“Evet kongre bir iktisat kongresi ama en az onun kadar eğitim konusu hem raporlara hem grup kararlarına hem de basının etkin isimlerinin baş makalelerine yansıyor. Bu belgeler Cumhuriyetin kuruluş felsefesi ve hatta paşaların yol ayrımının temelleri konusunda bile bize ipucu veriyor.”
Prof. Dr. Şaduman Halıcı ile İzmir Türkiye İktisat Kongresi’ni ve eğitimle ilişkisini konuştuk.
Hocam, 17 Şubat günü Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaşlaşması yolunda önemli kararların aldığı gündür. Türk Medeni Kanunu 1926 yılının 17 şubatından kabul edilmiştir. 17 Şubat aynı zamanda İzmir’de Türkiye İktisat Kongresi’nin de açıldığı gündür. Siz bir sohbetimizde bu kongrede iktisat kadar eğitimin de konuşulduğundan bahsetmiştiniz. Bugün bu konuyu detaylandırmak istedim. İsterseniz önce kongre hakkında kısa bilgi verelim.
Kongre 17 Şubat – 4 Mart 1923 günleri arasında toplanıyor. 1135 temsilci katılım sağlıyor. İçlerinde kadınlar da var. Neden toplanıyor? Verdiğimiz tarihler Lozan konferansının kesintiye uğradığı günler. İki temel nedeni var. İlki tam bağımsızlık konusunda emperyalistlere mesaj vermek. Mesaj nedir. Bağımsızlığı zedeleyecek hiçbir anlaşma kabul edilemez. İkincisi savaş bitmiş ama ülkenin pek çok sorunu var. O dönemde İktisat Bakanı olan Mahmut Esat’ın da yer aldığı milletvekili kurulu düşmandan kurtarılan yerlere seyahat yapıyor. Sorunları belirliyor. Mahmut Esat da iktisadi sorunlara çözüm önerileri sunmak ve hükümete yol göstermek amacıyla Türk ekonomisine yön veren ya da verecek olan unsurları bir kongrede buluşturmayı düşünüyor. Öneriyi Mustafa Kemal Paşa’ya sunuyor. Onun da kabul etmesiyle kongrenin toplanmasına karar veriliyor. Kongreye çiftçileri, tüccarları, sanayici ve işçileri temsil edecek kesimler çağırılıyor. Onlar da kongrede hangi konuları görüşeceklerine dair ön hazırlık yapıyor, raporlar hazırlıyor. İktisat Bakanlığı da oluşturduğu bir kurul aracılığı ile temel sorunları saptayarak onlara yol gösterici olmaya çalışıyor. Açış konuşmasını Gazi yapıyor. Ardından davetçi olarak Mahmut Esat konuşuyor. Her ikisi de benzer mesaj veriyor. Barışın ön koşulu tam bağımsızlıktır. Askeri ve siyasi zaferler ekonomik zaferle taçlandırılmalıdır. Kongreye katılan çiftçi, tüccar, sanayici ve işçi grupları bu ekonomik zafer nasıl kazanacak sorusuna yanıt vermek üzere grup kararları alıyor. Kongrenin başkanlığını ise Kâzım Karabekir Paşa yapıyor.
Evet kongre bir iktisat kongresi ama en az onun kadar eğitim konusu hem raporlara hem grup kararlarına hem de basının etkin isimlerinin baş makalelerine yansıyor. Bu belgeler Cumhuriyetin kuruluş felsefesi ve hatta paşaların yol ayrımının temelleri konusunda bile bize ipucu veriyor.
Eğitim konusu nasıl yankı buluyor kongrede hocam?
Şahin hocam daha kongre toplanmadan 14 Şubat’ta, kongreye Havza’dan seçilen Zübeyiroğlu Nafiz Bey basına demeç veriyor. Yüzlerce yıl köylüden eğitim vergisi alındı ama alınan bu vergi onun iyiliğine değil kötülüğüne kullanıldı diyerek keskin bir yorum yapıyor. Ardından içinde bulundukları yeni dönemi “saban saltanatı” olarak tanımlıyor. Millet egemenliğine vurgu yapıyor. Köylünün egemen olması için köyde ağanın, kasabada, pazarda vurguncunun, köyünde kasabasında efsuncuların, hoca kıyafetine bürünmüş üfürükçülerin elinden kurtulabilmesi için eğitim olanaklarının artırılması, köylünün aydınlatılması gerektiğine işaret ediyor. İki öneri sunuyor. İlki öğretmenlere köylerde öğretmenlik yapma yükümlülüğü getirilmesi. İkincisi hükümetin çıkaracağı bir yasayla İstanbul’da çalışmakta olan 4-5 bin doktora ya da yeni yetişecek olanlara köylerde bir iki sene çalışma zorunluluğu getirmesi. (Ökçün, 45)
Hocam Mustafa Kemal Paşa açış konuşmasında eğitim üzerinde durmuş mu?
