Osman Kavala’nın AİHM Büyük Daire'de görülen duruşmasında Türkiye adına savunma yapan heyet, mahkûmiyet gerekçesini anlatırken “Gezi'de tuzlu poğaça” dedi. İktidar adına konuşan Boğaziçi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Ali Emrah Bozbayındır, Kavala’nın yalnızca bu nedenle mahkûm edilmediğini savundu.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 17 yargıçtan oluşan Büyük Dairesi, Osman Kavala’nın ikinci başvurusunu görüşmek üzere toplandı. Yaklaşık 2,5 saat süren duruşmada Türkiye’yi Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Abdullah Aydın ile Ali Emrah Bozbayındır temsil etti. Kavala adına ise Prof. Dr. Philip Leach ve Prof. Dr. Başak Çalı’nın da yer aldığı heyet savunma yaptı. Nihai kararın daha sonra açıklanması bekleniyor.
"TUZLU POĞAÇA DAĞITTI" SAVUNMASI
Duruşmada söz alan Bozbayındır, Gezi Parkı eylemlerini “kolektif bir suç” olarak tanımladı. Kavala'yı 'Darbecilikle' suçlayan Bozbayındır şöyle dedi:
“Bu, mevcut vakada olduğu gibi, birden fazla eylemin birleşmesi ve birden fazla aktörün katılımı ve etkileşimi yoluyla işlenen kolektif bir suçtur. Suç teşebbüs aşamasında tamamlanmış sayılır.
Hedefin tam olarak gerçekleşmiş olması mantıksal olarak gerekli değildir; çünkü bu tür suçlarda başarılı olursanız, muhtemelen bu suçu yargılayacak bir hâkim kalmayacaktır.”
POĞAÇA GERİLİMİ TIRMANDIRMA SEANSLARIYMIŞ
Bozbayındır, Kavala hakkındaki mahkûmiyetin dayanağını savunurken şu ifadeyi kullandı:
“Nitekim yerel mahkemeler mevcut davada başvurucuyu sadece tuzlu poğaça dağıttığı için mahkum etmemiştir.”
Savunmanın devamında, poğaçaların “şiddetli kargaşa sırasında koordinasyon noktalarında dağıtıldığı”, toplantıların da “gerilimi tırmandırmak için yapılan planlama seansları” olduğu ileri sürüldü.
Bozbayındır ayrıca AİHM’nin ulusal ceza yargılamasının ayrıntılarına girmemesi gerektiğini savunarak şöyle dedi:
“Bu dava, uluslararası mahkemelerin ulusal ceza yargılamasının ayrıntılarına girmemeleri gerektiğinin iyi bir örneğidir“
Türkiye adına konuşan bir diğer isim Abdullah Aydın da Kavala’nın iç hukuk yollarını tüketmediğini savundu:
“Mevcut davaya konu olan şikâyetlerle ilgili iki ayrı bireysel başvuru şu anda Anayasa Mahkemesi önünde derdesttir. Mahkeme, 13 yıldır Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuruyu etkili bir iç hukuk yolu olarak tanımaktadır. Başvurucu, Büyük Daire'yi bu yerleşik içtihattan sapmaya davet etmektedir; böyle bir talep ikna edici kanıtlar gerektirir. Ancak başvurucu, farklı fiili durumlardan kaynaklanan farklı hukuki meselelere dayanarak Anayasa Mahkemesi'nin etkisiz olduğu sonucuna varmaya çalışmaktadır. Oysa rakamlar nettir: Anayasa Mahkemesi tarafından bugüne kadar verilen 4.876 ihlal kararından 4.868'i tam olarak icra edilmiştir.“
KAVALA'NIN AVUKATLARI: DAVA EMSALSİZDİR
Kavala’nın avukatları ise davanın siyasi nitelik taşıdığını savundu. Prof. Dr. Philip Leach ve Prof. Dr. Başak Çalı, ortak savunmalarında şöyle dedi:
“Osman Kavala sekiz yılı aşkın süredir hukuka aykırı ve keyfi bir şekilde bir Türk hapishanesine kapatılmış masum bir adamdır. Kendisini susturmak amacıyla araçsallaştırılan ceza adaleti sisteminin bariz bir suistimalinin kurbanıdır; davası emsalsizdir.
Daha önce hiçbir dava, biri 18. ve 5. maddelerin ihlalini tespit edip serbest bırakılmasını emreden, ikincisi ise ihlal prosedürü sonucunda 46. maddenin ihlalini bulan iki önceki kararın ardından bu mahkemenin önüne gelmemiştir.“
T24'ten Can Öztürk'ün habeirne göre; Taraf beyanlarının ardından AİHM yargıçları sorular yöneltti. Mahkeme, taraflara ek beyanda bulunmaları için 15 gün süre verdi. Büyük Daire’nin, dosyanın kabul edilebilirliği ve esasına ilişkin gerekçeli kararını ilerleyen aylarda açıklaması bekleniyor.
NELER OLMUŞTU?
Osman Kavala, 18 Ekim 2017’de gözaltına alındı, 1 Kasım 2017’de tutuklandı. 2020 yılında Gezi davasında beraat etti ve hakkında tahliye kararı verildi. Ancak aynı gün başka bir soruşturma kapsamında yeniden gözaltına alındı ve tutuklandı.
Daha sonra “Türkiye Cumhuriyeti hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs” suçlamasıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Kavala ise suçlamaları reddediyor ve “masumiyet karinesinin çiğnendiği, temelsiz iddiaların, yalan beyanların kullanıldığı bir yargılama süreci yaşadığını” söylüyor.
AİHM, 10 Aralık 2019 tarihli ilk kararında Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. ve 18. maddelerini ihlal ettiğine hükmetmiş, Kavala’nın derhal serbest bırakılması gerektiğini belirtmişti. Türkiye’nin bu kararı uygulamaması üzerine konu yeniden AİHM gündemine taşındı. Mahkeme, 11 Temmuz 2022’de de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46. maddesinin ihlal edildiğine karar verdi. Kavala’nın 18 Ocak 2024’te yaptığı ikinci başvuru ise 16 Aralık 2025’te Büyük Daire’ye taşındı.
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan da 2021 yılında AİHM kararları için şöyle demişti: "Avrupa Birliği'nin Kavala'yla, Demirtaş'la, şununla, bununla ilgili aldığı kararları tanımıyoruz. Olay bu kadar basit. 'Yok' farz ediyoruz. Bizim indimizde bunlar yok hükmündedir" demişti.