Eski HDP Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel, İmralı Süreci, Suriye ve Türkiye'deki Anayasa tartışmalarına ilişkin dikkat çekici açıklamalarda bulundu. Kürt siyasi hareketinin önemli isimlerinden Tuncel, Kobani davası nedeniyle 7,5 yıl tutuklu kalmıştı. Tuncel, 16 Mayıs 2024'te tahliye edilmişti.
İmralı Süreci ile Kürtlerin haklarının ilerlediğini fakat kimliklerinin hâlâ inkâr edildiğini savundu. Tuncel, bunun için de Anayasa değişikliğini işaret etti.
ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ İSTEDİ
Tuncel, şöyle konuştu:
"Sonuçta bir anayasal değişiklik olmak durumunda. Kürtler hukuken dışlandıkları için hakları yok sayılıyor. Bu devlet Türklerin olduğu kadar Kürtlerin de olmak zorunda. Eğer Kürtlerin de devletiyse o zaman Türklere uygulanan hukuk, Kürtlere de uygulanmak zorunda.
"Hukuk ya da anayasa Türkler için de askıya alınabiliyorken bu tartışmayı sadece Kürtler üzerinden yapmak biraz fazla eski dönemin kodlarıyla konuşmak olmuyor mu?" sorusuna da Tuncel şöyle yanıt verdi:
"Doğru. Ama buraya Kürtlere yıllardır uygulanan kriterler üzerinden gelindi. En başta Kürtler nedeniyle hukuk bu kadar araçsallaştırıldı. 2009’dan beri iktidar, hukuku Kürt siyasetini dizayn etmenin bir aracı olarak değerlendirdi. O zaman toplum buna kolektif olarak itiraz etseydi bugüne bu şekilde gelinmeyebilirdi. Bakın biz cezaevindeyken KCK davalarının altında imzası olan FETÖ üyesi hâkim ve savcılar yan hücremizde kalıyordu. Çok ilginç diyaloglarımız oldu"
Süreçteki yasal düzenlemelere ilişkin de dikkat çeken açıklamalar yapan Tuncel, silah yakma törenindeki terör örgütü PKK yöneticisi Bese Hozat'ın “siyaset yapmak” istiyoruz sözlerine dikkat çekti:
"Sonuçta kendisini feshetmiş bir örgüt var. Tabii ki mecburen duruyor orada. Durmaması için Türkiye’nin adım atması gerekiyor. Türkiye yasa çıkarmıyor ki gelip demokratik siyasete katılsınlar. Feshin tamamlanması için Türkiye’nin gerekli koşulları hazırlaması gerekiyor. Bese Hozat ne dedi? “Gelip siyasete katılmak istiyoruz” dedi, değil mi? Sayın Öcalan’ın 27 Şubat çağrısının üzerinden tam bir yıl geçmek üzere ve yasalar ortada yok. O yasaları çıkartmayan PKK değil, Kürt Siyasi hareketi değil, devlet. Şimdi önümüzdeki günler bu açıdan önemli"
Terör örgütü PKK'nın kendini feshetse de mecburen Kandil'de durduğunu söyleyen Tuncel, şöyle konuştu:
"Sonuçta kendisini feshetmiş bir örgüt var. Tabii ki mecburen duruyor orada. Durmaması için Türkiye’nin adım atması gerekiyor. Türkiye yasa çıkarmıyor ki gelip demokratik siyasete katılsınlar. Feshin tamamlanması için Türkiye’nin gerekli koşulları hazırlaması gerekiyor. Bese Hozat ne dedi? “Gelip siyasete katılmak istiyoruz” dedi, değil mi? Sayın Öcalan’ın 27 Şubat çağrısının üzerinden tam bir yıl geçmek üzere ve yasalar ortada yok. O yasaları çıkartmayan PKK değil, Kürt Siyasi hareketi değil, devlet. Şimdi önümüzdeki günler bu açıdan önemli.
Evet, uluslararası gelişmelerin etkili olduğu bir dönemden geçiyor olabiliriz ama esas itibarıyla önemli olan içerideki dinamiklerdir. Burada hâlâ güçlü bir özgürlük ve barış talebinin olmasını ben kıymetli buluyorum. Gerçekten değişim isteyen çok geniş bir toplumsal kesim var, sokakta olduğum için bunu görüyorum. “Tamam barış olsun ama bunlarla olur mu? Bunlara güven olur mu?” diye AKP’yi kastederek soruyor halk. Ya da işte “Kandırılıyor musunuz?” sorusu en çok karşılaştığımız şey. Ama ben bana bunu soranlara şu cevabı veriyorum; “En nihayetinde hiçbir devlete güven olmaz. Devletler kendi çıkarları için hareket ederler.”
