İBB davasına Keleş'in avukatının savunması damga vurdu: Olaydan 20 gün sonrasının verisini koymuşlar

İBB davasında avukat Yağmur Kavak, İBB davasında müvekkilleri hakkında somut delil bulunmadığını savunarak, dosyaya olaydan 20 gün sonrasına ait verilerin konulduğunu öne sürdü ve tahliye talebini yineledi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik yürütülen ve kamuoyunda geniş yankı uyandıran dava, dördüncü haftasında savunmaların ağırlık kazandığı kritik bir aşamaya girdi.

Özellikle tutuklu sanıkların avukatlarının beyanlarıyla dikkat çeken duruşmada, Avukat Yağmur Kavak’ın müvekkilleri Zafer ve Murat Keleş adına yaptığı kapsamlı savunma öne çıktı. Kavak, dosyadaki delillere ve tutukluluk süreçlerine ilişkin ciddi usulsüzlük iddiaları dile getirirken, bazı verilerin olay tarihinden haftalar sonrasına ait olduğunu öne sürerek mahkeme heyetinden tahliye talebinde bulundu.

"HİÇBİR SOMUT DELİL OLMADIĞIN..."

Avukat Yağmur Kavak’ın yaptığı savunma şu şekilde:

"Öncelikle mütalaaya şaşkınız, bunu söylemek zorundayım; özellikle Murat Keleş açısından. Ama bunu açıklayacağız. Devamında, müvekkil Zafer Keleş'in özgürlüğü hakkında konuşabilmek için müvekkilin tutuklandığı günden başlamak gerektiğini düşünüyorum. Bildiğiniz gibi müvekkilin tutuklandığı tarih 20 Mayıs'tı. Fatih Keleş, Ekrem İmamoğlu ve buradaki insanların birçoğu tutuklanalı 2 ay olmuştu. İnsanlar etkin pişmanlıktan faydalansın diye yapılan baskı, medya aracılığıyla arşa çıkmıştı. Tabii o dönem yalnızca medya aracılığıyla yapılmadı bu baskılar; peki başka nasıl baskılar yapıldı? Birçok şüphelinin eşi, kardeşi, bazen de kayınbiraderi gözaltına alınıyor; eğer şüpheli itirafçı olursa yakını da serbest bırakılıyordu. Eğer kişi savcılığın istediği doğrultuda ifade vermez ise, işte karşınızda gördüğünüz gibi önce kardeşi sonra oğlu tutsak ediliyordu. İşte müvekkil, böyle bir baskı sürecinin en yoğun olduğu zamanda tutuklandı.

Diğer müvekkilimiz Murat Keleş ile ilgili bir hususa da çok kısa değinmek istiyorum Sayın Heyet. Dün müvekkilim Murat Keleş'in sorgusu yapıldı; sorgu sonrası heyetten de iddia makamından da müvekkile herhangi bir soru yöneltilmedi. Savcı Bey de soru sormadı, siz de soru sormadınız Sayın Başkan. Bunun sebebinin; gerçekten müvekkile isnat edilen eylemde hiçbir somut delil olmadığını bildiğinizden mi, müvekkilin kendisini iyi ifade edebilmesinden dolayı aklınızda soru kalmamasından mı, yoksa her ikisinden de mi kaynaklandığını bilmiyorum. Ama bu önemli değil; sonuç olarak müvekkile sizin tarafınızdan ve savcılık makamı tarafından soru sorulmadı. Ne var ki bir medya organı; müvekkilin bu sorgusunu, müvekkile savcı tarafından ayrıntılı sorular sorulduğu şeklinde bir niyetle ve bunu açıkça yazarak haberleştirmiş. Bunu neden anlatıyorum Sayın Heyet? Sizin gözünüzün önünde yaşanan, burada hep birlikte tecrübe ettiğimiz bir olay bile medya aracılığıyla manipüle edilip gerçeklikten kopartılabiliyor. Müvekkile mahkeme ve iddia makamı tarafından soru gelmemişken, müvekkilin tahliyesinin ve neticede beraatinin gereği bu kadar berrakken; bu gibi haberlerin neye hizmet ettiğini düşünmemiz gerekiyor. Aslında bahsettiğim gibi bu mesele aylardır sürdürülüyor, en sonuncusu da gözünüzün önünde yapıldı.

