DEM Eş Başkanı Hatimoğulları'ndan Akın Gürlek'e "Geçmişindeki ağır bagaj" hatırlatması

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, İmralı Süreci raporunun kabulünün ardından yasal düzenlemelerin hızla yapılması çağrısı yaptı. Yeni Anayasa’nın pazarlık konusu olamayacağını vurgularken bir ihtiyaç da olduğunu söyledi. Umut Hakkı için AİHM içtihadına işaret ederek 25 yılın esas alınması gerektiğini söyledi. Adalet Bakanı Akın Gürlek’e “bagaj” eleştirisi yöneltti.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, İmralı Süreci’nde kabul edilen komisyon raporu, yeni Anayasa çağrıları, terör örgütü PKK’nın lideri Öcalan için Umut Hakkı tartışması ve Adalet Bakanı Akın Gürlek dâhil olmak üzere birçok konuya ilişkin açıklamalarda bulundu.

Hatimoğulları, Gürlek’in hâkimlik yaparken verdiği tartışmalı mahkeme kararlarına atıfla “bagaj eleştirisi” yaptı. Umut Hakkı tartışmasına da değinen Hatimoğulları, cezaevinde 25. yılını dolduranların da bu kapsamda değerlendirilebileceğini söyledi. Anayasa’nın bir “pazarlık” unsuru olmayacağını vurgulayan Hatimoğulları, buna karşın yeni bir toplumsal sözleşmeye ihtiyaç olduğunu ifade etti. Hatimoğulları, süreç raporunun kabul edilmesiyle birlikte yasal düzenlemelerin hızla hayata geçirilmesi için çağrıda bulundu.

ADALET BAKANLIĞI'NA YASAL DÜZENLEME ÇAĞRISI

Bianet’e konuşan Hatimoğulları, Millî Birlik, Dayanışma ve Demokrasi Komisyonu’nda oy çokluğuyla kabul edilen süreç raporuna ilişkin özetle şunları ifade etti:

"Adalet Bakanlığı daha önce "Komisyon söyler biz de gerekeni yaparız" demişti. İşte o aşamaya gelindi. Sözler söylendi. Artık icraat zamanı. Aslında her şey yeni başlıyor. Tüm toplumun gözü yapılacak olan düzenlemelerdedir. Ülke olarak yeni bir eşiğe geçmek gerekir. Bu şansı değerlendirmemiz gerekiyor.

Bugün itibariyle Komisyon raporu artık ortaya çıkmıştır. Şimdiden sonra görev meclisindir, siyasetindir, yürütme erkinindir. Çok hızlı bir biçimde meclisin ihtisas komisyonları, komisyonun yasal düzenlemeler mahiyetindeki önerilerini hayata geçirmek için çalışmayı başlatmalıdır. Yasalar bir an önce çıkmalıdır."

AKIN GÜRLEK'E 'BAGAJ' HATIRLATMASI

Selahattin Demirtaş ve Sırrı Süreyya Önder’e verdiği tartışmalı cezalar nedeniyle eleştirilen Akın Gürlek’in bakanlık dönemine ilişkin de Hatimoğulları şunları ifade etti:


"Akın Gürlek geçmişindeki ağır bir bagajla bu yeni göreve gelmiştir. Ümit ediyoruz ki yeni dönemde bu bagajları geride bırakır. Şu an bakan beyden toplumun beklentileri ortadadır. Mesela en acil durum sürece dair hukuki adımların atılmasıdır. Bu ülkede hukuk herkese lazım. Hukukun üstünlüğünü tesis edecek bir yaklaşım bekliyoruz. Bunun dışında toplumsal tüm beklentilerin karşılanması için mücadelemiz sürecek."


ANAYASA TARTIŞMALARINA YANIT

Süreç komisyonunda Numan Kurtulmuş, kapanış konuşmasında yeni Anayasa vurgusu da yapmıştı. Kurtulmuş’un konuşmasıyla birlikte iktidardan gelen yeni Anayasa çağrılarına ilişkin Hatimoğulları şunları ifade etti:

"Anayasalar pazarlık unsurları değil, ortak yaşamı inşa mühürleridir. Anayasalar pazarlık konusu edilirse toplumsal sözleşme değil, özel sözleşme mantığı öne çıkar ki, bu da bir anayasadan murat edilen şeylerin gerçekleşmemesi demektir. Dolayısıyla biz değil pazarlık yapmak, anayasa yapım ve yazım süreçlerinin pazarlıkla yan yana gelmeyeceğini düşünüyoruz. Bu kapsamda, anayasayı pazarlık konusu etmedik, etmeyiz. Ama Türkiye’nin yeni bir toplumsal sözleşmeye ihtiyacı var. Bu, ekmek su gibi bir ihtiyaçtır. Bizim açımızdan yeni anayasa gündemiyle ilgili partiler, kişiler, siyasi ajandalar değil, ilkeler esastır.

