Ali Babacan Halk TV'de

Ali Babacan Halk TV'de

DEVA Partisi Ali Babacan, Halk TV'de gündeme ve ekonomiye ilişkin yorumlarını paylaştı.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Halk TV’de Özlem Gürses’in sunduğu 20. Saat programına konuk oldu. Babacan, gündeme ve ekonomiye ilişkin merak edilenleri kendisinin ve partisinin perspektifinden yanıtladı. 

Ergenekon-Balyoz dönemi sorusu

Özlem Gürses, Ali Babacan’a 2010 yılında sarf ettiği iddia edilen Ergenekon-Balyoz kumpaslarına ilişkin “Her temizlikte toz kalkar, bu kadar dert etmeyin” sözlerini sordu. Babacan bu soruya “Öyle bir şey dediğimi hatırlamıyorum. Zaten benim tarzım değil” şeklinde yanıt verdi.

Ancak o dönem birçok gazeteci, Ali Babacan'ın ekonomi müdürleriyle yaptığı toplantıyı haberleştirmiş ve bu ifadelerine haberlerinde yer vermişti.

Muhalefeti bir geçiş süreci olarak gördüklerini söyleyen Babacan’ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

"AKP ve MHP'nin sorunları çözme kapasitesi kalmadı"

İktidarın önceliği kendi şahıslarına verdiğini söyleyen Babacan AKP'nin insan kaynağı yapısının değiştiğine değindi.

"Çözümlerimizi hükümet hemen uygulamaya başlar ümidiyle paylaşıyoruz. Sorunlarımız çözülsün istiyoruz ama şu anki iktidar partisinin ve ortağının sorun çözme kapasitesi yok. Yukardan dış politika konularıyla ilgili gelen talimat neyse Türkiye Cumhuriyeti'nin dış ilişkileri o tarafa savruluyor. İktidarın şahsileştirilmiş bir bakış açısı var. Devlet yönetiminde iyi stratejilerin üretilmesi gerekir. Benim Dışişleri Bakanlığı dönemimde her konu işin uzmanına danışılırdı. Ben kendi dönemimde bakanlık dışından Büyükelçi atanmasına izin vermedim ama şu an yapılan atamalarda hiçbir kriter aranmıyor. Biz parti yönetmeliğimizden devletin işe almada kullandığı mülakat yöntemini kaldırdık. Objektif kriterlere göre belirlenmiş sınavlarla eleman alımı yapacağız. Parti üyesi olmak işe alımda kriter olmamalı" 

"Ben itiraz ettiğim için varlık fonu kurulamadı"

Ali Babacan, görevi boyunca sorumlu olduğu alanlarda yaptığı işlere dair içinin çok rahat olduğunu ifade etti. "Benim siyasete girişim 28 Şubat süreci ve 2001 krizinde oldu. Düşeceğimiz sıkıntıları bilseydim yine de siyasete girerdim. Kendi sorumluluk alanımda içim hep çok rahat oldu. Doğru olmadığını düşündüğüm tek bir atama yapmadım. Varlık fonu konusunda bana çok baskı yapıldı. Fakat ben onay vermediğim için o fon kurulamadı" dedi. 

"Ayrılık kararımı ilk olarak Erdoğan'a söyledim"

"Biz mevcut iktidar partisinden seçmen koparalım niyetiyle yola çıkmadık. Ben AKP'den ayrılacağıma ilişkin kararı ilk olarak Erdoğan ile paylaştım. 2001'den bu yana benim yaptığım açıklamalarda, mülakatlarda, televizyon programında söylediklerimde tutarsızlık bulamazsınız ama iktidar partisinin şimdi söyledikleri ile geçmişte söylediklerinden çok farklı. Hükümetin basını ise bizi görmezlikten geliyor. Hangi partiye oy verirse versin bütün vatandaşlar TRT'ye para ödüyor ama TRT şu an sadece tek bir partinin propaganda aracı olarak kullanılıyor. İktidarın medya kanalları haber yapmak için merkezden talimat bekliyor" 

FETÖ projesi iddiaları

Babacan, Deva Partisi'nin FETÖ projesi olmasına ilişkin olarak "FETÖ hain bir terör örgütüdür. Bu terör örgütüyle sonuna kadar mücadele etmek gerekiyor. Dışardan atılan itirafların bizim için hiçbir değeri yok" ifadelerini kullandı.