"İKİ GERİLLA GRUBU GELDİ CEZAEVİNE GİRDİ"
"Devlet tarafında konuştuğum bazı yetkililer, “Diasporadaki, yani Avrupa’daki Kürt siyasetçilerin dönüşünde problem yok. Yasaya da gerek yok. Bir an önce gelebilirler” diyor. Neden dönüşler henüz başlamadı? " sorusuna da Tuncel şöyle yanıt verdi:
"Hayır, söyledikleri gibi değil ve sıkıntı var. Gerillanın dönüşü konusunda da “Sıkıntı yok, gelebilirler” denildi ama gördük işte iki barış grubu geldi ve cezaevine girdiler. Dolayısıyla Kürtler bu konuda devlete güvenmiyor. Ama zaten devlet aslında tam da bunu yaptı; Kürtlere de Türklere de güven aşılamayı hedeflemeyen bir siyaset yürüttü. Ve bunu bilinçli olarak yaptı bana göre. Hatırlayın 2013-2015 sürecinde daha böyle toplumsallaşmayı önceleyen bir durum vardı ve toplumun desteği yüzde 80’e kadar ulaşmıştı. Ama bu sefer AKP toplumun desteğini zayıflatmak hatta sıfıra indirmek konusunda strateji geliştirdi. ‘Terörsüz Türkiye’ diye sadece silahların bırakılmasına yönelik negatif bir algı oluşturdu. İkincisi de CHP’ye ve muhaliflere yönelik operasyonlarla aslında o baskıcı devlet geleneğini devam ettirdi. Esas itibarıyla meselenin demokrasi ve özgürlük meselesi olmadığını söyledi ve meseleyi silah bırakma meselesine kilitledi. Oysa silahlar, Kürt sorununun belki en küçük bölümü. Dünya örneklerinde de öyledir biliyorsunuz, önce hak ve özgürlükler konuşulmuştur. En son silah konuşulur. Ama bu son süreçte Sayın Öcalan “Madem silahlar diyaloğun ve müzakerenin önünde engel, o zaman bu engel ortadan kaldırılsın” diye ön açıcı olmuştur.
Ama biz Kürt kadın hareketi olarak kendimizi şöyle konumlandırıyoruz; bu geçiş yasası çıksa bile Kürtlerin özgürlük sorunu çözülmemiş olacak. Bu mücadele devam ediyor bizim açımızdan. Bu yasayla birlikte kayyım rejiminin ortadan kalkması, düşünce ve ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, siyaset yapma özgürlüğü gibi özgürlüklerin önünün açılması önemli. Kürtlerin hak ve özgürlük mücadelesi tabii ki devam edecek. Kimlik sorunu çözülmeden Kürtler mücadeleyi bırakmaz. Siz hatırlattınız burada yolun anayasadan geçtiğini. Evet, bu ülkede bizim önümüzdeki dönemde konuşacağımız temel konulardan birisi budur, sadece Kürtler açısından değil bütün Türkiye halkları açısından. Türkiye’nin adalet mekanizması ortadan kalkmış durumda. Şimdi yeni bir Adalet Bakanı getirdiler ki adalet karnesi zayıf, bütün siyasi operasyonları üstlenmiş bir isim. "
AKIN GÜRLEK DEĞERLENDİRMESİ
Tuncel, Adalet Bakanı Akın Gürlek hakkında, "Türkiye’nin adalet mekanizması ortadan kalkmış durumda. Şimdi yeni bir Adalet Bakanı getirdiler ki adalet karnesi zayıf, bütün siyasi operasyonları üstlenmiş bir isim" değerlendirmesi yaptı. Bunun üzerine gelen soruya da Tuncel şöyle yanıt verdi:
"İşte anlatıyorum, devlet şu anda ‘negatif’ bir barış yapıyor. Yani demokratikleşme bölümünü eleyip daha çok silahların bırakılması üzere gidiyor. Mevzu bu olunca da bakan değişikliğinin çok da bir anlamı olmaz bence. Önceki Adalet Bakanının döneminde de ne olacağına Cumhurbaşkanı karar veriyordu, yine öyle olacaktır. Siyasi iktidarın ihtiyaçlarına göre yasalar yapan bir yerde olduğu için doğal olarak bu değişimin o açıdan çok bir önemi yok. Devletin politikası ne olacaksa ona göre hareket edeceğini düşünüyorum. Kişilerin değişmesi AKP’nin politikasını değiştirmez. Ama geçmiş Adalet Bakanı’nın pratiği de çok iyi değildi yani. Cezaevlerinde hâlâ çok ciddi sorunlar var. Hasta mahpus meselesi çok ciddi sorun. İdare Gözlem Kurulu kararlarıyla paralel korkunç bir yargılama yapılıyor. Mesela yine benim son bir yılda tanıklık ettiğim bütün eylemler yasaklı. "