Demokratik, adil, eşitlikçi, özgürlükçü; kapsayıcı kimlik tanımı; başta Aleviler olmak üzere tüm halklar ve inançlara, eşit yurttaşlık hakkının sağlanması, kadınların, farklı cinsiyet kimliklerin ve cinsel yönelimlerin haklarının korunduğu, merkez-yerel ilişkilerinin demokratik şekilde düzenlenmesi, anadillere özgürlük ve güvence sağlanması, adil ve demokratik bir iktisadi mimariye sahip olması, ekoloji esaslı olması gibi temel ilkeler yeni anayasa perspektifimizin vazgeçilmez parçalarıdır. Zaten bunlar olmazsa anayasa yazılır ama yeni anayasa olmaz. Dolayısıyla bizi eleştirenler anayasa fikrimize, anayasa ihtiyacı ve anayasaya temel yaklaşımımıza buradan bakıp bir kez daha eleştirilerini gözden geçirmelidir."

UMUT HAKKI İÇİN "25 YIL YETER "DEDİ

Umut Hakkı tartışmasında da Hatimoğulları, 25 yılı işaret etti. Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın danışmanı Mehmet Uçum, bir mahkûmun Umut Hakkı’nı doldurabilmesi için infaz süresini tamamlaması ve iyi hâlli olması gerektiğini ifade etmişti. Öcalan için tartışmaya açılan bu başlıkta birçok hukukçu, terör örgütü PKK’nın liderinin olası bir Umut Hakkı düzenlemesinden 2035’te yararlanabileceğini söylemişti.

Hatimoğulları ise AİHM’e göre mahkûmun 25. yılda Umut Hakkı’ndan yararlanabileceğini söyledi.

Mehmet Uçum’un Umut Hakkı yazısı üzerine gelen soruya Hatimoğulları şu yanıtı verdi:

"Mehmet Uçum, umut hakkının kişiye özgü bir tahliye imkânı olmadığını doğru tespit etmiş olsa da ağırlaştırılmış müebbet cezasında koşullu salıverme süresini 36 yıl olarak baz alması, AİHM’in "en geç 25. yılda değerlendirme yapılmalı" diyen içtihadıyla çelişmektedir. AİHM içtihatları herkese eşit uygulanmalıdır; mahkemenin işkence olarak nitelendirdiği bu infaz rejiminin sona ermesi için ne özel bir yasaya ne de olağanüstü bir düzenlemeye gerek vardır. AİHM-Öcalan kararının uygulanması ve infaz kanununda yapılacak bir değişiklik yeterlidir. Umut hakkı, yalnızca Sayın Öcalan’ın özgürlüğü meselesini değil, çok sayıda mahpusun maruz kaldığı insanlık dışı muameleyi de kapsayan hem hukuki hem vicdani bir zorunluluktur ve AİHS’e taraf olan Türkiye’nin, 12 yıldır ertelediği bu adımı artık atması gerekmektedir.

Yüz yıllık bir meselenin çözümü söz konusu olduğunda hukuki tartışmaların ötesinde bir de siyasi boyutu bulunuyor. Barış sürecinin fiilen yürütülebilmesi, müzakerenin anlam taşıyabilmesi ve tarihin bu kritik dönemeçte sağlıklı ilerleyebilmesi için başmüzakereci sıfatıyla Sayın Öcalan’a özgür iletişim ve özgür çalışma koşullarının tanınması artık bir tercih meselesi değil, tarihi bir zorunluluktur."

BAHÇELİ'NİN SİSTEM ÇAĞRISI

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin süreçteki tutumu ve MHP liderinin Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’ne yönelik çağrısına ilişkin de Hatimoğulları şunları ifade etti:

"MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin yasal düzenlemelere ilişkin çıkışı önemlidir. Kıymet biçiyoruz. Bu çıkışın gereğinin yerine getirilmesinde sorumluluk iktidara aittir. İktidar, ortağı olan Bahçeli’nin sözlerine kulak vermelidir. DEM Parti olarak bu çıkışın gereklikleri ve daha fazlasının yapılması hususunda iktidardan artık irade göstermesini ve adımlar atmasını bekliyoruz. Davul onda, tokmak onun elinde… Herhangi bir kimse ve olayı bahane etmeden adımlar atması gerekiyor.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, yasama-yürütme-yargı erkleri arasındaki ayrımı tamamen ortadan kaldıran, yürütme erkinde güç temerküz eden bir sistemdir. Kuvvetler ayrılığının belirgin olduğu demokratik bir sistemin inşa edilmesi Türkiye’nin en temel ihtiyacıdır. Demokratik Cumhuriyetin inşa edilmesinin yolu buradan geçer.

Kürt meselesinin çözümüyle sistemin karakteri arasında elbette doğrudan ilişki vardır. Kürt meselesinin kalıcı bir şekilde çözülmesinin demokratikleşme, özgürlükler ve hukuk sisteminin tam anlamıyla yaşama geçmesi zemininde olması en büyük talebimizdir."

