CHP Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM Genel Kurulu’nda 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile Meclis’in açılış yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen özel oturumda konuştu. Özel, konuşmasında hem 23 Nisan’ın tarihsel anlamına dikkat çekti hem de çocuk yoksulluğu, adalet sistemi, kayyum uygulamaları, Can Atalay kararı ve 19 Mart süreci üzerinden iktidara yüklendi. Özel, CHP'ye karşı butlan söylentilerine karşı da çok sert sözlerle yanıt verdi. Özel, "Biz boynumuzu veririz ama boyun eğmeyiz" dedi.
23 Nisan 1920’nin tarihsel önemine işaret eden Özel, şöyle konuştu:
“Tam 104 yıl önce, çatısı altında bulunduğumuz Gazi Meclisimiz, bağımsızlığa yürekten inanmış 115 temsilcinin katılımıyla açıldı. Bu millet 23 Nisan 1920 sabahına kolay uyanmadı. Cumhuriyet'in ilanına giden yoldaki engeller de kolay aşılmadı. Milletimiz özgürlüğünü ve bağımsızlığını kazandığı bu yürüyüşte çok ağır bedeller ödedi.”
Özel, Milli Mücadele’ye vurgu yaparak şu ifadeleri kullandı:
"Ama sonunda milletin istikbalini yine milletin azim ve kararı belirledi. Buradan bir kez daha Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere Milli Mücadele kahramanlarımızı minnet ve rahmetle anıyorum"
"EGEMENLİK TEK ADAMLARDAN ALINDI MİLLETE VERİLDİ"
23 Nisan’ın hem ulusal egemenliğin hem de çocukların bayramı olduğunu söyleyen Özel, iki başlığın da bugün güvende olmadığını savundu. Özel, şunları dile getirdi:
“Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün iki büyük onuru bir arada yaşıyoruz. İlk olarak Türkiye Cumhuriyeti topraklarında egemenliğin tek adamlara, padişahlara, sultanlara değil sadece millete ait olduğunun temin ve tescil edildiği Ulusal Egemenlik Bayramımızı, Gazi Meclisimizin 104. doğum gününü kutluyoruz. İkinci olarak ise bu özel günün tüm dünya çocuklarına armağan edilmesinin kıvancını hep birlikte yaşıyoruz. Ancak ne acıdır ki iki bayramın adandığı ulusal egemenliğimiz de çocuklarımız da ağır saldırı altındadır. İkisi de güvende değildir"
"ÇOCUKLARIMIZIN SEKİZ BUÇUK MİLYONU YOKSULLUK ÇEKİYOR"
Çocuk yoksulluğu üzerinden geniş bir tablo çizen Özel, şöyle dedi:
"Bugün ülkemizde çocuklarımızın 8,5 milyonu yoksulluk çekiyor. OECD ülkeleri arasında çocuk yoksulluğunda Kosta Rika'dan sonra ikinci sıradayız. Türkiye'de artık yoksulluk ailelerden evlatlara miras kalıyor. Yoksul ailelerin çocukları hayata kapatamayacakları kadar büyük bir farkla geriden başlıyorlar. Kaliteli ve güvenli eğitime ulaşmak sınıfsal bir meseleye dönüşmüş durumda."
Belediyelerin sunduğu sosyal desteklerin önemine işaret eden Özel, şu ifadeleri kullandı:
"Eğer bir belediye ücretsiz ya da uygun fiyatlı kreş imkanı sunmuyorsa o yoksul çocuğun erken yaşta gelişimi başlamıyor, varsa tespit edilmesi gereken eksikliklerinin de farkına varılamıyor. Eğer bir belediye o yoksul çocuğa beslenme desteği, ücretsiz içme suyu vermediyse bunlardan da mahrum kalıyor"
"BİR YANDA DİYETİSYEN ONAYLI MENÜLERLE BESLENEN ÇOCUKLAR DİĞER YANDA..."