Babacan partisinin kuruluş teşkilatına ilişkin de açıklamalarda bulundu: Bizim herkese açık bir teşkilatlanma sürecimiz var. Parti teşkilatımız bağışlar ve parti üyelerinin ödediği aidatlarla yürüyen bir finansman yapımız var ama biz harcarken tasarrufa çok dikkat ediyoruz. Biz önce il ve ilçe tüzel kişiliği oluşturuyoruz. Sonra da üye kayıtlarımız başlıyor. Türkiye'de 10 bini aşkın üyemiz var ama ön müracaatların sayısı da çok fazla. 

Muhtemelen koordine olmayan bir şekilde bazı il ve ilçelerde bizim örgütlenmemizle ilgili bazı zorluklar çıkardılar. Bazı illerde billboardlara izin verilmedi. Hatta bir ilde il başkanlığımız parasını yatırıp sözleşme imzalamasına rağmen billboardlar asılmadı ve bu konuda dava açtık.

Neden kurdunuz DEVA Partisini?

Yanlışları dillendirmek bugün Türkiye’de en önemli konulardan birisi. İki yıldır, partili cumhurbaşkanlığı sistemi geldi ve en yakın akraba bakan yapıldı. Ülke ekonomisinin o zamandan beri düştüğü durumu görüyorsunuz. Borç, 970 milyardan 1 trilyon 860 milyara çıkmış. Merkez Bankası, 130 milyar dolar rezervi adete kibrit çakıp yakmış. Ülkede işsizlik artarken, ekonomi bozulurken, bizim iş dünyasını temsil eden, meslek odalarından kaçı çıkıp “Ya kötüye gidiyoruz” diyebildi?

Devletin elinde krediyi veririm ya da verdirtmem diye tehdit ve teşvik aracı var. Maalesef iş dünyası üzerinde bunu pervasızca kullanıyorlar.

TTB, TMMOB, Barolar… Kim sesini çıkarsa hemen kanunla dağıtıyorlar.

Yaptığımız her işin, attığımız her adımın hukuki meşruiyetinden zerre şüphemiz yok. Ben ve arkadaşlarımız Türkiye’nin dört bir yanında rahat rahat yürüyoruz. Bugün iktidardakiler bunu yapamazlar.

Bizim Malatya kongremizden bir gün sonra iktidar partisinin Malatya kongresi vardı. Orada esnaf “Eve ekmek götüremiyoruz” diyor, “Abartma” diyerek çay atıyorlar. Bu sistemle, bu iktidarla ülkenin sorunlarını çözmek hemen hemen imkânsız.

Türkiye tek bir sesin, tek bir görüşün yankılarıyla yönetilecek bir ülke olmamalı. Eğer çoğulcu demokrasiye inanıyorsanız, farklı yayın çizgilerinin olması da gayet doğal. Halk TV de oldukça özgün, kendine özel bir yayın çizgisi var. Ara ara RTÜK mağduru da oluyor.

Cumhuriyet tarihinin en uzun süre bakanlığını yapan kişiyim. Bu kadar süre içerisinde tek bir tekzip yapmadım. Benimle ilgili olumsuz haberlere açıp da “Niye böyle bir şey yaptınız?” demedim. Diyelim ki yanlış bir haber oldu, sadece onunla ilgili bizim arkadaşlarımız teknik seviyede bilgilendirme notu gönderdi. Daha sonra doğrusunu yayınlayıp yayınlamadıklarını takip dahi etmedik.

