Zorunlu bir molanın notları

 Medya Mahallesi
Ayşenur Arslan yazdı: Zorunlu bir molanın notları

Arada minik minik hatırlatırım: Kas hastalığım nedeniyle dışarı pek çıkmıyorum. Ama geçen pazartesi Hüsamettin Cindoruk’a veda etmek için çıktım. Hem insan olarak çok sevdiğim hem de bir hukukçu olarak çok saygı duyduğum bir insanı uğurlamak, Dilek Hanım’a sarılmak istedim.

Ne var ki camiye belki 50 metre kala kaslarımın azizliğine ve engelli düşmanı İstanbul kaldırımlarının ihanetine uğradım.. Ve kendimi uçarak yerde buldum. Yardıma koşanların sayesinde kalkıp camiye gidebildim.

İyi gibiydim. Ama akşama doğru -başta Akitçiler olmak üzere malum kişiler sevinecektir!- ağrım patladı ve kendimi acilde buldum.
Sonuç birkaç kaburgada kırığımsı çatlak.. Yüzümden kollarıma, bugünlerde rengi mora dönen yaralar vs…
Sonuç: ağır ağrı kesicilerle yatakta zorunlu mola!

*. *. *
İnsan bu kadar bol zamanda neler yapmayı hayal eder değil mi!
Oysa, kolunuzu kımıldattığınızda ağrı itiraz ediyorsa kitap okuyamıyorsunuz. Pencerenin önünde kahve keyfi yapamıyorsunuz.
Size kalan, yatak ve tabletiniz oluyor.
Ama işte o sayede bazen sonsuzluğa yelken açıyorsunuz.
“• Bir bakıyorsunuz Artemis 2’nin mürettebatıyla ayın öteki yüzüne bakıyorsunuz. Genç bir bilim adamının, Barış Özcan’ın anlatımıyla bedeniniz adeta yerçekimini unutup yataktan kurtuluveriyor. Sadece abone değil tiryakisi olacaksınız..”

* Ya da tarih öncesinden bugüne, özellikle dinler tarihi üzerine linkler keşfediyorsunuz. Mesela Mustafa Öztürk ve Prof. İsrafil Balcı gibi isimlerin anlattıklarını dinleyerek ağrılarınızı unutuyorsunuz..

“• Elbette arada sabah kuşaklarına bakıp ve yine şaşırıp zaman öldürüyorsunuz. Başörtülü ve dini referanslarla konuşan genç kadınların çocuklarını ve tabii eşlerini bırakıp, internetten bulunmuş sevgililere kaçış öykülerini ve gerekçelerini hayretle dinliyorsunuz. “Bana ilgi göstermiyordu” gerekçesini anlamaya çalışıyorsunuz. Takı, parfüm, saat.. Hatta duruma göre araba hediye etmenin “İLGİ” olduğunu fark edince de memleketin bugünkü halinin kodlarını kavrıyorsunuz.

*. *. *

İnsan levye ile dayak yemiş gibi ağrı çekerken en çok acıyan yeri kalbi olabilir mi?
Kahramanmaraş okul saldırısı haberini okuyup yaşananları görünce olur!
Ne milli.. Ne de eğitimle ilgili.. Bakan Tekin, Erdoğan’ın koyduğu hedefe kilitlenmiş yürüyor. Çocukları tarikattan farksız yöntemlerle yetiştirirlerse bu vakaların yaşanmayacağını zannediyor.
Psk. Dr. Feyza Bayraktar’ın Diken internet sitesindeki yazısını okuyun lütfen.
“Değersiz olduğunu düşünen çocuk kelimeler tükendiğinde böyle bir yolu seçebilir" diyor.
Böyle hisseden “HER çocuk” değil elbette.
Ama böyle bir trajediye yol açan çocuk “SON” olmayabilir..

Ekranlardan taşan görüntüler bize çok şey anlatıyor aslında.
Ama bu ülkeyi yönetenler sorunun yasaklamakla çözülebileceğini zannediyor.
Kadın programlarını yasaklayalım..
Sosyal medyaya yasaklar getirelim.
Okullarda cep telefonu, teneffüste dışarı çıkmak yasak olsun..
Gazeteciler de gerçeği yazıp anlatmasın..

*. *. *

Bu zorunlu molada her satırını okuduğum bir başka haber de, tahmin etmişsinizdir, Gülistan Doku cinayeti.
Çok şey yazılıp konuşuldu.
Tekrar etmeyeceğim.
Ama hem bol vakti olan hem de ayrıntılara takılan bir kadın olarak dikkatimi çeken bir noktayı paylaşmadan geçemeyeceğim:
Bakan Akın Gürlek, “sükut ettiği” gayrimenkul sorularının ardından bu meseleyle karşımıza “adaletin Yılmaz savunucusu” olarak çıkıverdi.
Sadece Gülistan Doku değil, Rabia Naz, Rojin Kabaiş dosyalarının da açılacağı müjdesini verdi. Kamuoyunun ne kadar hassas olduğunu bildiği bu isimlerle kendisine temiz bir sayfa açma hamlesi yaptı.
Bilinçli bir hamle miydi, yoksa sorsanız yüreği mi sızlamıştı bilemem.
Dilerim samimidir. Ve umarım bir dosya da AKP milletvekili Şirin Ünal’ın evinde şüpheli biçimde ölen Nadire Kadirova için açılır.
Kendisinin dosyası ise herhalde zamanı gelince açılacaktır.

Türkiye Haberleri