İsviçre’nin Davos kasabası, her yıl Ocak ayında özel jetlerin indiği, dünyanın en seçkin otellerinin dolduğu ve küresel ekonominin yön verildiği kapalı bir fanusa dönüşür. Bu yıl 56’ncısı düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nda (WEF), şampanya kadehlerinin şıngırtısı ve milyar dolarlık anlaşmaların fısıltıları arasında, Uluslararası yardım kuruluşu Oxfam International İcra Direktörü Amitabh Behar, salondaki elit kalabalığa ekonomik bir rapordan ziyade, demokrasinin geleceğine dair karanlık bir senaryo sundu. Behar’ın teşhisi, sorunun artık sadece "zenginlik" olmadığını, paranın "siyasi bir silaha" dönüştüğünü ortaya koyuyordu.
2,5 TRİLYON DOLARLIK UÇURUM VE YOKSULLUĞUN MATEMATİĞİ
Behar’ın Davos’taki konuşması, son 12 ayın küresel bilançosunun soğuk rakamlarıyla başladı. Dünya genelindeki milyarderler, sadece geçtiğimiz bir yıl içinde servetlerine 2,5 trilyon dolar daha ekledi. Bu artış, önceki beş yılın ortalamasından üç kat daha hızlı gerçekleşerek toplam serveti 18,3 trilyon dolar gibi rekor bir seviyeye taşıdı.
Ancak Behar, bu devasa rakamın ne anlama geldiğini, "neyi satın alabileceği" üzerinden değil, "neyi çözebileceği" üzerinden anlattı:
"Sadece geçen yıl biriken bu 2,5 trilyon dolar, dünyadaki yoksulluğu bir kez değil, tam 26 kez kökten bitirmeye yetecek bir kaynaktır."
Bu aritmetik, kaynakların kıtlığından ziyade, dağıtımdaki tercihin boyutunu gözler önüne serdi.
SİYASİ YOKSULLUK VE ÖFKE
Oxfam Direktörü, analizini ekonomik verilerden sosyo-politik bir uyarıya taşıdı. Behar’a göre, süper zenginlerin artan gücü sadece piyasaları değil, halkın iradesini de gölgeleyen bir mekanizmaya dönüşmüş durumda. Oxfam’ın Küresel Eşitsizlik Raporu’na atıfta bulunan Behar, çarpıcı bir istatistik paylaştı: Bir milyarderin siyasi bir makama gelme olasılığı, ortalama bir vatandaştan 4 bin kat daha fazla.
Bu veri, "her vatandaşın oyunun eşit olduğu" varsayımını temelden sarsarken, Behar durumu şöyle özetledi:
"Milyarderler medya evlerini, siyasetçileri ve hatta hükümetleri satın alıyor. Bu durum, politikaların halkın değil, süper zenginlerin lehine şekillenmesine yol açıyor." Behar, bu dengesizliğin sokaktaki yansımasını ise tek bir cümleyle formüle etti: "Ekonomik yoksulluk açlığa, siyasi yoksulluk ise öfkeye yol açar. Bugün gördüğümüz şey tam olarak bu siyasi öfkedir."
BİR EFSANENİN SONU VE TEKNOLOJİ TEKELİ
Konuşmasında, zenginlerin daha fazla servet biriktirmesinin "istihdamı artıracağı ve tabana yayılacağı" yönündeki liberal ekonomik tezi bir "efsane" olarak nitelendiren Behar, dünyanın en zenginlerinden Warren Buffett’ın "Resepsiyonistimden daha az vergi ödüyorum" itirafını hatırlattı. Mevcut vergi sisteminin adil olmadığını vurgulayan Behar, eşitsizliğin teknoloji alanında da derinleştiğine dikkat çekti.
Verilere göre, en büyük 10 sosyal medya platformundan 9’u ve en büyük yapay zeka girişimlerinden 8’i milyarderlerin kontrolünde bulunuyor. Bu durum, geleceğin teknolojisinin ve bilgi akışının da küçük bir azınlığın inisiyatifine bırakıldığını gösteriyor.
KIRILGAN BİR GELECEK UYARISI
Behar, çözüm önerisi olarak hükümetlere, şirketlerin ve ultra zenginlerin adil vergi paylarını ödemesini sağlama çağrısında bulundu. Kamu hizmetlerine yatırımın, eğitimin, sağlığın ve güvenli içme suyunun garanti altına alınmasının bir lütuf değil, istikrarın şartı olduğunu belirtti.
Oxfam İcra Direktörü, Davos’taki sözlerini, salondaki milyarderlere ve onları dinleyen politika yapıcılara yönelik, geleceğin belirsizliğine işaret eden şu net uyarıyla noktaladı:
"Eşit toplum inşa edin. Aksi takdirde, bu adaletsiz sistem hem toplumları hem de siyaseti kırılganlaştırarak istikrarsız bir geleceğe yol açacaktır."