Konuşmasının bu bölümünde çocuklar arasındaki eşitsizliği çarpıcı örneklerle anlatan Özel, şu cümleleri kullandı:
"Bir yanda özel servislerle okula giden, diyetisyen onaylı menülerle beslenen çocuklar var; diğer yanda sosyal yardım alamıyorsa beslenme çantası yerine okula umutsuzluğu ve açlığı taşıyan evlatlar var. Biri özel okulda zil çaldığında yemeğe koşuyor, diğeri kantinden aldığı yarım tostu veresiye yazdırıyor. Biri cam şişedeki temiz suyunu kana kana içerken, diğeri tuvalet musluğuna ağzını dayamak zorunda kalıyor. Biri kapısında güvenliklerin beklediği okullarda okurken, diğeri eli silahlı bir saldırganın hedefi olmaktan korkuyor.”
"YOKSUL ÇOCUKLARIN OKULLARININ ÖNÜNDE ÇETELER KOL GEZİYOR"
Suça sürüklenen çocuklar ve çocuk işçiliği konusunda da sert ifadeler kullanan Özel, şunları söyledi:
"Yoksul çocukların okullarının önünde çeteler, torbacılar kol geziyor. O çeteler o umutsuz çocuklara kimlik kazandırma vaadiyle kendilerine eleman devşiriyor. Her yıl ortalama 180 bin çocuk suça bulaşıyor. Hatta Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta en acı haliyle tecrübe ettiğimiz gibi çocuklar cinayetler işliyor.
Gelirde adaletsizlik, vergide adaletsizlik, mahkemelerde adaletsizlik ve sosyal hayatta adaletsizlikler toplumsal çöküşe neden oluyor. Evlatlarımız okulda olmasalar bu kez iş cinayetlerinde ölüyorlar. MESEM'lerde güvensiz koşullarda ucuz iş gücü haline getiriliyorlar. Son 13 yılda iş cinayetlerinde ölen çocuk sayısı 852'ye ulaştı.
Bu ülkede birileri güvende, birileri güvende değil. 24 yıldır tek parti ile yönetilen ülkemizde maalesef çocuklar güvende değil. Çünkü bu kara düzenin çarkları çocukları değil makamları güvende tutmak için dönüyor. İşte biz bu çark artık milletin lehine, yoksulların lehine, çocukların lehine dönsün diye siyaset yapıyoruz, bunun için mücadele ediyoruz"
"19 MART DARBESİ İLE TUNALI HİLMİ BEY'İN ANLATTIKLARI GERÇEK OLDU"
Özel, konuşmasının ikinci ana bölümünde ulusal egemenlik başlığı altında son bir yılın ana gündem maddelerinden olan yargı ve siyaset ilişkisini hedef aldı.
1921 Meclis tutanaklarından örnek veren Özel, Bolu Mebusu Tunalı Hilmi Bey’in sözlerini hatırlattı ve şöyle konuştu:
"Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ilk bayramımız Ulusal Egemenlik Bayramı. Bakın elimde 1921 yılından meclis tutanakları var. O esnada Teşkilat-ı Esasiye Kanunu görüşülüyor. Görüşmelerde nahiye müdürüne yani bir bucağın yerel siyasi amirine 24 saat ile bir hafta arasında tutuklama yetkisi verilmek isteniyor. Bolu Mebusu Tunalı Hilmi Bey buna şiddetle itiraz ediyor.
Diyor ki: 'Eğer tutuklama yetkisi bağımsız ve tarafsız birine değil de nahiye müdürüne verilirse siyasi rakiplerini tutuklar' diyor. Tunalı Hilmi Bey: 'Örneğin benim gibi birinin bir hafta değil, bir saat bile hapsi bile benim haysiyetimi kesmek için yeterli olur. Yalancı şahitler yaratırlar ve beni içeriye atarlar' diyor. Yani mesele şudur: Bir vatandaşı ya da bir siyasetçiyi gözaltına alıp tutuklama yetkisi başka bir siyasetçinin eline bırakılamaz
Tunalı Hilmi Bey'in bu kürsüde anlattıkları 105 yıl sonra 19 Mart darbesi ile bu ülkenin gerçeği haline gelmiştir.”
