyoruz. Bu sınav umarım milletimiz adına iyi yönde sonuçlanır. Bugün burada sadece bir davanın duruşması yapılmıyor; bir ülkenin hukuk devleti olma iddiası sınanıyor. Bu ülkede “Tapum, diplomam, emeğim, alın terim güvende mi?” sorusu herkesin aklındadır. Bunları 86 milyon adına söylüyorum. Bu cennet vatanda hukuka duyulan güvenin savunusudur. Ben bu duruma asla bireysel olarak bakmıyorum."

"HUKUKEN SONUNA KADAR MÜCADELE EDECEĞİME YEMİN EDİYORUM!"

İmamoğlu savunmasında üniversitenin tutumunu eleştirerek şöyle devam etti:

"Bu dosyada İstanbul Üniversitesi’nin kendi hazırladığı bilgi notu, bugün aradığınız şartların o gün olmadığını söylüyor. Bu, kişiye özel bir işlem de değil; yüzlerce insan yıllar boyunca aynı şekilde başvurmuş. Normal idari işlemin yürütüldüğü bir ortamda, bunu bir balyoz gibi bir gencin başına indiremezsiniz. Bugüne geldiğimizde ise üniversitenin, kendi belgesiyle bir gerçeği yok saydığını görüyoruz. İnanın, insan sormadan edemiyor: Üniversitenin kendi belgesi yeterli değilse, ne yeterli olacak? Çok değil, tam bir ay sonra bu sürece bir el değiyor. Böyle bir belge beklenmiyor çünkü. Ne oluyorsa, o bilgi notu nasıl oluyor da yön değiştiriyor? Bunu gören, siyasi talimatı almış bir avuç kişi YÖK’e yazı yazıyor; diplomamın araştırılması isteniyor. Üniversite de bir yazı gönderiyor. Süreç, savcılık yazısından sonra başka bir yere evriliyor. Onlar kimse, onlarla hukuken sonuna kadar mücadele edeceğime ben de yemin ediyorum."

"19 MART OPERASYONUNDAN BİR GÜN ÖNCE DİPLOMAM İPTAL EDİLİYOR"

"18 Mart, yani 19 Mart operasyonundan bir gün önce, diplomam iptal ediliyor. Ne büyük tesadüf. Gerçek şudur; ortadaki tek gerçek şudur: Ne benim için özel oluşturulmuş bir durum vardır ne de başka bir durum. Başvuru belgemde ne gizleme var ne de başka bir şey. Hatta fazla bilgi var. Dilekçemde üniversitenin tanıtım broşürlerini bile eklemiştim. Her şeyi en açık hâliyle dosyaya koymuşum."

"ERKEN ÖTEN HOROZUN BAŞINI KESME ANLAYIŞI"

İmamoğlu beyanlarında geçtiğimiz günlerde kendisi hakkında 'Erken öten horoz' nitelemesini yapan Bülent Arınç'ın sözlerine atıf yaptı:

"Bu bir denetim değildir; ağır bir siyasi talimatın alarm durumudur, kula kulluk ederek yerlerde sürünmenin acizliğidir. Bu, siyaseten yargı eliyle koca İstanbul Üniversitesi’ni tehdit etmektir. Bu yazıyı yazan anlayış, bir de bunu hukuk adına yaptığını söylüyor. Ben nasıl bir yargı meselesi olabilirim; ben korkulacak adam mıyım? Siyasetçiyim, İstanbul’da milyonların oyunu almış bir belediye başkanıyım. Erken öten horozun başını kesme anlayışıyla hareket ediliyor; bu, bir cumhurbaşkanı adayını devre dışı bırakma işlemidir ve tarih bunu yazacaktır. Ben bu ülkenin evladıyım; emeğimi, hayatımı bu ülkenin belirlediği belgelere göre kurdum."

"ARTIK DURUŞMA SALONUNA SANDIK MI KURALIM?"

"Bu dava kişisel bir dava değildir, bir ilke davasıdır; bu davada verilecek karar yalnızca benimle ilgili olmayacaktır. Sayın Başkan, sayın heyet, Silivri’de görülen ilk idare davasını da yaşıyoruz; bu da bana nasip oldu. Avrupa’nın en büyük duruşma salonunu yapmakla övünenlere acıyorum, zavallılar. Artık duruşma salonuna sandık mı kuralım, üzerine cumhurbaşkanlığı seçimi mi yazalım? Ben yargılamadan hiç kaçmadım; ancak kim eğip büküyorsa onlarla mücadeleye devam edeceğim."

