Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, 16 yıl önce öldürüldüğü yerde anıldı. Şişli'deki Sebat Apartmanı önünde Hrant Dink için toplananlar yapılan konuşmaları dinledi ve "Hepimiz Hrant'ız hepimiz Ermeni'yiz", "Faşizme inat kardeşimsin Hrant" sloganları attı.
Anmada, Gezi davasın nedeniyle tutuklu bunan Çiğdem Mater'in gönderdiği mesaj da okundu.
Mater'in mesajı şu şekilde:
"Seni küçücük hücrelerinde anan binlerce insan adına konuşmak, selamımızı iletmek bana düştü. Dink'in ailesi ve arkadaşları, Sebat Apartmanı’nın önünde inatla bir aradasınız. Lütfen yanı başınınıza orada olmak isteyip olamayan bizleri, sürgündekileri, hapistekileri, 10 binleri ekleyin. Bu kaldırımda sadece Hrant Dink'i anmıyoruz, memleketin yüz küsur yıllık sessizliğine hafızamızla ses veriyoruz. Sessizliğin suça ortaklık olduğunu geç de olsa büyük kayıplarla fark etmiş olanlar olarak buradayız. Bizi acılarda akraba edenlere inat, buradayız; bir aradayız! Geçmişle yüzleşebileceğimiz, herkesin hakkını verebileceğimiz günlerin umuduyla buradayız, inatla ve sebatla buradayız!"
'Dostumuzun yarasından hala kan sızıyor'
Film yönetmeni Emin Alper, anmada söz aldı. Emin Alper şunları söyledi:
Bugün tam 16 sene oldu. Yine içimiz buruk yine adaletin tam manasıyla tecelli etmediğine inanarak ve o katilleri yaratan karanlığın hiç dağılmadığını belki de daha da koyulaştığını bilerek yine burada onun gövdesinin ebedi olarak sessizce uzanıp kaldığı kaldırımda toplandık.
Katledilişinin üzerinden tam 16 sene geçti. Osmanbey kaldırımından yatan dostumuzun yarasından hala kan sızıyor. İçe doğru birbirinin içine dönmüş iki ayağından sızan incecik kan kendisine bir yol arıyor. Gündelik telaşlarının arasında koşturan insan kalabalığı arasından ardından ağlayan öfkeli dostlarının yanından, adalet arayışına duvar olmuş mahkeme kapılarının altından nefret ve hınç dolu kışkırtıcıların akşamları huzur içinde döndükleri evlerinin önünden doğduğu Malatya'ya Anadolu topraklarında kendine bir yol arıyor.
Bu incecik sızıntı kendi yolunu bulacak. Ama önce Hrant'ın kanı Mustafa Suphi ve arkadaşlarının bindirildikleri takadan Sabahattin Ali'nin kırık gözlük camından, Musa Anter'in ak saçlarının arasından, 1915'te Anadolu'nun her karış toprağından, 38'de Dersim dağlarından, 55'te İstanbul'un kırık vitrin camlarından, Maraş'tan ve Sivas'tan sızan kan ile buluşacak.
Yıllardır bu topraklarda sadece Ermeni, Rum, Kürt olduğu için, azınlık olduğu için katledilen masumların, sadece eşitlik ve kardeşlik istediği için öldürülen aydınların kanı birbirine kavuşuyor ve kendine akacak bir yol arıyor. Bu yolları görenler ne çok kan akmış diyorlar. Onların sayıları azdı ama kanları çok aktı! Az olmak, bu topraklarda zulüm görmek için hep yeterli bir nedendi.
Hrant Dink, kışkırtıcı olmadan dürüst konuşabilen, düşmanlaşmadan düşmanlığı yeren, bağırmadan sarsan bir sesti. O sadece Ermeniler adına değil, bütün ezilmişler adına mücadele veren bir sosyalistti. Bu sese tahammül etmeleri mümkün değildi ve çoğunluğun hassasiyetleri adına suç işleyenler, onu el birliği ile katletti. İnsanlığın hikayesi böyle bitmek zorunda değil. Bu hikayeyi değiştirmek zorundayız. Adalet arıyorsak; tetikçilerin, azmettiricilerin, kışkırtıcıların, hedef gösterenlerin, düşmanlık aşılayanların cezalandırılmasını istiyorsak, bu topraklarda katledilmiş masumların kanı aramızda dolaşıyorsa, bu hikâyeyi değiştirmek zorundayız. Bu hikâyeyi yeniden yazmak için bir araya gelmek, çoğunluğun ve iktidarın şiddetine karşı omuz omuza durmak zorundayız. Dayanışma içindeki insan savunmasız değildir.