Şu an Adalet Bakanı olan Akın Gürlek'in İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı görevine gelmeden önce adalet bakan yardımcısı olduğunu da hatırlatan Özel şunları ifade etti:
"Öncesinde hakim olan, verdiği tüm kararlar Anayasa Mahkemesi'nden dönmesine rağmen bakan yardımcısı yapılarak siyasete sokulan biri, Anayasa'ya aykırı olarak bu kez başsavcı olarak atanıyor ve partisine rakip olanları hapse attırıyor. Görevi tamamlanınca da yine muvafakat alıp ödül alıp aferin alıp bu kez Adalet ve Kalkınma Partisi'nden Adalet Bakanı oluyor. Bir gün önce savcı bir gün sonra bakan olan kişi ilk açıklamasını il başkanları toplantısında yapıyor ve 'Bundan önce olduğu gibi bundan sonra da partimizin başarısı için çalışmaya devam edeceğim' diyebiliyor"
Cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve belediye başkanlarına yönelik sürece de değinen Özel, şunları söyledi:
"Tunalı Hilmi Bey'in tarif ettiği gibi gizli tanıklarla, yalancı şahitlerle Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu ve onlarca seçilmiş belediye başkanımız, siyaset arkadaşımız ve bürokratımız bir yıldan fazladır hapiste yatıyor. Bu darbe ortadayken darbeyi yapanların hukuksuzlukları ve haksız zenginleşmeleri kanıtlanmışken şimdi burada hangi hukuktan, hangi demokrasiden bahsedeceğiz?"
KAYYUM, AYM KARARLARI VE CAN ATALAY
Özel, konuşmasında İmralı Süreci'ne de değindi. CHP’ye yönelik baskılara rağmen bu süreci savunduklarını belirten Özel, şunları ifade etti:
"Terörsüz ve demokratik Türkiye sürecindeyiz. Partimize yönelik tüm saldırılara rağmen, hatta kapatma davası açılması talebine rağmen Ortadoğu'daki tehditleri görerek Türklerin ve Kürtlerin kardeşliğinin önemini bilerek bu milletin barışı ve bekası için bu süreci savunuyoruz. Ve daha fazla zaman kaybetmeden başarıya ulaşmasını bekliyoruz"
Buna karşın kayyum uygulamalarının sürdüğünü ve yargı kararlarının uygulanmadığını söyleyen Özel, şu ifadeleri kullandı:
"Ama bu Meclis Komisyon Raporuna kayyumların son bulmasını yazdığı halde buna rağmen hala 13 seçilmiş başkanın yerinde kayyumlar oturabilmektedir. Bu Meclis Komisyon Raporuna Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uyulmalıdır yazdığı halde halen daha bu kararlar uyulmamakta, Can Atalay'ı Hatay halkı seçtiği halde Meclis'e gelememektedir.
Sayın Bahçeli o gün meclis başkanı sıfatıyla ismini okuttu ve yemin etmeye çağırdı. Ama bir yerel mahkeme Anayasa Mahkemesi'nu de Meclis'i de yok sayıp Can Atalay'ı hapisten çıkarmadı. Biz şimdi bu şartlarda milletin hangi egemenliğini konuşacağız?"
Özel, CHP’ye ve milletvekillerine yönelik müdahaleleri de kürsüden anlattı:
"İstanbul İl Başkanlığımızı 5000 polis bastı, milletvekillerimiz darbedildi. Bursa'da, Ankara'da kadın milletvekillerimizin gözüne bir karış mesafeden gaz sıkıldı. Şimdi burada milletvekillerinin, Meclis'in hangi itibarını konuşacağız?"