ERDOĞAN İLE GÖRÜŞMEYİ ANLATTI

DEM Parti İmralı heyetinin Erdoğan’la yaptığı son görüşmeye ilişkin de Hatimoğulları şu bilgileri aktardı:

"Heyetimiz Sayın Cumhurbaşkanına kendi gündemlerini sundu. Sürece dair atılacak adımların, atılması gerektiği yönünde görüşlerimiz beyan edildi. Ayrıca somut ve güven verici adımların atılması için TBMM’nin, ilgili bakanlıkların ve kamu kurumlarının çalışmalarına dair görüş alışverişi oldu. Üzerinde en çok durulan başlıklardan biri yasal çerçevenin gecikmeden çıkarılmasına dönük oldu diyebilirim.

Tüm bu başlıkları elbette tartıştık. DEM Parti olarak, sürece dair kararlılık temelinde, süreci hızlandıracak yeni çalışmalar önümüze aldık. Ayrıca ortak rapor konusu önemli bir başlık oldu bu süreçte."

MÜNİH KONFERANSI

"Son olarak Suriye'de Şam hükümeti ile SDG arasında imzalanan 30 Ocak anlaşmasının ardından Münih Güvenlik Konferansı'nda önemli görüntüler verildi. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed’in katılımı ve üst düzey yetkililerle görüşmelerini ne anlama geliyor?" sorusuna da Hatimoğullaru şöyle yanıt verdi:

"Münih Güvenlik Konferansı'nda içinde Mazlum Abdi ve İlham Ahmed’in olduğu ve özerk yönetimin temsil edildiği Suriye heyetinin ABD, Fransa ve Suudi Arabistan başta olmak üzere çok sayıda devletin temsilcileriyle görüşme gerçekleştirmesi tarihidir. Deyim yerindeyse "Kürtler artık menüde değil, masada" sözünün ilk adımlarının gerçekleşmesidir.

Fakat burada iki noktayı unutmamak gerekir. İlki menüde değil, masada olmayı sağlayan şey Rojava’ya dönük saldırılar esnasında Kürt halkının ve dostlarının dünyanın dört bir yanında aynı anda gerçekleştirdiği demokratik protestolardır. Aynı zamanda Kürt halkının dostlarıyla birlikte yürüttüğü uluslararası diplomasidir. İkincisi Münih’te ortaya çıkan diplomatik tanınmaya dair kazanımın bir komployla tekrar geriye götürülebileceği riskidir. Yani Kürtler ve dostları bu kazanımları korumak ve büyütmek için sürekli alarmize kalmalı ve rehavete kapılmamalıdır. Biz DEM Parti olarak ortaya çıkan kazanım tablosundan memnunuz ama riskleri görerek mücadelemize halklarımızla birlikte devam edeceğiz."

"SDG'nin Münih'deki temsiliyetine Türkiye'den herhangi bir tepki gelmedi. Ancak iki gün önce Avrupa Parlamentosu'nun 'Rojava' karara tepki gösterildi. Dışişleri Bakanlığı kararı, yanlış ve art niyetli buldu. Bu tutumu nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusuna ise Hatimoğulları şöyle yanıt verdi:

"Avrupa Parlamentosu’nun Suriye’deki Kürtlerin ve azınlıkların korunmasına ilişkin kararı, bölgenin kırılgan siyasi dengelerini yansıtması açısından son derece önemlidir. DEM Parti açısından bu kararın değeri, Kuzeydoğu Suriye’de sivillerin korunması, ateşkesin sürdürülebilirliği ve ülkenin etnik-dinsel çoğulluğunun anayasal güvenceye bağlanması gibi temel ilkeleri uluslararası gündeme taşımasıdır. Karar; SDG’nin yeni Suriye ordusuna entegrasyonu, Kürt kimliğinin anayasal güvence altına alınması ve ateşkesin korunması gibi konularda net bir çerçeve çizmekte, Suriye’nin uzun vadeli istikrarı için azınlık haklarının gözetilmesini zorunlu bir ön koşul olarak ortaya koymaktadır. Yanı sıra karar metni; Kürtlerin tam tanınma, eşit hak ve siyasal katılımının istikrarlı ve kapsayıcı bir Suriye için vazgeçilmez olduğunu vurguluyor; sivil altyapıya saldırılar, zorla yerinden etme gibi ihlallerin uluslararası insancıl hukuka aykırı olabileceğini ve hatta savaş suçu düzeyine varabileceğini hatırlatıyor.

Dışişleri Bakanlığı’nın "yanlış ve art niyetli" diyerek topyekûn yalanlaması doğru bir yaklaşım değildir. Türkiye de devam eden sürecin ruhuna da terstir. Bize göre Türkiye, AP'nin kararını reddetmek yerine Suriye'nin geleceğine yapıcı bir biçimde dahil olmalı. Kürtlerin, Alevilerin, Dürzilerin ve bütün etnik, dini toplulukların haklarını bir tehdit olarak değil istikrarın güvencesi olarak ele almalıdır. Böylelikle Türkiye, uluslararası arenada azınlıklara ve demokratik değerlere önem veren, bölgesel istikrarı önemseyen bir aktör olarak daha fazla değer görecektir. Ayrıca daha önce de ifade ettik, Suriye’de Kürtler ile tüm halkların eşit yurttaşlığını hedefleyen siyasi çözüme katkı sunmak gerek. Bu hem Türkiye’nin güvenliğine hem de bölgesel barışa hizmet eder."

Siyaset Haberleri