Güneş doğmadan hemen önce veya kalabalık bir akşam yemeğinin ortasında, dünya genelindeki milyonlarca insan aynı yıpratıcı ritüeli tekrarlıyor: Küçük bir neşter, parmak ucunda keskin bir acı ve test çubuğuna damlatılmak zorunda olunan bir damla kan. Diyabet hastaları için hayatta kalmanın bedeli, yıllardır bu rutin fiziksel acı ve sürekli artan test şeridi maliyetleriydi.
Ancak İç Anadolu'nun merkezindeki Aksaray Üniversitesi'nde (ASÜ) sessizce yürütülen bir çalışma, bu yerleşik döngüyü kırmaya hazırlanıyor. ASÜ Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Bayraklı ve ekibi, invaziv (girişimsel) yöntemlere gerek duymadan, sadece hastanın nefesini analiz ederek kan şekerini ölçen bir sensör sistemi geliştirdi.
Yükseköğretim Kurulu (YÖK) verilerine ve yapılan açıklamalara göre; bu sistem, dünyada diyabet takibini sadece nefes havası üzerinden yapabilen "tek sensör" olma iddiasını taşıyor.
MİLYONLARCA HASTA VE YÜKSELEN MALİYET EĞRİSİ
Buluşun zamanlaması, küresel sağlık ekonomisi açısından kritik bir dönemeçte geliyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verileri, diyabetin sessizce büyüyen bir küresel salgın olduğunu doğruluyor. 2024 yılı itibarıyla dünya genelinde yaklaşık 550 milyon diyabet hastası bulunurken, bu rakamın 2030'da 650 milyona, 2045 yılında ise 800 milyona ulaşması bekleniyor.
Hasta sayısındaki bu artış, sadece halk sağlığı sistemleri üzerinde değil, hane halkı bütçelerinde de ciddi bir baskı unsuru. Mevcut glukoz ölçüm yöntemleri, sarf malzemelerine (iğne, strip vb.) dayalı, sürdürülebilirliği zor ve maliyetli bir model üzerine kurulu.
Prof. Dr. Bayraklı, geliştirdikleri oksijen temelli analiz yönteminin, ölçüm maliyetlerini önemli ölçüde düşürdüğüne işaret ediyor. Bayraklı, mevcut durumun hastalar üzerindeki fiziksel ve psikolojik yükünü şu sözlerle tarif ediyor:
"Diyabet hastaları günlük şeker düzeylerini kontrol etmek için iğne kullanıyorlar, parmak uçlarını delmek durumunda kalıyorlar. Bu gerçekten acılı bir yöntem. Özellikle küçük yaştaki çocuklar için çok daha zor."
"YÜZDE 100 DOĞRULUK" VE GÜVENİLİRLİK TESTİ
Tıbbi cihaz teknolojilerinde en büyük bariyer, laboratuvar ortamındaki teorik başarının klinik uygulamada kanıtlanmasıdır. ASÜ laboratuvarlarında geliştirilen sistem için en kritik eşik, Amerikan Diyabet Derneği (ADA) standartlarına göre yapılan doğruluk testleriydi.
Prof. Dr. Bayraklı'nın aktardığı verilere göre, 150 hasta üzerinde gerçekleştirilen analizlerde çarpıcı sonuçlara ulaşıldı. Tıp literatüründe "Consensus Error Grid" olarak bilinen ve ölçümlerin güvenilirliğini sınıflandıran şemada, sistemin verileri en yüksek güvenilirlik bölgesi olan "A Bölgesi"nde toplandı.
Bayraklı, bu süreci şöyle detaylandırıyor:
"Amerikan Diyabet Derneği toplantısına katılan 100 diyabet uzmanı tarafından oluşturulan bu standartta, 150 hastadan elde edilen tüm sonuçlar, en güvenilir aralık olarak kabul edilen bölgede yer aldı. Yani yüzde 100'lük bir doğruluk oranına ulaşmış olduk."
LABORATUVARDAN GİYİLEBİLİR TEKNOLOJİYE
Prototip aşamasını başarıyla tamamlayan projenin bir sonraki hedefi, teknolojiyi hastanelerden çıkarıp vatandaşın günlük yaşamına entegre etmek. Bayraklı, cihazın hantal bir laboratuvar ekipmanından; saat, kolye, yüzük veya maske gibi insan vücuduna giyilebilir formlara dönüştürüldüğünü belirtiyor.
Hastanede başlayan klinik çalışmaların olumlu sonuçlanması, teknolojinin ticarileşmesi ve son kullanıcıya ulaşması yolunda önemli bir kilometre taşı olarak görülüyor.
Eğer bu yerli teknoloji, seri üretim bandına taşınabilir ve erişilebilir bir maliyetle halka sunulabilirse, diyabet yönetiminde iğne ve kan dönemi, yerini basit bir nefes alışverişine bırakabilir.