Bugün eğer Türkiye Cumhuriyeti 97 yıldır varsa, Mustafa Kemal Atatürk’ün attığı sağlam temeller sayesinde var. Bu ülke 1. Dünya Savaşı’ndan sonra dünya konjonktürünün ve bizim içinde bulunduğumuz coğrafyanın en zor şartlarında kuruldu. Arkasından 1929 kürsel ekonomik buhran yaşandı. Arkasından bir 2. Dünya Savaşı çıktı. Bu ülke istikrarını, birliğini ve beraberliğini, toprak bütünlüğünü bütün bu zor dönemlerde kurudu. Bunun da tek sebebi Mustafa Kemal Atatürk’ün attığı sağlam temellerdir ve kurduğu bu güçlü Cumhuriyet’tir. Memlekette neler neler oluyor etrafımızdaki ülkelerde ama geçici zorluklar yaşansa da Türkiye’de bu uzun vadeli çizgiyi değiştirmiyor.

Son 10-15 günlük sürece bakacak olursak; Merkez Bankası Başkanı değiştirildi, Hazine ve Maliye Bakanı ortadan yok oldu… Ülke çok büyük bedel ödedi Haziran 2018’den bu yana. Borç tam ikiye katlandı iki sene içinde. Bu millet büyük bedeller ödedi ve ödeyecek. Bu borcun ödenmesi çok uzun yıllar alacak. TÜİK’in işsizlik verilerini yayınladığı ilk günden bu güne baktığımızda en yüksek seviyede. Veriler de güvenilir değil üstelik. Yüzde 11-12 enflasyon açıklanıyor. Esnafa soruyorum “Geçen sene kaç paraydı, şimdi kaç para” diye. Bana söylenen enflasyon yüzde 30-40-50. TÜİK yüzde 11-12 açıklıyor. Bütün bunlar birikti, şimdi bir kur krizi yaşanıyor. İki yılda ikiye katlanan bir döviz kuruyla karşı karşıyayız. Paramız pul oldu. Sabit gelirli bundan çok olumsuz etkilendi çünkü maaşları devletin açıkladığı enflasyon oranında artıyor. Ama çarşının pazarın enflasyonu çok yüksek. Satın alma gücü çok düştü.
Son günlerde yapılan açıklamalara bakıyoruz, yazılı açıklamalar partimizin söylediklerinin kopyala-yapıştır hâli. Hani Cumhurbaşkanı diyordu ya “Bir de bana ders veriyor” diye beni kastederek… Baktık ki biraz öğrenmeye başlamışlar bir şeyler. Bizim anlattıklarımız etkili olmuş demek ki.

Uzun süre güç kullanımının getirdiği bir yozlaşma oluyor yönetimlerde. Bu dünya tarihinde kanıtlanmış bir şey. Uzun süre güç kullanımı insanı bozuyor. Hele hele mutlak güç kullanımı mutlaka bozuyor. Bu insani bir durum. Yeni göreve geldiğinizde, elinizdekilerin ‘emanet’ olduğunu düşünüyorsunuz. Ancak uzun süre geçince “Bunlar galiba benim” demeye başlıyorsunuz. Ve bu çok büyük yanlışlar yaptırıyor.

MHP’yle ittifakta sorun mu var?

Bazı isimlerdeki değişiklikler, yapılan açıklamalar kuşkusuz bir miktar iyimserlik oluşturuyor. Ama söylenen her şeyin tek tek samimiyet testinden geçmesi gerekiyor. Bu da işin uygulamasıyla alakalı. Gerçekten adalet, hukukun üstünlüğü diyorsak hemen yapılabilecek çok şey var. Türkiye’de tutuklu yargılanmak esas, tutuksuz yargılanmak istisna hâline gelmiş durumda. Bu hemen değiştirilebilir. Daha önce suç örgütü liderliği yapmış bir insan ana muhalefet liderine tehdit ifadeleri içeren bir mesaj gönderiyor. İktidar ortağı da buna destek veriyor.

Ne olursa olsun eğer yargı bağımsızsa, savcıların hemen harekete geçmesi lazım. Bizim hukukçu arkadaşlarımız hemen durumu inceledi, burada bir suç var. Savcıların kimseden sinyal beklememesi lazım. Hukuk devletinde böyle bir şey beklenemez. Hükümetin küçük ortağı, suç örgütünün liderini desteklerken yaptığı açıklamda ülkücü camiayı rencide eden ifadeler kullanıyor. Ülkücü camia suç örgütü ile anılmak istemiyor.