"20 GÜN SONRASININ VERİSİNİ ALIP EYLEME DAYANAK DİYE KOYMUŞLAR"

Bu arada yeri gelmişken; bir etkin pişmanlık ifadesi dışında hakkında hiçbir delil bulunmayan ve tek bir eylemle suçlanan müvekkilim Murat Keleş hakkında da geçen haftaki tahliye talebimizi tekrarlıyorum. Belki biliyorsunuz ama yine de söylemiş olayım; şu an beyanda bulunduğum Zafer Keleş, diğer müvekkilim Murat Keleş'in babasıdır; tutuklu sanıklardan Fatih Keleş'in abisi ve Mustafa’nın amcasıdır. Bu ailenin en büyüğü 20 Mayıs'tan beri tutuklu. Müvekkilimiz Zafer Keleş 65 yaşında ve birçok hastalığı var. Kendisi de sorgusunda beyan edecektir; uyku apnesinden KOAH'a, boynundaki kitleye kadar birçok hastalığı var ve halihazırda ailenin en yaşlı üyesi olarak karşınızda tutuklu bulunuyor. Keleş ailesinin bu kadar üyesinin neden tutuklandığına dair fikirlerimizi geçen hafta açıklamıştık; tekrar etmiyorum ama oradaki beyanlarımı tekrarlıyorum.

Peki Zafer Keleş nasıl tutuklandı? Yalnızca bir tane ifadeyle; etkin pişmanlıktan faydalanan Ertan Yıldız'ın 6 Mayıs 2025 tarihli ifadesiyle tutuklandı. Müvekkil aylar boyunca bu belli belirsiz ifade sebebiyle tutuklu kaldı. Etkin pişmanlık ifadelerinin hukuka aykırılığını da, tutukluluk kararının haksızlığını da müvekkili yönünden ilk bu kararla görmüştük. Sayın Heyet, bunun dahasını da söyleyeyim: İddianame geldiğinde gördük ki müvekkilin tutuklanmasına sebep olan bu ifade, iddianamede herhangi bir eyleme dönüşmemiş. Müvekkile isnat edilen eylemlerin hiçbirinde Ertan Yıldız'ın ifadesi yok. İddianameyi yazarken savcılık makamı bu ifadeyi herhangi bir eylemde suçlamak için kullanmamış.

Tutukluluğa gerekçe yapılan ifadenin, eylem olarak isnat edilemeyecek kadar yüzeysel, temelsiz ve gerçek dışı bir beyan olduğunu; noktasını virgülünü eleştirdiğimiz iddianame bile anlamış. Bu ifadenin iddianame aşamasında dahi hükmü kalmamış. Şimdi bu ifadeyle müvekkil suçlanamıyor, ifadenin hiçbir fiille irtibatı kurulamıyor, ifade yetersiz görülüyor; ama aynı ifadeyle müvekkil aylardır tek kişilik bir hücrede tutuluyor. Bunu kabul etmek bizim açımızdan mümkün değil.

Pek tabii Sayın Heyet; soruşturma aşamasında verilen tutukluluk kararlarının, tutukluluğun devamı kararlarının ve sizin tutukluluk incelemelerinizin farklı olduğunu, bu kararlarla bağlı olmadığınızı iddia edebilirsiniz; özellikle iddianamenin kabulü sonrası için. Ama biz öyle düşünmüyoruz. Müvekkile ilişkin verilmiş tutukluluğun devamı kararlarının tümü; müvekkilin ilk tutukluluğunun hukuka aykırılığını ve buna bağlı olan ihlalleri pekiştirdi. Bu kararlarda, iddianame kabulünden sonra dahi tutukluluğun devamına ilişkin yeni hiçbir gerekçe eklenmedi, yeni hiçbir şey konmadı. Müvekkilin soruşturma ve kovuşturma aşamalarındaki hukuki durumuna dair hiçbir farklı değerlendirme yapılmadı Sayın Heyet. Müvekkil 20 Mayıs'ta ne gerekçeyle tutulduysa, bugün de aynı gerekçeyle karşınızda tutuklu olarak bulunuyor.

Haksız tutsaklık; bırakın basmakalıp gerekçeleri, çoğu zaman aynı kelimelerle devam ediyor. Yine bu kararlarda müvekkile özgülenmiş değerlendirmeler de yapılmadı. Hatta bırakın müvekkili, dosyada tutuklu bulunan sanıkların hiçbirine özgü bir değerlendirme yapılmadı. Bu kararlar gösteriyor ki hiçbir savcı ya da hiçbir hakim; müvekkilin neden tutuklu olduğuna, nelerle suçlandığına, gerçekten tutuklu kalması gerekip gerekmediğine belki de bir dakikasını dahi ayırıp bakmadı. Şayet baksaydı; hiçbir şey söylemeyen bir ifadeyle tutuklandığını ve devamındaki sürecin de hukuka aykırı olduğunu çoktan tespit ederdi. Bugüne kadar maalesef bu olmadı. Ama biz aylardır yaşanan bu haksız tutsaklık sürecinin perşembe günü sona ereceğini umuyoruz. Perşembe günü verilecek kararın müvekkil açısından olumsuz olması halinde de aylardır süren kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlalinin ağırlaşarak devam edeceğini net bir şekilde görüyoruz.

