Yüz yüze eğitim sonlandı: Kısıtlamanın faturası kadına kesiliyor

Yüz yüze eğitim sonlandı: Kısıtlamanın faturası kadına kesiliyor

Yeni koronavirüs tedbirleri ile birlikte yüz yüze eğitim 4 Ocak tarihine kadar sonlandırıldı. Bu kapsamda anaokulları ve kreşler de kapatıldı. Ekonomik hayat sürüyor. Ebeveynleri çalışan öğrencilerin durumları ise soru işareti yarattı.

Nazlıcan ERMİŞ - Halk TV

Koronavirüs salgınında hasta ve ölüm sayıları artıyor. Salgında ikinci pik yaşanıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kabine toplantısının ardından yeni tedbirleri duyurdu. Bunlardan biri de yüz yüze eğitimin yıl sonuna kadar sonlandırılacağıydı. Milli Eğitim Bakanlığı, dün Bakan Ziya Selçuk'un imzasıyla yayımlanan yazıda uzaktan eğitimle ilgili detayları paylaştı. Bu kapsamda tüm eğitim kurumları 4 Ocak tarihine kadar uzaktan eğitim yapacak. Buna kreşler ve anaokulları da dahil.

Ne var ki ekonomik hayat devam ediyor. Bu nedenle çalışan ailelerin çocuklarını bıraktığı kreşlerin kapatılması akıllarda soru işaretleri yarattı. Bu durumun çalışan anneler üzerinde etkisinin olup olmayacağına ilişkin Halk TV'ye konuşan Eğitim-Sen Başkanı Feray Aytekin Aydoğan, "Salgın döneminde dünya genelinde de Türkiye özelinde de kadın işsizliğini daha da fazla arttırdığı verilerle de ortaya çıktı. Türkiye açısından en son paylaşılan veri 1 milyonun üzerinde kadının işsiz hale geldiğiydi" dedi.

"Ücretli Ebeveyn İzni verilmeli"

Nitelikli ve düzenli olarak uzaktan eğitime ulaşılabilmesi açısından mutlaka ücretli ebeveyn izni desteği verilmesi gerektiğinin altını çizen Feray Aytekin Aydoğan, "Devlet tarafından Ücretli Ebeveyn İzni verilmesi salgın başından beri talebimiz ve uyarılarımızdan biriydi" dedi.

"Kadın işsizliğini artırıyor"

Genel olarak emekçileri destekleyecek ilgili sosyal politikaların hayata geçirilmediğini savunan Aytekin, bu durumun kadın işsizliğini daha da fazla arttıran bir duruma yol açtığını söyledi. Yayımlanan Birleşmiş Milletler raporundan da bahseden Aytekin, raporda salgının kız çocukları ve kadınların salgından daha ciddi etkilendiğinin, daha da yoksullaştığı bilgisinin raporda yer aldığını kaydetti.

"Müfredatta seyrelmeye gidilmesi gerektiğini söyledik"

Salgın ile birlikte uzaktan eğitime geçildiğinde müfredatta değişiklik yapılması gerektiğini belirttiklerini ifade eden Aytekin, "Bugüne kadar müfredat değişikliği yapılmamış olması çok büyük bir problem.  Aylardır mutlaka müfredatta seyrelmeye gidilmesi gerektiğini, çocukların eğitimden kopuş sürecinin engellenmesini, uzaktan eğitimde devamlılığının sağlanacağı mekanizmalar üretilmesi ve en önemlisi de ruh sağlıklarının güçlü tutulmasının amaçlanması olduğunu söyledik." dedi. 

"4 milyon öğrencinin uzaktan eğitime erişimi yok"

MEB'in son verilerinden bahseden Aytekin, son verilere göre uzaktan eğitime erişebilen 11 milyon öğrencinin yanında hala 4 milyon öğrencinin uzaktan eğitime erişim imkanının olmadığını ifade etti. 

