Hafıza mekânları ya da tarihi yapılar üzerindeki rant yarışının esas kaybedenleri hep bizler oluyoruz. Bugün tiyatroya kısa bir mola verip, Ankara’da kapatılmak istenen tarihi bir ortaokuldan yola çıkarak; okulun mimarının yaşamına, genç Cumhuriyet’in yapılarına ve bu mimarın müzisyen oğlunun anmasına uzanan bir yolculuğa davetlisiniz.
Cumhuriyet’in kendini yalnızca siyasal bir rejim olarak değil, aynı zamanda mekân üzerinden kuran bir uygarlık projesi olduğunu hatırlamak hepimize iyi gelecek diye düşünüyorum. O isimlerden biri olan Mimar Kemaleddin Bey, bugün bu yazıya sebep olan İlhan Mimaroğlu’nun babası. O, mimarlığı bir estetik tercih olmaktan çıkarıp kamusal bir ideolojiye dönüştüren isimlerden biriydi. 1870 yılında İstanbul’da doğan Kemaleddin, modern Türk mimarlığının kurucu figürleri arasında yer alıyor. Eğitimini İstanbul’da mühendislik alanında aldıktan sonra Almanya’ya giderek mimarlık bilgisini derinleştirip hem uygulayıcı hem de bir kuramcı ve eğitmen olarak çalışan Kemaleddin, “Birinci Ulusal Mimarlık Akımı” olarak bilinen yaklaşımın öncülerinden. Bu akımın temel amacı, Osmanlı klasik mimari öğelerini modern yapı teknikleriyle birleştirerek ulusal bir mimarlık dili oluşturmaktı. Simetri, anıtsallık ve Osmanlı mimarisinden alınan kemer, kubbe ve süsleme unsurlarının modern yorumlarıyla dikkat çeken bu yapılara İstanbul’daki 4. Vakıf Han, Ankara’daki Gazi Eğitim Enstitüsü ve çeşitli kamu yapıları önemli örnekler olarak gösteriliyor. Bu bilgilere çalışarak ulaştım ve profesyonel alanım olmayan detaylarla sizi yanıltmamak için şimdi güncel magazine doğru ilerliyorum.
MİMAR KEMALEDDİN BEY
Onun tasarladığı yapılar, yalnızca işlevsel mekânlar değil. Yeni bir toplumun disiplinini, hafızasını ve yönünü belirleyen kurucu yapılar olarak kabul ediliyorlar. Mimar Kemaleddin Bey’in Ankara’da bulunan, yaşamının son dönemine denk gelen 1927 yılında tasarladığı ve adını taşıyan 99 yıllık Mimar Kemal Ortaokulu’nun bugün idari bir yapıya dönüştürülmek istenmesi bu açıdan sıradan bir karar gibi görünmüyor. Cumhuriyet’in nasıl bir yurttaş yetiştirmek istediğinin mekânsal karşılığı olan bu okulun “eğitim-öğretime elverişli olmadığı” gerekçesiyle boşaltılmak istenmesi, bir işlev değişikliğinden çok açık bir anlam kaybına işaret ediyor. Bu yapıdan yalnızca öğrenciler değil, Türkiye’nin siyasal ve entelektüel hayatına yön vermiş kuşaklar geçti. Değiştirilen adlar, yıkılan yapılar, yerlerine kurulan yeni dev yerleşkelerle birlikte Cumhuriyet’in kurucu temsilcileri giderek kamusal alandan dışlanırken alınan bu kararı, kendi tarihini sessizce geri çekme girişimlerinden biri olarak okumak aşırı yorum olmaz.
MİMAR KEMAL ORTAOKULU
Benim de mezun olduğum, devlet okullarının yüz aklarından olan ve ülkesini seven nesiller yetiştirmiş okulum Mimar Kemal Lisesi’nin isim babasının oğlu İlhan Mimaroğlu hayatta olsaydı, 11 Mart’ta 100. yaşını kutlayacaktı. Eserleriyle onu anlamak ve anlatmak için iki gün sürecek seçkin bir doğum günü programı var.
“Geldim, gördüm, geçtim, gittim” başlığıyla duyurulan etkinlik, sanatçının düşünce biçiminin bir izleği. İlhan Mimaroğlu, elektronik müziğin dünya ölçeğinde kurucu figürlerinden biri olarak kabul ediliyor.