Evet Şahin Hocam. Yeni devletin, yeni hükümetin bütün ilkelerini iktisat ilkelerinden ilham alması gerektiğini söylerken -alınan eğitimin yararlı olabilmesi için- gerek ilk gerek, orta kademede eğitim programlarının bilimsel, uygulamalı ve iktisat programına dayalı olması gerektiğini söylemiştir. Amaç faydadır. Uygulamaya geçmeyen bilgiyi reddeder Gazi. (Ökçün, 213)
“Türkiye İktisat Kongresi Başkanlığına seçilen Doğu Cephesi Kumandanı ve Manisa Sanayi Temsilcisi Kâzım Karabekir Paşa” Anadoluda Yenigün, 19 Şubat 1923
İktisat Bakanı Mahmut Esat da onunla aynı düşünde mi hocam?
Evet, o da ekonomik gelişme ile eğitim arasında paralellik kuruyor. O da eğitime yeterince kaynak ayırılmadığına vurgu yapıyor. İzlenen eğitim siyasetinin halkın gereksinimlerine yanıt vermediğine dikkati çekerken nedenini de açıklıyor. Osmanlı eğitim sistemini kastederek çünkü diyor, bu sistem zengin milletlere uygundur, içinde bulunduğumuz koşullara uygun değildir. Peki ne yapacağız sorusuna da açıklık getiriyor. Eğitim sisteminin öncelikli ve hatta ilk amacının ülkedeki cehaleti ortadan kaldırmaya yönelik olması gerektiğini vurguluyor. Bilim adamı ya da düşünür yetiştirme gayesinin programın sonraki gayesi olması gerektiğine işaret ediyor. (Ökçün, 222)
“Bugün İzmir’de Türkiye İktisat Kongresini Bizzat Açacak Olan Cumhurbaşkanı ve Başkumandanımız Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri”
“İktisat Kongresini teşkil etmek suretiyle Türkiye iktisadının gelişmesinde ilk önemli adımı atan İktisat Bakanı Mahmut Esat (Bozkurt) Bey” Anadoluda Yenigün, 15 Şubat 1923 (Kongrenin açılışı 17 Şubat’a ertelenmiştir)
Hocam siz hükümetin yol göstermek amacıyla konuşulacak başlıkları belirlediğini söylediniz. Bunlar arasında eğitimle ilgili hangi konular öne çıkıyor?
Bu öneriler “Heyet-i Faaale Raporu” adıyla yayınlanmıştır Şahin Hocam. Kurulda İzmir Eğitim Müdürü Vasıf Bey gibi eğitimciler de vardır. Raporda eğitim ve okullar “manevi üretim kurumları” olarak değerlendirilir. O güne değin eğitime genel bütçeden yalnız %1 pay ayrıldığına işaret ederek yetersizliği vurgulanır. (Ökçün, 231) Bu arada Akşam gazetesi muhabiri Ahmet Muhiddin de o günlerde eğitimi vakıf kurumu olmaktan çıkarıp devlet kurumu haline getirdiğine işaret eder bu yetersizliğin önüne milli devletin geçtiğine işaret eder. (Ökçün, 232, Akşam 23 Ocak, 30 Şubat, 14 Mart 1923)
Raporun eğitimde yanıt aradığı sorular da aslında yeni devletin eğitim politikası konusunda bize ipucu verir. Örneğin İktisat eğitimi konusu nasıl ele alınmalıdır, ziraat okullarında reform gerekli midir, eğitim yalnız uygulamalı mı olmalıdır, Avrupa’dan uzman getirilmesi zorunlu mudur, sanayi okulları özel olarak mı yönetilmelidir, her okulun fabrikası olmalı mıdır, öğrenci yatılı mı olmalıdır, yatısız yani gündüzlü eğitim daha çok öğrencinin eğitimi anlamına mı gelir, ticaret okulları nerelerde açılmalıdır, eğitim kaç yıl olmalıdır, öğrenci lisenin kaçıncı sınıfından itibaren kabul edilmelidir, orman okullarına gereksinim var mıdır, ülkemizde hiç olmayan maden okulu açılmalı mıdır, ziraat, sanayi, ticaret,, orman ve maden alanlarında yüksek eğitim ve uzmanlık için Avrupa’ya ne kadar genç gönderilmelidir, hangi okuldan mezun olanlar gönderilmelidir, Avrupa’dan öğretmen çağrılmalı mıdır soruları temel sorular olmuştur, her biri için daha ayrıntılı sorular da üretilmiştir. (Ökçün, 195-196; Vakit 18 Şubat 1923)
Hocam o günlerde ülke nüfusunun yarıdan fazlası çiftçi. Dolayısıyla onların önerileri aslında Türk Milletinin önerisi oluyor. Çiftçiler eğitim konusunda hangi görüşleri savunuyor?