"ANAMIN AK SÜTÜ KADAR HELAL DİPLOMAM"

İmamoğlu duruşmada diplomasını göstererek sert çıktı:

"Şimdi, anlatımın ötesinde dosyanın en somut gerçeğini göstermek istiyorum. Biliyor musunuz, nedir bu? Anamın ak sütü kadar helal bir diplomam. Bu benim diplomam. Ve bugün deniyor ki: “Üniversite geri alacakmış.” Hadi oradan, hadi oradan! Bu diploma, İstanbul Üniversitesi’nin inceleyerek, araştırarak, ölçerek ve kabul ederek kendi iradesiyle verdiği resmî bir devlet belgesidir. Yıllarca geçerli sayılmıştır. Yıllarca devletin tüm kurumlarında kabul edilmiştir. Bugün üzerinde yazan tarih, imza ve mühür neyse odur. Ben, bütün bu süreçlerden geçmiş bir belgenin yok sayılmasını kabul etmiyorum."

"BU YAZI AÇIKÇA TEHDİTTİR: CUMHURBAŞKANI ADAYI OLABİLİR, ACELE EDİN DİYORLAR"

"Şimdi zurnanın zırt dediği yer geliyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul Üniversitesi’ne 24 Şubat 2025 tarihinde bir resmî yazı gönderiyor. Bu yazı bir uyarı değildir. Bu yazı bir denetim değildir. Bu yazı açıkça tehdittir. Yazıda aynen şu ifade yer alıyor: 'Bahse konu diplomanın kullanılmaya devam edildiği (Yüksek Seçim Kurulu ve benzeri) bu kapsamda diplomanın dayanak gösterilerek kurulacak iş ve işlemlerin hukuka aykırı olmaması adına gerekli işlemlerin bir an önce yapılması…'

Şimdi bu cümleleri yavaş yavaş, kelime kelime okuyalım. 'Diplomanın kullanılmaya devam edildiği' deniyor. Nerede? Parantez açılıyor: Yüksek Seçim Kurulu. Parantez kapanıyor. Bu ne demektir, biliyor musunuz? Açıkça şunu söylüyorlar: 'Bu kişi, bu diplomasıyla her an Cumhurbaşkanı adayı olabilir. Acele edin.'

Soruyorum: O tarihte bir seçim var mı? Yok. Peki lisans diploması neden gerekir? Sadece ve sadece Cumhurbaşkanı adayı olmak için gerekir. Anayasa’nın 101. maddesi bunu söyler. 4271 sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu’nun 6. maddesi bunu söyler. Türk siyasetinde üniversite diplomasının siyasi olarak tek belirleyici olduğu makam vardır: Cumhurbaşkanlığı. Başka hiçbir görev için bu şart yoktur. O yüzden bu yazıda özellikle “kullanılmaya devam edilen diploma” deniyor ve özellikle parantez içinde YSK yazılıyor.

Bu bir hukuki refleks değildir. Bu bir denetim değildir. Bu, ağır bir siyasi talimatın alarm hâlidir. Kanunla, hukukla, idari usulle ilgisi yoktur. Bu, siyasi talimatın yargı eliyle uygulanma çabasıdır. Birbirine bakarak, kulak kabartarak, sürünerek o talimatın peşinden gitmenin acziyetidir. Utanç verici bir durumdur. 'Bir an önce gerekli işlemleri yapın' deniyor. Acele edin deniyor. Neden? Çünkü korkuyorlar. Ayıptır. Gerçekten ayıptır. Cesaretiniz yok. Mücadele etmeye cesaretiniz yok. Sandıkta yarışmaya cesaretiniz yok. Bu yüzden hukuka ihtiyaç duyuyorsunuz. Bu hukuk değildir. Bu, hukukun araçsallaştırılmasının zirvesidir."

"CUMHURBAŞKANI İMAMOĞLU" SLOGANLARI SALONA KADAR GELDİ

Tutuklu cumhurbaşkanı adayı İmamoğlu yaklaşık 1 saatlik beyanlarını verirken dışarıdan atılan 'Cumhurbaşkanı İmamoğlu' sloganları salondan da duyuldu.

KARAR 15 GÜN İÇİNDE YAZILI OLARAK AÇIKLANACAK

12.20'de İmamoğlu'nun beyanları sona erdi. Ardından avukatları ve 12.50'de ise diplomayı iptal eden rektörlüğün avukatları davalı sıfatıyla söz aldı. İmamoğlu'nun açtığı davada bugün mahkeme heyetinin bir karar vermesi beklenmiyor. Heyetin duruşmanın ardından 15 gün içerisinde kararını yazılı şekilde açıklayacağı öğrenildi.

