İki ismi yan yana getirmek aslında birine hakaret etmek gibi. Ama başlıkta da dediğim üzere “hallerimizi” tam da yan yana gelince anlatıyorlar.
İlk isim, İmamoğlu’nun kampanya danışmanı Necati Özkan. Eşi aracılığıyla ilettiğim ricamı sağolsun kırmamış. Bilal Bey ve benim anlayacağımız açıklıkta durumunu yazmış.
Kuyu tipi denilen cezaevlerinden birinde tutuklu yatan Özkan, son yerel seçim öncesi ve sonrasında Medya Mahallesi programında ağırladığım.. Danışmanlıklarıyla ünlü.. Nitekim Avrupa ve Dünya “siyasi danışmanlar” derneklerinin başkanlığını yapmış bir değer.
Öncelikle -doğal olarak- İmamoğlu’na odaklanıldığı için.. Sonrasında da ağır hastalıkları nedeniyle Murat Çalık ve Tayfun Kahraman’ın gündemde öne çıkmasıyla pek konuşulmayan Necati Özkan’ın anlattıkları, peşinen uyarayım, delirtecek. Erdoğan’ın “tarafsız ve bağımsız” dediği yargının halini ortaya koyacak.
*. *. *
Özkan’ın mektubunda anlattıklarına geleceğim. Ama şimdi ikinci ismi tanıtma zamanı!
Belki görmüşsünüzdür; ünlü Epstein Adası’yla ilgili yeni belgelerde birkaç Türk’ün adı geçti. Onlardan biri, yıllarca tartışılan İhlas Holding mağdurlarının “mirasçısı” Mücahid Ören.
Babası Enver Ören, Kayınpederinin soyadıyla anılan Işıkçılar Cemaati’nin lideriydi. Ölünce cemaat, muazzam bir iş portföyü ve hala bitmeyen bir borç yüküyle birlikte Mücahid Ören’e kaldı.
İhlas Grubu'na ait İhlas Finans Kurumu, grup şirketlerine örtülü kaynak aktarımı nedeniyle 2000li yıllarda battı. Şubat 2001'de BDDK kurumun faaliyetlerine son verdi. 222 bin 298 mudiye, 676 milyon dolar ve 245 milyon Euro borcu olduğunu açıkladı. İddialara göre hala 60 bine yakın hesabın milyonlarca lira alacağı kaldı.
Olur böyle şeyler elbette!
Ancak, olmayacak, daha doğrusu hak ve hukuktan söz ediyorsak olmaması gereken şey, baba oğul Ören’lerin bu konuda başlarının hiç derde girmemesi.. Dahası, TGRT VE Türkiye Gazetesi’nin - hala- sahibi Mücahid Ören’in Amerikan vatandaşlığına geçmesi.
*. *. *
Google’da arayın.. Mücahid Ören’in Erdoğan tarafından kabul edilip baş başa konuştukları buluşmanın.. Yanı sıra elinde ABD bayrağı ile vatandaşlık yemin töreninin fotoğraflarını bulabilirsiniz.
Necati Özkan’ın ise yalnızca yurt dışında ödül aldığı törenlerden, içerde de Ekrem İmamoğlu ile İstanbul zaferini kutlarken çekilmiş fotoğraflarına denk gelirsiniz.
İşte, neden birinin cezaevinde.. Diğerinin de dosyasındaki sayısız iddia ve soruya rağmen Saray çevrelerinde olduğunu o fotoğraflar anlatıyor.
Bir de Necati Özkan’ın mektubundaki şu satırlar:
“Yüzyılın yolsuzluğunu temizlemek için hazırlandığı söylenen İBB iddianamesinin 192.
sayfasında başlayan ve tam 68 sayfa boyunca konu edilen EYLEM 13, aleyhimdeki iki isnattan birini kapsamaktadır. “Kişisel verileri başkasına verme, yayma veya ele geçirme” suçunun işlendiği iddia edilen “İstanbul Senin” adlı mobil uygulama hakkında soruşturmanın hiçbir aşamasında bana hiçbir soru yöneltilmediği gibi, çok büyük çoğunluğunu hayatta tanımadığım şahıslarla müştereken bu suçları işlemekle itham ediliyorum.
Aynen E-Devlet uygulamasında olduğu gibi, 16 milyon İstanbullunun belediye hizmetlerine cep telefonlarından kolayca erişebilmesi için İBB tarafından Kasım 2021’de hizmete geçirilen “İstanbul Senin” uygulamasının ne yazılımını ne çalışma metodunu ne de güvenlik yapısını bilirim.
