Bugün köşemi önemli bir konuda noktasına virgülüne dokunmadan Eğitim Bilimci Prof. Dr. Devrim Akgündüz’e bırakıyorum.
Türkiye’de eğitim fakülteleri konuşulurken çoğu zaman tartışma bir şikâyet diline sıkışıyor. Yetersiz deniyor. Geri kalıyor deniyor. Hatta daha ileri gidilip “Eğitim fakülteleri öğretmen yetiştiremiyor” deniyor. Bu cümlelerin kolay bir tarafı var. İkna edici görünüyorlar. Fakat verinin soğuk yüzüyle karşılaşınca aynı rahatlıkla ayakta kalmıyorlar.
Times Higher Education’ın (THE) 2026 alan sıralamalarında Eğitim Bilimleri alanında Türkiye’den 44 üniversitenin ilk 1000’de yer alması bir haber olmanın ötesinde bir göstergedir. Bu, yalnızca “fena değil” anlamına gelmez. Türkiye’nin uluslararası görünürlükte öne çıktığı alanlardan birinin eğitim bilimleri olduğunu gösterir. Üstelik temsil gücü 44 üniversite gibi geniş bir ölçeğe ulaşmış durumda.
Bu bandın kendisi bir hedef değildir. Ancak alanda yürütülen akademik üretimin ve kurumsal çabanın uluslararası ölçekte görünür hâle geldiğini açık biçimde göstermektedir. Tam da bu noktada, bir süredir dolaşımda olan iddiayı daha dikkatle okumak gerekir: “Eğitim fakülteleri yetersiz. Bu yüzden mezunları yeniden eğitecek bir öğretmen akademisiyle nitelikli öğretmen yetiştireceğiz.” Bu söylem, eğitim fakültelerini sistemin dışına iten bir ön kabule dayanıyor. Fakat THE verisi tam tersini söylüyor. Eğer eğitim fakülteleri ve eğitim bilimleri alanı “yetersizlik” üretiyor olsaydı, Türkiye’nin bu ölçekte bir temsille ilk 1000’e yerleşmesi kolay açıklanamazdı.
Bu yüzden artık şu gerçeği açıkça konuşmak gerekiyor: Öğretmen niteliği tartışmasını “mezunu tekrar eğitmek” fikri üzerine kurmak hem diplomayı hem mesleğin saygınlığını hem de sistemi gereksiz bir döngüye sokuyor. Eğitim bilimlerinde böylesine güçlü bir uluslararası görünürlük varken, “yetersiz” iddiasıyla yola çıkmak inandırıcılığını kaybediyor. Bir iddia veriye dayanmazsa çöker.
Buraya kadar net. Fakat aynı ölçüde net olması gereken ikinci cümle şudur: Bu başarı yeterli görülmemeli. Çünkü sıralamadaki görünürlük, sınıftaki etkiyle büyür. Eğitim bilimlerinde güçlü olmak, öğretmen yetiştirmenin tüm bileşenlerinde aynı hızla mükemmel olmak anlamına gelmez. Tam tersine, bu başarı daha büyük bir atılım için bir sorumluluk üretir.
Atılımın adresi eğitim fakülteleridir. Yeni bir paralel yapı değildir. Mezun olmuş öğretmeni yeniden eğitmek değildir. Asıl atılım şuralarda yapılır:
UYGULAMA KAPASİTESİNİ BÜYÜTMEK
Öğretmen adayının uygulama deneyimi nicelik olarak değil nitelik olarak güçlenmelidir. Sınıf içi öğretim tasarımı, ölçme ve geri bildirim, öğretim uyarlamaları, gerçek okul problemleriyle çalışma programın omurgasına yerleşmelidir.
MENTORLUK ZİNCİRİNİ KURUMSALLAŞTIRMAK
Etkili öğretmen yetiştirme, güçlü mentor öğretmenlerle ve nitelikli uygulama okullarıyla mümkündür. Mentorluk rastlantı olmaktan çıkmalıdır, standartlaşmalıdır.
DİJİTAL PEDAGOJİYİ VE YAPAY ZEKÂ OKURYAZARLIĞINI ÇEKİRDEĞE ALMAK
Yapay zekâ çağında öğretmen yalnızca konu anlatan kişi değildir. Öğrenmeyi tasarlayan, veriyi yorumlayan, öğrenciyi destekleyen, etik ve güvenli teknoloji kullanımıyla sınıfını yöneten profesyoneldir. Bu yeterlikler programın merkezine yerleşmelidir.
VERİYE DAYALI KALİTE GÜVENCESİNİ İŞLETMEK
Program kalitesi, uygulama okulu kalitesi, mentor kalitesi ve mezun izleme sistemi birlikte çalışmadıkça dönüşüm sürdürülebilir olmaz.
Türkiye eğitim bilimlerinde güçlü bir fotoğraf verdi. Şimdi yapılması gereken, bu gücü kurumsal bir sıçramaya çevirmektir. Eğitim fakültelerini itibarsızlaştırarak değil. Mezunu yeniden eğitme iddiasıyla değil. Eğitim fakültelerini daha fazla uygulamayla, daha güçlü mentorlukla, daha modern dijital pedagojik altyapıyla ve veri temelli kalite güvencesiyle büyüterek.
Bu ülke öğretmenini tartışarak değil öğretmenini güçlendirerek ilerler. Eğitim bilimlerinin uluslararası görünürlüğü bunun için bir fırsattır. O fırsatı doğru yere yatırmak gerekir.