Feray Aytekin Aydoğan durumu şöyle anlattı: 

"Uzaktan eğitime ulaşabilen çocuklarında yüzde 64'ü ebeveynlerinin cep telefonları ile ulaşabiliyor. Ulaşabilen çocuklar içinde nitelikli bir eğitimden söz etmek mümkün değil. Yüz yüze eğitim gruplar halinde ve seyreltilmiş şekilde başlatıldı.  Yüz yüze eğitime başlamayan bir çocuk sadece haftada bir gün eğitime ulaşabildi çünkü öğretmen okuldaydı. Bu kadar olağan dışı bir dönemden geçilmesine rağmen bu sınavlarda çocuklar hem yüz yüze hem uzaktan eğitimdeki tüm kazanımlardan sorumlu tutuldu. Müfredatta da seyreltilmeye gidilmedi. Biz aylardır MEB'in hem yüz yüze eğitime hazırlık hem de uzaktan eğitimde yaşanan aksaklık ve sorunların giderilmesi noktasında etkili uygulanabilir bir planlaması olmadığını defalarca dile getirdik. Yüz yüze eğitime son verilmesi de bu hazırlıksızlığın bir kanıtı hem de uzaktan eğitimde yaşanan sorunlarda müfredatta mutlaka seyretilmeye gidilmesi gerekiyor. 16 Mart'ta okulların kapatıldığı günden bu güne 8 ay geçmesine rağmen bu konuda bir hazırlık yapılmamış olması izah edilebilir bir durum değil."

"Eşitsizliğin ne kadar derinleşeceğini öngörmek mümkün"

Özel okulda eğitim gören öğrenciler ile kamu kurumlarında eğitimine devam eden öğrenciler arasındaki fırsat eşitsizliğine değinen Aytekin, "23 Mart'tan bugüne uzaktan eğitime kesintisiz ulaşabilen özel okuldaki bir öğrenci ile hiç erişemeyen ya da yalnızca EBA TV üzerinden ulaşabilen bir öğrenci aynı sınavlara mecbur bırakıldı. Bu yaşanılan eşitsizliğin ne kadar derinleşeceğini öngörmek çok mümkün. " dedi. 

MEB tarafından açıklanan 2019-2020 Liselere Geçiş Sınavı Raporundan bahseden Aytekin, raporu şu ifadelerle anlattı: 

"Rapora göre eğitim düzeyi lisans- yüksek lisans düzeyinde olan sosyoekonomik durumu orta ve üst seviyede olan ebeveynlerin çocukları ile ilkokul mezunu, sosyoekonomik durumu daha alt düzeyde olan ebeveynlerin çocuklarının aldığı puanların aralığı 122'ye ulaştı. 122 puan bu uçurumun ne kadar açıldığını gösteriyor. Kamu okulları ve özel okullar açısından yabancı dil eğitimini karşılaştırdığımızda özel okullar ile kamu okulları arasında açılan uçurumu ortaya çıkarıyor. Tüm bunlar yokmuş gibi bir süreç yürütülüyor Milli Eğitim Bakanlığı tarafından."

Neler yapılması gerektiği konusunda da çözüm önerilerini sunan Aydoğan, şöyle devam etti: 

"Uzaktan eğitime erişim için MEB'in çok hızlı bir şekilde ihtiyacı olan tüm öğrencilere gerekli cihaz ve unsurları sağlaması gerekiyor. 8 ay geçmiş yapılan açıklamada 60 bin tablet dağıttık bunu yıl sonuna kadar 500 bine tamamlayacağız deniliyor. Nasıl şimdiye kadar bu çalışma yapılamaz.  Ebeveyn desteği şart uzaktan eğitim koşullarında. Özellikle küçük yaşlardaki gruplar açısından mutlaka ücretli ebeveyn izni hakkı verilmeli. Anne ve babadan en az birine verilmeli. Gereksinimi olan tüm öğrenciler tespit edilip mutlaka düzenli eğitim desteği sağlanmalı."