CHP’ye dönük kapatma ve butlan tartışmalarına da değinen Özel, şunları dile getirdi:
"Bugün Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Cumhuriyet Halk Partisi'ne kapatma davasından butlana kadar dedikodular yapılıyor. Bu partinin evini yakmaya çalışanlar başarılı olursa bu Meclis'in, bu demokrasinin kül olmasına nasıl engel olacağız?
Demokrasiye kasteden vesayetçiler her gün saldırıyor. Bu millet her sabah bir operasyona uyanıyor. Değerli arkadaşlar, bizi iyi tanıyın. Biz boynumuzu veririz ama boyun eğmeyiz. Biz devleti kuran partiyiz. Bir avuç darbeciye teslim olmayız. Size saldırdıklarında da darbecilerin karşısındaydık, bize saldırdıklarında da darbecilerin karşısındayız"
Çünkü biz sussak evlatlarımız susmayacak. Biz unutsak tarih unutmayacak, tarih affetmeyecek. Ama şunu da bilin; Türkiye'de çok kirli ve riskli bir yol açılmıştır. Yarın günü gelir, bir gözü dönmüş savcı, bir gizli tanık bulan her istediğine her iftirayı atabilir. Yarın günü gelir, bir asliye hukuk hakimini şeytana uyduran her siyasi partinin il başkanlığını ele geçirebilir. Yarın günü gelir, Bölge Adliye Mahkemesi'ne bastıran bir siyasi partinin seçilmişlerini görevinden edebilir
Ateşle oynuyorlar değerli arkadaşlar. Ateşle oynayan elini yakar, ateşle oynayan evini yakar. Yargıyla oynayan memleketin geleceğini yakar.”
ARA SEÇİM ÇAĞRISI
19 Mart’tan bu yana partilerini değil demokrasiyi savunduklarını söyleyen Özel, Meclis’teki tüm milletvekillerine çağrıda bulundu:
"İşte bu yüzden biz 19 Mart 2025 tarihinden beri bir mevzi olarak partimizi değil, bir cephe olarak demokrasiyi savunuyoruz. Kimseden de partimizi savunmasını beklemiyoruz. Hepinizden temsil ettiğiniz milletin iradesini savunmanızı bekliyoruz. Birileri siyaseti toptan tasfiye etmek istiyor. Biz ayrı partileriz. Ekonomide, ulaştırmada, sağlık hizmetlerinde rekabet edebiliriz. Ama adalet ve demokrasinin yokluğunda rekabet edemeyiz. Biz sizden her birinizin eşit ve özgür yarışabileceği demokratik ortamı savunmanızı bekliyoruz.
Unutmayın; bu milletten isteyin canını verir, evladını verir, ama Atatürk'ün emaneti sandığı kimseye vermez. Bu millet vesayetçinin postal giyenine de, kravat takanına da, cübbelisine de geçit vermedi ve vermeyecek. Bu millet huzurunu bozanları, ekmeğini küçültenleri asla affetmeyecek. Milletimiz sözünü söylemek için artık bir sandık beklemektedir
Bugün Can Atalay'ın hakkı teslim edilmezse sekiz milletvekilliği boştur. Anayasa'nın 78. maddesinin emrettiği ara seçimin zamanı gelmiştir. Boşalan milletvekillikleri için sandık kurulması anayasal zorunluluktur.
“Üstelik bu yerlerin tamamında son seçimlerde Adalet ve Kalkınma Partisi üç yıl önce birinci çıktığı seçim bölgelerinde seçimden kaçan, yenilgiyi baştan kabul eden bir iktidarın meşruiyeti sorgulanır. Ve milletin vermediği meşruiyet, o çok güvenilen Amerikan Başkanı Trump'tan, onun monarşi rejimlerini öven büyükelçisinden alınmaz. Meşruiyet milletten alınır. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Aziz Türk milletini ve onun verdiği yetkinin kıymetini bilen tüm temsilcilerini saygıyla selamlıyorum.”