DAVA SÜRECİNDEKİ USULSÜZLÜKLER VE EKSİK TUTANAKLAR

Öte yandan dava dosyasında dikkat çeken detaylar da ortaya çıktı. Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun (HSK) atamalarıyla birlikte davaya bakan mahkeme heyeti değiştirildi. İstanbul 5. İdare Mahkemesi Başkanı R.Ş., İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Üyeliği’ne atandı. Diğer üye G.Y. de aynı mahkemeye geçerken, üye N.T.D. yerini korudu.

Ayrıca dava dosyasına giren belgeler, 18 Mart 2025’te yapılan İstanbul Üniversitesi Yönetim Kurulu toplantısına dair tutanaklarda ciddi eksiklikler olduğunu ortaya koydu. “Diplomanın iptali” kararının alındığı 3’üncü gündem maddesi sırasında bazı akademisyenlerin toplantıda olmadığı kaydedildi. Prof. Dr. Muharrem Hafız, Prof. Dr. Selçuk Daşdemir ve Prof. Dr. Sema Sırma Ekmekçi’nin, diploma iptali görüşülürken salonda bulunmadığı tutanaklara geçti. Ayrıca Prof. Dr. Şadi Evren Şeker ve Prof. Dr. Cem Gazioğlu’nun toplantıya hiç katılmadığı tespit edildi. Söz konusu tutanakların karar tarihinden yaklaşık bir ay sonra, 8 Nisan 2025’te düzenlendiği ve ıslak imza taşımadığı belirlendi. Mahkemeye gönderilen iki farklı tutanak da aynı eksiklikleri taşıyor. Tutanakta ayrıca, üçüncü madde sırasında toplantıdan çıkan üyelerin, dördüncü maddede yeniden katıldığı bilgisi yer aldı.

İMAMOĞLU: HUKUK TARİHİMİZİN GÖRDÜĞÜ EN BÜYÜK KARA LEKELERDEN BİRİ

Ekrem İmamoğlu, davayla ilgili daha önce yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullanmıştı:

“Diploma davası, hukuk tarihimizin gördüğü en büyük kara lekelerden biridir. Devlet kontenjan açıyor; belgelerimi eksiksiz ibraz ediyor ve yatay geçiş hakkı kazanıyorum. Bırakın lisansı, aynı üniversitede yüksek lisans bile yapıyorum. Bütün bunları yaparken devletin kurumlarına ve adaletine güvendim ben. 19 yaşında bir genç olarak, devletin ilanına, evraklarına ve onayına güvenmeyip kime güvenelim Allah aşkına? Biz devleti hep güvenilir bildik; vatandaşını, gencini, yaşlısını korur kollar diye öğrendik. Fakat maalesef ki bugün bir avuç muhteris, devletimizin yargısını, kurumlarını istismar ederek 35 yıllık diplomamı almaya çalışıyor. Anlaşılan o ki Cumhurbaşkanı adayı olduğunuzda, helal olan haram edilmek isteniyor. Bu kumpas, net bir kara lekedir. Yalnız benim haklarım değil, devletin yargısının ve kurumlarının şeref ve namusu, güvenilirliği de söz konusudur. Biz inşallah siyasi tarihimize ve hukukî değerlerimize bu kara lekenin sürülmesine izin vermeyeceğiz.”

İmamoğlu adaylık sürecine ilişkin ise, "Ben kendi irademle değil, 15,5 milyon vatandaşımızın iradesiyle Cumhurbaşkanı adayı oldum. Yetkiyi millet verir, millet alır. Diploma davası henüz sonuçlanmamıştır. Adaylığım kesin bir biçimde devam etmektedir. Ancak sonuç ne olursa olsun Cumhuriyet Halk Partisi, milletin iktidarını kurmak için milletimize karşı üzerine düşen vazifeyi yapacaktır. Onlarla yol arkadaşlığı yapmaktan onur duyduğum Sayın Genel Başkanım Özgür Özel ve Sayın Başkan’ım Mansur Yavaş, Türkiye’nin önemli değerleri. Cumhuriyet Halk Partisi, birçok Cumhurbaşkanı adayı çıkarabilecek kalitede ve kalibrede bir partidir. İnanın bizim kim aday olacak gibi bir endişemiz yok! Fakat iktidardakilerin Anayasa'mızdaki dönem şartını nasıl aşacağını çok merak ediyorum. Eğer adaylıkta ısrar ediyorsa; 15,5 milyon insanımızın iradesine halel getirmeyecekti, sandıkta karşıma çıkmaktan korkmayacaktı" ifadelerini kullanmıştı.

Türkiye Haberleri