Kadıköy Belediyesi ve Yeldeğirmeni Sanat iş birliğiyle 11-12 Nisan tarihlerinde düzenlenecek iki günlük programla Mimaroğlu’nun çok katmanlı sanat mirası izleyicileriyle buluşacak. Konserler, sunumlar, film gösterimleri ve tiyatral okumalar aracılığıyla hem eserleri hem düşünsel dünyası bugünün estetik ve politik bağlamı içinde yeniden konumlanacak. Üstelik tüm etkinlikler izleyiciye açık ve ücretsiz olarak gerçekleşecek. Ajandanıza notunuzu alın diye erkenden yazıyorum.
Peki kim bu İlhan Mimaroğlu derseniz, renkli ve başarılı bir hayata hazır olun. Sanatçının doğumundan bir sene sonra baba Kemaleddin Bey hayatını kaybeder. Artık o, dünyaya emanet ya da bir armağandır. Besteci, elektronik müzisyen, caz programcısı ve prodüktör olan İlhan Mimaroğlu, 1955 yılında Rockefeller Vakfı bursu ile New York’a gider; Columbia Üniversitesi’nde Paul Henry Lang ile müzikoloji, Douglas Moore ile kompozisyon eğitimi alır. Columbia–Princeton Elektronik Müzik Merkezi’nde aktif bir besteci olarak yer alır ve Columbia Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde ders verir. Atlantic Records’ta yapımcı olarak Charles Mingus gibi isimlerin albümlerinde çalışır, Freddie Hubbard ile iş birlikleri gerçekleştirir. Frank Zappa ve John Lennon, Mimaroğlu’nun elektronik müziğini ilham kaynakları arasında gösterirken, Federico Fellini de 1969 yapımı Satyricon filminde onun bir eserine yer verir.
İLHAN MİMAROĞLU
New York’tan Ankara ve İstanbul radyolarına uzanan “Çağdaş Besteciler” programını sürdürür, caz programları yapar. Cumhuriyet ve Yeni Yüzyıl gazetelerinde yayımlanan yazılarıyla müzik ve sanata dair sıra dışı görüşlerini paylaşır. Seri müzikten ziyade Pierre Schaeffer’e yakın durduğunu belirten Mimaroğlu, elektronik müzik ile sinemanın özünde paralel sanatlar olduğunu savunur.
1971 yılında Guggenheim Bursu’na layık görülen Mimaroğlu, ASCAP (American Society of Composers, Authors and Publishers / Amerikan Besteciler, Yazarlar ve Yayıncılar Derneği) üyesidir. 1990’lı yılların başında müzik üzerine makaleler ve denemeler kaleme alan sanatçının yaşamını, müziğini ve eşi Güngör Mimaroğlu ile olan yaratıcı ilişkisini konu alan Manhattan Adası’nın Robinson’u belgeseli, 2020 yılında Serdar Kökçeoğlu tarafından yönetilmişti. İlhan Mimaroğlu, 2012 yılında New York’ta zatürre nedeniyle yaşamını yitirdiğinde 85 yaşındaydı.
Sanatçının anmasının yapılacağı mekân olan Yeldeğirmeni Sanat’ın kendisi de bu tür üretimlerin tesadüfi bir adresi değil. Kadıköy’ün dönüşen kültürel haritası içinde önemli bir odak noktası haline gelen bu mekân, restore edilmiş tarihi bir yapının çağdaş sanatla yeniden işlevlendirilmesiyle ortaya çıktı. Özellikle oda müziği, çağdaş müzik ve disiplinler arası performanslara alan açan programlarıyla İstanbul’da alternatif ve nitelikli üretimin sürdürülebilir bir zemine kavuşmasında belirleyici rol oynuyor. Bu anlamda Mimaroğlu gibi sınırları zorlayan bir sanatçının burada anılması, yalnızca mekânsal değil, düşünsel bir süreklilik anlamına da geliyor. Babasının hafıza mekânı yok edilmek istenirken oğlu yeniden ayağa kaldırılan başka bir hafıza mekânında anılıyor. Hayatta hiçbir şey tesadüfen olmuyor.
YELDEĞİRMENİ SANAT
İlk günün programına gelirsem; besteci ve müzikolog Alper Maral’ın sunumuyla açılacak anma programı, Mimaroğlu’nun elektro-akustik yapıtlarından seçkilerle ilerleyecek. Dinleyiciyi doğrudan sanatçının zihinsel evrenine bırakan bir eşik olarak planlanan bu bölümün ardından Mimaroğlu’nun piyano eserlerini yıllarca yorumlamış olan piyanist ve program küratörü Ayşegül Durakoğlu sahneye çıkacak. Bu bölümde yalnızca eserleri değil, birlikte üretilmiş bir sanat ilişkisinin de görünür hale gelmesi planlanmış.