SURİYE NEDENİYLE SÜREÇ MASASI DEVRİLEBİLİRMİŞ
30 Ocak'ta Suriye'de Şam yönetimi ve SDG'nin anlaşmasındaki sancılı sürece dikkat çeken Tuncel, "30 Ocak öncesinde İmralı’daki masanın devrilmesi ihtimali mi vardı?" sorusuna şu yanıtı verdi:
"Bence o ihtimali vardı evet. Kritik bir aşamaydı gerçekten. Eğer o saldırı durdurulamasaydı, başka bir durum ortaya çıkardı"
"‘Terörsüz Türkiye’ süreci ipten döndü size göre" sözlerini de onaylayan Tuncel şunları ifade etti:
"Evet, ben o kadar kritik bir aşamadan döndüğünü düşünüyorum. Ama tabii ne Suriye’de ne Orta Doğu’da yarın ne olacağı belli değil. Mesela Hakan Fidan’ın Irak’a yönelik son açıklamalarının yeni bir şey olmadığını değerlendiriyoruz"
ANAYASA'DA DEĞİŞİKLİĞİNDE ERDOĞAN ELEŞTİRİSİ
Kürtler Anayasa'da değişiklik talebinin Cumhurbaşkanı ve AKP Genle Başkanı Erdoğan'ın seçim planı eleştirilerine de Tuncel şöyle yanıt verdi:
"Bence hem AKP hem CHP’nin ya da genel kamuoyunun Kürtlerin oyuna böyle pragmatist yaklaşması sorunlu. Kürtlerin oyunu kime vereceği tartışması da çok sorunlu. Bence artık Kürtler kendine oy vermeli. Yani birini iktidara taşımak zorunda değiliz. Tabii bu benim kendi kişisel görüşüm. Kürtler artık kendi öz gücüne dayanarak stratejik ittifaklarıyla iktidarı hedeflemelidir. AKP de CHP de mevcut kapitalist düzen içerisinde bir çözüm öneriyor. İkisinin de programlarına bakın, aşağı yukarı aynıdır. Birisi biraz daha muhafazakâr sağ, birisi de sosyal demokrasi sosuyla benzer şeyler sunuyor topluma. Ben sosyalist bir programın, radikal demokratik bir programın Türkiye halklarını kurtaracağına inanıyorum. O yüzden de artık Kürtlerin kime oy verecekleri tartışmasından çıkmaları gerektiğini düşünüyorum. Önümüzdeki dönemde bence temel strateji bu olmalı. Biz birilerini taşımak zorunda değiliz."
"EMPERYALİST GÜÇLERLE İTTİFAK TAKTİK"
Tuncel, Suriye’de SDG'nin Batılı devletler ve İsrail ile geliştirdiği ilişkilere yönelik soruya ise “taktik” cevabını verdi.
“Bu aktörler dün SDG’ye yatırım yaparken ‘emperyalist’ değil miydi? Kürt siyaseti kendi içerisinde bir eleştiri veriyor mu bu hususta?” sorusunu yanıtlayan Tuncel, bunun “diplomasının gereği” olduğunu savunarak şunları dile getirdi:
“Rojava yönetimindeki Kürtler, ABD, İsrail, Rusya ve birçok ülkeyle ittifak ve ilişki kurarken bunların bir kısmını stratejik, bir kısmını da taktik ittifaklar olarak gördüler. Kürtler esas olarak halklarla stratejik ittifaklar kuruyor. Sosyalist güçlerle, ezilen emekçilerle stratejik ittifaklar kuruyor. Emperyalist güçlerle ittifakları ise daha taktik. Yani onlara çok güvendikleri için kurmuyorlar bu ilişkileri ya da ittifakları. Ama en nihayetinde Orta Doğu’da bu güçlerle ilişki içerisine girmeden yürümeniz zor. Diplomasinin gereğidir bu. Türkiye de bugün birçok ülkeyle ilişki ve diyalog içerisinde, olmak durumda. Ama burada Kürtler açısından en önemli şey bu ilişkilere tamamen güvenmek yerine çıkarların ortaklaştığı bir yerden siyaset yürütmek. Kürtler eskiden beri hem ABD’nin hem İsrail’in hem İngiltere’nin hem de Fransa’nın rolünü stratejik olarak ele almadılar. Bu ilişkiler zorunluydu. ABD de IŞİD’le mücadelenin bir parçası olarak SDG’ye ve Kürt siyasetine yaklaştı. Ama Kürtler orada başka bir hayat kurdular. Sadece IŞİD’e karşı mücadele ile yetinmediler, aynı zamanda demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü, sosyalist bir yaşam örmek istediler. Kendi geleceklerine kendileri karar vermek istediler. O savaş koşullarında öylesi bir hayat inşa ettiler.”