Sayın Heyet, belki 'Perşembe gününün sonunda en fazla 5-10 kişiyi serbest bırakırız' gibi bir düşünce vardır; bilemiyorum. Açıkçası benim sayıya dair bir öngörüm yok, zaten olmamalı da. Çünkü bu insanlar birer sayı değil. Meslektaşım sorgu sonrası beyanlarımızda açıklamıştı; 'Savcılık bu insanları birer eşya haline getirdi' demişti. Müvekkillerimiz tutuklu sayısını 107'ye ulaştıran birer sayı, birer eşya değiller. Bize göre siz de böyle görmemelisiniz. Karşınızdaki kişiler insan; yaşıyorlar, hissediyorlar, sevdikleri var, hayalleri ve gelecek planları var. Ne var ki hiçbir somut delille desteklenmeyen ifadelerle ve her bir zerresi yanlış olan delillerle tüm bunlardan mahrum bırakılıyorlar. Günlerdir burada dinlediğiniz beyanlar da bu mahrumiyetin kolektif bir şekilde yaşatıldığını bana tekrar hatırlattı. Kürsüye çıkan her sanık iddianamenin kendilerine yaptığı kötülükleri anlattı; her eylemde ne kadar büyük hukuka aykırılıklar olduğunu gösterdiler. Keşke müvekkile sorgu sırası perşembeden önce gelmiş olsaydı da biz de bu kötülükleri anlatabilseydik. Müvekkili dinlediğiniz takdirde tahliye kararı vereceğinizden kuşkum yok.

Hatta şimdiden iddia ediyorum; sorgu sonrası beyanlarda delilleriyle ispatlayacağım ki müvekkilin şu anda tahliye olmasını engelleyecek hiçbir delil dosyanızın içinde yoktur. Mesela müvekkil hakkındaki ifadelerde hiçbir detay yok; neredeyse bütün ifadelerde yalnızca adını geçirmişler, 'Fatih'in abisi Zafer' demişler, o kadar. Eylemlerde de her şey bölük pörçük, hiçbir bütünlük yok. Biliyorsunuz müvekkil iddianame kapsamında rüşvete aracılıkla suçlanıyor. Aracılık ettiği iddia edilen eylemlere bakıyorsunuz; menfaat belli değil, rüşveti veren belli değil, olay tarihi belli değil. Başka bir eyleme bakıyorsunuz; yalnızca etkin pişmanlıktan faydalanan sanığın ifadesi var, başka hiçbir şey yok. Bir diğer eyleme bakıyorsunuz; sanıklar birbirini tanımıyor, selamlaşmamışlar bile. Sonra delil diye konan bir baz verisine bakıyorsunuz; olay tarihinden 20 gün sonrasının verisini alıp eyleme dayanak diye koymuşlar.

Sayın Heyet, bu örnekleri tesadüfen saymadım. Müvekkile isnat edilen eylemlerde bunların hepsini en az bir kere gördük. Biz bu eylemlerde gerçeği arıyoruz ama bulamıyoruz; hukuka aykırılığı ise kolayca buluyoruz. Bunları eylemlerden çıkartınca geriye koca bir boşluk kalıyor. İşte bahsettiğim bu yokluk, haksız tutukluluğun getirdiği yokluktur. Müvekkillerimizi birer sayıdan ibaret görecek her türlü yaklaşımla mücadele ısrarımızı sürdüreceğiz. Sayın Heyet; bayram geçti, bahar geliyor, torunlar büyüyor. Bu haksızlık zincirinin artık kırılması gerekiyor. Sizden müvekkil Zafer Keleş için hukukun gereğini talep ediyoruz. Son bir talep olarak; 5 Nisan Avukatlar Günü öncesinde yapacağınız bu incelemede, meslektaşımız Avukat Mehmet Pehlivan'ın da özgürlüğüne kavuşması gerektiğini düşünüyoruz. Suçu avukatlık mesleğini yerine getirmekten ibaret olan meslektaşımızın da özgürlüğünü talep ediyoruz."

Siyaset Haberleri