Demokrasi Konferansı’na doğru...

Demokrasi Konferansı’na doğru...

“Maviyiz, kırmızıyız, turuncuyuz, moruz, yeşiliz ve pembeyiz”

Candan Yıldız

Türkiye’deki siyasi yelpazenin bütün renklerini bir araya getirmeye çalışıyorlar. Mavi var, kırmızı var, turuncu var, mor var, yeşil ve pembe de var. Ortak paydaları ekmek, adalet ve barış için demokrasi…

Demokrasi Konferansı için hazırlık çalışmaları uzun zamandır sürüyordu. Çağrıcıları arasında Rıza Türmen, Ahmet Türk, Canan Arın, Celal Fırat, İhsan Eliaçık, Genco Erkal, Melda Onur, Murathan Mungan, Nejla Kurul, Öztürk Türkdoğan, Şebnem Korur Fincancı,  Tarık Ziya Ekinci, Zülfü Livaneli var. 

"Kamu varlıkları ve doğa acımasızca yağmalanıyor"

Haziran ayında yapılacak Demokrasi Konferansı öncesi düzenlenen çağrıcılar buluşmasında  toplumsal tabandan gelen bütün talepleri demokrasi çatısı altında buluşturma iradesi öne çıktı. 

Konferansa emek harcayanların ortak tespitleri şöyle: 

“Covid 19 salgını ekonomik krizi derinleştirdi. Ülkede yaşayanlar, açlıkla, yoksullukla, işsizlikle ve salgında ölümle yüz yüze bırakıldı. Ne yurtta, ne cihanda barış içindeyiz. Kamu varlıkları ve doğa acımasızca yağmalanıyor. Hapishaneler siyasi muhalifler ve gazetecilerle dolu. Her gün 3 kadın öldürülürken İstanbul Sözleşmesinin tek taraflı feshi için adım atılıyor. LBGTİ+ bireylere yönelik nefret suçu işleniyor. Kanal İstanbul gibi rant projeleriyle ekoloji yıkıma kapı açılıyor. Bu koşullarda iktidarın siyasi meşruiyeti giderek daha fazla sorgulanıyor. Yurttaşların bu yönetime rıza vermeyeceği ortaya çıktıkça, baskılar da artırıyor“

"Demokrasi özgürlük talepleri ile aş ekmek talepleri birbirini tamamlar"

Şişli Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde düzenlenen toplantıda konuşan eski Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Yargıcı ve 24. Dönem CHP Milletveili Rıza Türmen “Demokrasi Konferansı hak arayanların, hakların almak için yola çıkmış olanların konferansıdır” dedi. 

Türkiye’de hak arama kapılarının kapalı olduğunu dile getiren Rıza Türmen, “Bir yanda haksız yere cezaevinde yatan, eşitlik özgürlük isteyen, iktidarın baskıcı rejimine boyun eğmeyen, temel hak ve özgürlüklerinden mahrum bırakılmış kitleler, diğer yandan iktidarın politikaları nedeniyle yoksulluğa, işsizliğe mahkum kitleler. Konferans bütün bu eş değerdeki talepleri birleştirmek talepler arasında bir bağ kurmak ve onları demokrasi şemsiyesi altında toplamak için toplanacak. Demokrasi özgürlük talepleri ile aş ekmek talepleri birbirini tamamlar. Birini olmazsa diğeri de olmaz“ diye konuştu. 

"Siyasi partiler de samimi bir duruş göstermeli"

Çağrıcılar arasında yer alan, yerine kayyum atanan eski Mardin Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ahmet Türk de Kürt sorununa vurgu yaparak, “Demokrasi olmadan bu sorun çözülmez” dedi. Türk, üstü kapalı olarak HDP ile yan yana görünmeme siyasi tutumunu eleştirerek “Sorumluluk sadece sivil toplum örgütleri ve bireylerle sınırlı değil. Siyasi partiler de demokrasi ve geleceğimizle ilgili samimi bir duruş göstermeleri şarttır. Demokratik bir Türkiye istiyorsak bir arada durabilmenin ortak demokratik değerler etrafında buluşabilmenin yolunu mutlaka bulmamız lazım. Demokratik bir Türkiye için yapacağımız çalışmaları sınırlamak, birileri ile olmaktan sakınmak Türkiye demokrasisine büyük zarar veriyor” dedi.  

“Var olma ya da yok olma sorunu”

Sağlık sorunları nedeniyle toplantıya video gönderen eski TİP (Türkiye İşçi Partisi) Milletvekili Tarık Ziya Ekinci de mevcut siyasi duruma atıf yaparak demokratikleşmenin Türkiye için var olma ya da yok olma sorunu olduğunu söyledi. 

15 Temmuz sonrası otoriter tek adam rejiminin daha da vahimleştiğini ifade eden Ekinci’nin şu ifadeleri kullandı:  

“2016’da kurulun otoriter tek adam rejimi durumu daha da vahimleştirmiştir. O kadar ki halkımızın büyük çoğunluğu tek adam rejiminin son bulması ve parlamenter sistemin işlerlik kazanması ile demokrasinin kurulacağı ve her şeyin düzeleceği düşüncesine kapılmıştır. Oysa demokrasi konusundaki bu algı son dedece yanlış bir düşüncedir. Erdoğan rejiminin değişmesi ileri bir adımdır. Fakat demokrasiye geçiş değildir. Demokrasi statik bir olgu değil sürekli ilerleyen ve gelişen bir süreçtir. Bu sürecin motoru statükocu egemen güçlerle, değişimden yana olan ilerlemeci güçler arasındaki mücadeledir. Bu mücadele insan toplumları var olduğu sürece sonsuzu dek devam eder.

Türkiye’de barış ve demokrasi mücadelesinin öznesi Kürt sorunudur. Kürt sorunu Türkiye’de yaşayan nüfusun beşte birini temsil eden Kürtlerin talep ettiği demokratik hak ve özgürlükler sorunudur. Kürtler kendi dilleriyle eğitim hakkı elde edemezse, Kürtler anadillerinde ilkokuldan üniversiteye kadar eğitim hakkı elde edemezse, demokratik haklarını kullanamazlarsa Türkiye’de demokrasi kurulması mümkün değildir. Her demokratın her şeyden evvel Kürt sorununun çözümü için mücadele etmesi gerekir.”