"MEB bütün öğrencilerin eğitim hakkından sorumlu"

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk'un dünkü açıklamasına ilişkin konuşan Aydoğan, okullar arası nakil işleminin durdurulduğuna dikkat çekerek, bu durumun özel okul sahiplerini koruyan bir yaklaşım olduğunu ifade etti. Salgının ilk günlerinde de bunun yapıldığını hatırlayan Aytekin,  "Dün tekrar yayınlandı bu. Zorunlu temel eğitim 12 yıl ve MEB bütün öğrencilerin eğitim hakkından sorumlu. Nasıl kamusal eğitim hakkı ihlal edilebilir çocukların." dedi.

Aytekin sözlerini şöyle sürdürdü: 

"Tüm yurttaşların ve çocukların en temel hakkı bir kez daha ellerinden alınıyor. Evrensel bir hak olan kamusal eğitim hakkının çocukların ellerinden alınmasıdır. Sürekli tercih sermayenin, özel okul sahiplerinin ihtiyaçları doğrultusunda şekilleniyor. Söz konusu olan çocukların eğitim ihtiyaçları, gerekli önlemlerin alınması olduğunda bu konuda hiçbir adım atılmıyor. Sermaye için teşvik paketleri, birçok önlem alınırken, özel okul sahiplerinin tüm talepleri hayata geçiriliyorken kamu kaynaklarının eğitim ve sağlık için kullanılmama ısrarını sürdürüyorlar. "

Halk Sağlığı Uzmanı Etiler: Çocukların geleceği ile ilgili sağlık açısından kaygı duyuyoruz

Kreşler ve anaokullarının kapatılmasına ilişkin konuşan Halk Sağlığı Uzmanı Nilay Etiler, “Çocuklar arasında yayılımın düşük olması nedeniyle kreşler ve anaokulları kapatılmada en sonda yer almalıydı. Tamamen her yer kapanır, o zaman okullar ve kreşler de kapanır ama kısmi bir kapama aşamaları arasında okullar ve kreşler iş yerlerinde sonra geliyor” diye konuştu.

Bu dönemde öğrenciler arasında okulu terk eden, eğitimi kötüye giden ve aksayan çok sayıda öğrencinin olduğunu belirten Etiler, “Bu çocukların geleceği ile ilgili biz sağlık açısından kaygı duyuyoruz” dedi.

Fidan Ataselim: Doğacak olan ihtiyaçların giderilmesi için önlem alınmalı

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Sekreteri Fidan Ataselim de anaokul ve kreşlerin kapatılması ile kadınların yükünün artacağını dile getirdi. Ataselim, “Pandeminin başlangıcı ile birlikte okulların kapatılması, online eğitime geçilmiş olması, kreşlerin anaokullarının kapatılmasının bütün yükü kadınların omzuna yüklendi toplumsal cinsiyetsizlik eşitsizliğinin bir sonucu olarak.” dedi.

Ataselim şöyle konuştu:

“Çalışan ebeveynler açısından da ilk fedakarlık yapması gereken kadınlar diye hep anlatıldı. Hatta bazı uygulamalarda kadınların izin almasına izin vereceğiz çocukların bakımı konusunda diye söylenmesi bile bu cinsiyetçi yaklaşımın bir sonucuydu. Çünkü çocuk bakımı, yaşlı bakımı, bakım emeği sadece kadınların omzuna yüklenmesi gereken bir sorumluluk değil.

Bütün ebeveynlerin ortak sorumluluğudur. Bu dönemde böyle bir kısıtlama yapılıyorsa başka doğacak olan ihtiyaçların giderilmesi ile ilgili bir önlem alınmalı. Kamu tarafından bu tedbirler nasıl getiriliyorsa hayatın kolaylaştırılması açısından başka tedbirler gündeme gelmeli diye düşünüyorum.”