Gecenin ikinci yarısı ise Mimaroğlu’nun modern cazla kurduğu derin bağın izini sürüyor. Aydın Esen, İmer Demirer, Ali Perret ve Free House grubundan Meriç Demirkol ile Barış Under, Mimaroğlu’nun modern caza katkılarını “bıçak sırtı” örneklerle sahneye taşıyacaklar. Bu ifade, yalnızca müzikal bir tercih değil, Mimaroğlu’nun estetik risklere olan bağlılığının da bir özeti gibi.
İkinci gün ise daha içe dönük, daha anlatısal bir hat söz konusu. Yönetmen Serdar Kökçeoğlu’nun ödüllü belgeseli ‘‘Mimaroğlu: Manhattan Adası’nın Robinson’u’’, sanatçının yaşamını ve üretimini eşi Güngör Mimaroğlu ile kurduğu yaratıcı ortaklık üzerinden ele alıyor. Filmde yer alan arşiv görüntülerinin doğrudan Mimaroğlu’nun kamerasından aktarılması, izleyiciyi yalnızca bir biyografiye değil, bir bakış açısına tanık kılıyor.
Belgeselin ardından sahne tiyatroya emanet ediliyor. Oyuncu Cem Baza, Mimaroğlu’nun aykırı ve özgün metinlerinden seçkileri sahneye taşıyor. Bu noktada metinler yalnızca okunmayıp, Mimaroğlu’nun düşünce dünyası teatral bir form içinde yeniden üretilecek. Küçük bir detay daha; Baza da Mimar Kemal Lisesi mezunlarından değerli bir isim.
Mimaroğlu’nun yaşam öyküsü, bu programın arka planında güçlü bir hatırlatma olarak duracak.
Mimaroğlu’nu anmak değil, onu bugünün estetik tartışmalarının içine yeniden yerleştirmek gerekli. Çünkü bazı sanatçılar geçmişe ait değil, yalnızca yeterince anlaşılmamış bir geleceğe aittir. Mutlu hafta sonları.
KATILAN SANATÇILARIN ÖZGEÇMİŞLERİ
Ayşegül (Kuş) Durakoğlu-Program Küratörü, Piyanist
Amerika, Türkiye ve Avrupa’da konserler veren; geleneksel ve çağdaş müziği buluşturan çok yönlü bir piyanisttir. Juilliard School’dan yüksek lisans, New York Üniversitesi’nden doktora derecesi almıştır. Kendi topluluğu Musica Mundana ile Türk, Sefarad, Latin ve Amerikalı bestecilere odaklanan oda müziği projeleri gerçekleştirmiştir. 2022 yılında Nietzsche’nin felsefesi ve müziği üzerine bir antoloji yayımlamış; Nietzsche’nin piyano eserleri üzerine Amerika, Kanada ve Avrupa’da konferanslar ve konserler vermeyi sürdürmektedir. Son olarak, Italya’da World Philosophy Conference; Almanya’da University of Arts-Berlin ve National Goethe Museum-Weimar; İstanbul’da Süreyya Operasında müzik ve felsefe etkinliklerine düzenleyici ve yorumcu olarak katılmıştır.
Solo albümleri arasında Dances through the Keyboard, Debussy’s Piano Études ve Alla Turca yer almaktadır. İlhan Mimaroğlu’nun yakın dostu olan Durakoğlu, bestecinin birçok eserinin prömiyerini Amerika ve Türkiye’de gerçekleştirmiş ve Manhattan Adası’nın Robinson’u belgeselinde yer almıştır. Hâlen Stevens Institute of Technology (New Jersey)’de müzik profesörü olarak görev yapmaktadır.
Alper Maral-Besteci & Müzikolog
Siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler alanında lisans; kompozisyon ve duyusal tasarım alanlarında lisansüstü eğitim aldıktan sonra müzikoloji alanında doktora derecesi almıştır. Özellikle müzik–kimlik–politika ilişkilerine odaklanan çok sayıda yayında yazar ve ortak yazar olarak yer almıştır. CD, LP ve DVD formatlarında yayımlanan pek çok yapıtı bulunan Maral’ın, TRT 3, hr2 ve SWR gibi radyolarda yapımcılığını üstlendiği 600’ü aşkın program yayımlanmıştır.