Niye bir tane MHP’li bakan yok hükümette?

Küçük ortağın baştan beri bir stratejisi var; kâra ortak ama zarara ortak değil. Devlet gücünü kullanmanın her türlü menfaatinden istifade ediyor ama başarısızlıklara ortak değil. Başarısızlık olduğunda hemen mesafeyi koyuyor. Askıda ekmek gibi bir proje başlatırlar mı yoksa? Bu ne demek, “Vatandaş ekmek parasına muhtaç kaldı, ben bu projeyi başlatıyorum” demek. Vatandaşı ekmek parasına muhtaç eden kim? İktidarın küçük ortağı kendisini dışarıda tutuyor ve büyük ortağı işaret ediyor. Niye bir tane MHP’li bakan yok hükümette? Bu nasıl ortaklık… Türkiye’nin çöküşüne, şu anki kötü yönetimin ağır sonuçlarına ortak olmayacaklar. İleride kendilerini korumak için, bu tabloda kenarda durmak istiyorlar ama bunu başaramayacaklar. Biz hatırlatacağız kendilerine “Siz ortaksınız, kaçamazsınız” diyeceğiz.

Sayın Bahçeli’nin davranış kalıbını okumak mümkün değil. Kapalı bir kutu. Bir ilke, kural, bir baz yok. Benim bildiğim en az iki defa erken seçimi tetikledi. Ama onun ne zaman hangi şartlarda erken seçim çağrısı yapacağını dışarıdan söylemek mümkün değil.

"Türkiye en az 1 yıl kaybeder"

Halk ağırlıklı olarak parlamenter sistemi tercih ediyor. Anketlerde görünüyor bu. Cumhurbaşkanı bir gün “Ya arkadaşlar ben her şeyi doğru yapıyorum, bende bir suç yok ama bu sistem galiba olmadı, gelin değiştirelim” diyebilir. Biz diyoruz ki; bu sistem değişmeli ama yöneten zihniyet de değişmeli. Artık genç kadrolar yönetmeli. Cumhurbaşkanının dizayn edici olduğu bir parlamenter sistem fiiliyatta bugünkünden farklı olmaz. Bu Anayasa değişikliği yapılmadan önce de Türkiye önemli ölçüde tek elden yönetiliyordu. Parlamentonun zaten bir önemi kalmamıştı, yargı üzerinde zaten baskı vardı. Zaten de facto bir tek karar verici merci vardı. 2018’deki seçim de facto durumu de jure hâle getirdi. Burada güçler ayrılığını içselleştirilmiş, yargının bağımsız olması gerektiğini savunan, güçlü bir parlamento isteyen, parlamentonun hükümet üzerinde denetimi olduğuna razı olan bir zihniyete ihtiyacı var. Dolayısıyla Türkiye en az 1 yıl kaybeder. Bugünkü Cumhurbaşkanı desin ki “Hadi parlamenter sisteme geçelim”, hiçbir şey değişmez ve 1 yıl da kaybederiz.

Berat Albayrak’ın AKP’ye genel başkan olma senaryosu

Bu olanlardan sonra o çok muhtemel bir senaryo değil. Belki son yaşananlar olmasaydı arzu edilen bir senaryoydu. Tamamen artık aile şirketi hâline getirmek devletin yapısını; medyada, partide bir akraba… Belki de böyle bir arzuları vardı ama bu şartlarda biraz zor.

Kamu İhale Yasası

Kamu İhale Yasası, derhal AB standartlarında yapılmalı. 28 ülkenin uyguladığı bir ihale mevzuatı var Avrupa Birliğinde. Bütün yatırımlarını bu mevzuata göre yapıyorlar. Ve 33 müzakere faslından bir tanesi kamu alımları faslıdır. Ben 3 sene Avrupa Birliği bakanlığı yaptım biliyorsunuz. Eğer gerçekten samimilerse; şeffaflık, hukuk diyorlarsa hemen bunu getirip Meclis’te yasalaştırsınlar