Ne tür veri toplar, nereden veri toplar, nerede saklar bilmem. Teknoloji alanındaki yeterliliğim bu konuları anlamaya yetmediği gibi, “İstanbul Senin” projesinin hiçbir aşamasında idari ya da herhangi bir yetkim de söz konusu değildir. Üstelik Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 68 sayfalık vak’a anlatımında beni suçlayan tek bir tanık ifadesi, tek bir rapor, tek bir kayıt veya kanıt dahi bulunmamaktadır. Buna rağmen savcılık birdenbire “… İstanbul Senin uygulaması ile kişisel verilerin işlenip, örgütsel amaç için toplumu manipüle etmeye çalışan ve elde edilen verileri yurt dışına sızdıran…” sanıklardan olduğum gibi bir hilaf-ı hakikat sonuca ulaşıp, 12 ayrı maddeden onlarca yıl cezalandırmamı talep edebiliyor.”
*. *. *
Devam edeceğim Necati Özkan’ın anlattıklarına..
Ama yine araya girip Enver Ören’den söz etmeliyim ki, taşlar yerine iyice otursun.
Vaktiyle TGRT’de çalışan bir gazeteci anlatmıştı.
Yemekhanede öğle yemeği yenirken birdenbire herkes ayağa fırlamış. O henüz kurumda yeni olduğu için önce anlamamış.. Sonra fark etmiş ki, Enver Ören gelmiş. Bir süre oturup, belki birkaç lokma yedikten sonra da kalkmış. Yemekhane yeniden hareketlenmiş. Ama bu kez kapıya değil, Enver Ören’in az önce oturduğu masaya doğru.. Neden mi? Su içerken mübarek dudaklarını değdirdiği bardağı alabilmek için..
O mübarek adam on binlerce kişiyi mağdur etti. Bir gün emniyet ya da savcılıkta misafir edilmedi..
Amerikan vatandaşı oğlu da adı Türkiye olan gazetesiyle bugün Saray’ın en büyük destekçilerinden!
*. *. *
Necati Özkan, “soruşturmanın hiçbir aşamasında sorulmayan”.. Kanıtı, tanığı, belgesi olmayan iddialarla tutuklu. Dahası var. Anlatıyor:
“Ekrem İmamoğlu’nun seçim kampanyasını dışarıdan yöneten bir profesyonel olarak benim yaptığım yegâne şey, “İstanbul Senin” adlı bir reklam filmi çekmekten ibarettir. Şubat 2019’da yayınlanan bu video klibin ana fikri demokratik katılım vaadiydi. Sonradan bir mobil aplikasyonun “ismine” ilham kaynağı olan bu reklam filmini çekmek ise kanunen ne suçtur ne de yanlış. Olsa olsa işini hakkıyla yapmaktır. İddia edilen suçla herhangi bir illiyet bağı kurulmadan sanık sandalyesine oturturken savcılık;
• Benim İBB çalışanı olmadığımı, İBB veya iştirak şirketlerinde herhangi bir pozisyonumun, kadromun, sorumluluğumun veya imza yetkimin olmadığını unutuyor veya görmezden geliyor.
• 2014-2025 yılları arasında Beylikdüzü Belediyesi, İBB ve iştirak şirketlerinin ihalelerine girmediğimi, teklif dahi vermediğimi dikkate almıyor.
• Keza, savcılık soruşturma dosyasında bulunan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme
Kurumu raporunda yer alan “... Öykü Reklam’ın banka hesaplarına bakıldığında
İBB grubu ile olan bir hesap hareketine rastlanılmamıştır.” şeklindeki net ve kesin hakikati gözlerden uzak tutmayı tercih ediyor.”
*. *. *
Gelelim, birbirinin zıddı iki ismi neden bir arada yazmak istediğime… Yanıtı yine Necati Özkan’ın mektubundaki tespitte:
“Ne yazık ki bu iddianamede suçun ve suç delillerinin olmaması istisna değil, neredeyse bir
kural. O nedenle de bu iddianamede hukukta temel olan nedensellik, tutarlılık ve kanıta dayalı adalet aramak imkânsız. Özetle, iddianame fiile değil faile bakarak yorum ve hüküm kuruyor.”
FİİLE değil FAİLE bakarak hüküm verilmiyor mu gerçekten de.. Bunu Türkiye Gazetesi yazarları ve TGRT yorumcuları dışında anlamayan var mı acaba?
Ne dersin Cem Küçük!