Prof. Dr. unvanıyla emekli olduğu Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi başta olmak üzere Yıldız Teknik, Bilgi, Galatasaray, Anadolu, Sabancı ve Marmara Üniversiteleri gibi birçok saygın kurumda öğretim üyeliği ve idari görevlerde bulunmuştur. Besteci, icracı ve yapımcı kimlikleriyle çağdaş müziğin yaygınlaşmasına, erken dönem müziklerinin tanınmasına ve müzik–toplum ilişkisinin güçlenmesine katkı sunmayı sürdürmektedir.
Cem Baza -Oyuncu & Yönetmen
Cem Baza, Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’nden Oyunculuk derecesiyle mezun olmuştur. New York’a taşınarak Yeni Medya Sanatları, Performans Çalışmaları ve Bilgisayar Bilimleri alanlarında yüksek lisans dereceleri almıştır. 2010 yılında Türkiye’ye dönmüş ve sinema sektöründe çalışmaya başlamıştır. Hâlen çeşitli tiyatro ve sinema projelerinde kamera önünde ve arkasında oyuncu ve yönetmen olarak çalışmalarını sürdürmektedir.
İmer Demirer -Trompet
Türk cazının öncü isimlerinden İmer Demirer, lirik trompet üslubu ve doğaçlama ustalığıyla Türkiye’de modern cazın gelişimine önemli katkılar sunmuştur. Mimar Sinan Üniversitesi mezunu olan sanatçı, Avrupa ve ABD’de birçok festival ve toplulukla sahne almıştır. “Nefesi boşa harcamaya gerek yoktur” sözüyle tanınan usta trompetçi, ürettiği her sesle anlamlı ve kalıcı bir değer yaratmayı amaçlamaktadır.
Aydın Esen -Piyanist & Besteci
Türk müzik köklerini post-bop cazla harmanlayan Aydın Esen, kuşağının en özgün piyanistlerinden biridir. Berklee mezunu olan sanatçı; Gary Burton, Pat Metheny ve Miroslav Vitous ile çalışmıştır. Anadolu, Living, Jazz City, Gramavision ve Dialogo gibi etkili albümler yayımlamıştır. 1990’larda Japonya’da kapsamlı bir turne gerçekleştirmiş; Brezilyalı besteci-gitarist Sergio Brandao ile Landscapes albümünü, 1996’da ise New York’ta klarnetçi-yazar Andrew Anello ile x-Centrix albümünü kaydetmiştir.
Serdar Kökçeoğlu -Yönetmen, Araştırmacı ve Yazar
Uzun yıllardır sinema ve müzik üzerine kapsamlı çalışmalar yürüten Kökçeoğlu’nun Mimaroğlu belgeseli; Visions du Réel, Ji.hlava ve Doc NYC gibi festivallerde gösterilmiş, Wire dergisinde yer bulmuştur. 2022’den bu yana 103 yaşındaki avangart besteci İlhan Usmanbaş’ın yaşamını belgelemektedir. Çeşitli üniversitelerde ses, müzik ve belgesel sinema üzerine dersler vermekte; Gümüşlük Akademisi Film Çalışmaları etkinliğinin kurucuları arasında yer almaktadır.
Ali Perret -Caz Piyanisti
Brooklyn’de doğup İstanbul’da büyüyen Ali Perret, caz, funk ve elektroakustik tınıları cesurca harmanlayan yaklaşımıyla tanınır. Berklee mezunu olan sanatçı; Istanbul Jazz Quartet, Free’Key Trio ve KOMOS Electro-Acoustic Ensemble (2025) gibi topluluklara liderlik etmiştir. Craig Harris, Ricky Ford, Lawrence “Butch” Morris, Ira Coleman, Thurman Barker, Francis Bourec, Arto Tunçboyacıyan, Erkan Oğur, Furio Di Castri, Oğuz Büyükberber, Can Yücel, Tuncel Kurtiz ve İmer Demirer gibi isimlerle çalışmıştır. Disiplinler arası iş birlikleri, yeni ses ifade biçimlerine duyduğu bağlılığın güçlü bir göstergesidir. Bu etkinlikte kendisine Meriç Demirkol (alto sax) ve Barış Under (elektronik) katılacaktır.