Çiftçi Grubu, 19 Şubattan itibaren eğitim konusunu tartışmaya başlıyor. (Ökçün, 249) Zirai eğitim konusunda bir rapor da hazırlıyor ve tartışıyor. (Ökçün, 251) Çiftçi Grubu’nun İktisadi Esaslarından biri de Ziraat ve Eğitim başlığını taşmıştır. 9 maddedir. 1. Maddede çiftçiler için ziraatı uygulamalı olarak öğretecek şekilde Türkçe yazılmış kitap ve dergi basılarak bedava dağıtılması istenir. Türkçe ile yazılmış ibaresi sonradan yayınlanan metinde yoktur, çıkarılmıştır. Çiftçiler ayrıca ilk ve orta okullarda sanayi ve ziraat konularının uygulamalı öğretilmesini, her sancakta birbirine yakın olan köyler için yeterli arazisi olan yatılı ilkokulların açılmasını ve bu okulların programında uygulamalı ziraat derslerinin de bulunmasını, bunların dışında ayrıca sancaklarda örnek çiftlikler gibi orta okullar yaptırılması istenir.
Çiftçi grubunun köy ilkokullarıyla ilgili önerileri dikkate değerdir. Köylerdeki ilkokulların mutlaka beş dönümlük bir bahçesinin olması, iki inekli çağdaş bir ahır ve kümese sahip olması, çağdaş bir arılığı, öğretmenler için iki odalı bir evinin ve arazisinin bulunması, bu arazinin sebze, çiçek ve fidan yetiştiriciliği için ayrılması, yetiştiriciliğin öğretmenlerin gözetiminde bizzat öğrenciler tarafından yapılması, masrafların ve gelirin köy öğretmenlerine ait olması önerilir. Önerinin kabul edilmesiyle çocuklara uygulamalı çiftçilik öğretmekle kalınmayıp köylerde aydın insanların yetişmesinin de teşvik edilmiş olacağı vurgulanır. Yetmez, Türk ya da yabancı ülkelerdeki üniversitelerden ya da medreseden mezun olanların da en az bir sene bu köylerde öğretmen olarak istihdam edilmesi, hatta kışla ve askeriyede de uygulamalı eğitim verilmesi önerilir. Şahit Hocam şimdi sorayım. Bu tanımlar bize neyi hatırlatıyor? Köy Enstütüleri… Bu istekler çiftçi dışında tüccar ve işçi gruplarınca da kabul edilmiş, sanayi grubu çekimser kalmıştır.
Çiftçiler ayrıca İstanbul’daki Halkalı Ziraat Mektebi gibi bir yüksek eğitim kurumunun Anadolu’da açılmasını da gerekli görmüştür. Köylünün ziraat, sanayi, coğrafya, iktisat ve sağlık konusunda eğitimi için sinema filmleri çekilmesi de öneriler arasındadır. Diğer önerilerdeki oy birliği bunda yoktur. Çoğunlukla kabul edilmiştir. Zira sonradan grup önerileri basılırken “ahlaka aykırı olanları yasaklanmak şartıyla” ibaresi eklenmiştir. Köylüye faydalı bilgiler vermek, uygulamalı konferanslar düzenlemek amacıyla her sancakta ayrıca bir gezici ziraat okulu açılması da çiftçilerin istekleri arasındadır. (Ökçün, 253vd; HM, Tan, Tanin 26 Şubat 1923). Çiftçiler ayrıca ziraat araç ve gereçlerinin onarımını yapmak üzere uygulamalı makinist okulları açılmasını, mevcut sanayi okullarında demircilik ve tesviyecilik konusunda uzman ziraat makinistleri yetiştirilmesini, bilimsel anlamda kümes hayvanı yetiştirilmesi adına tavukçuluk okulları açılmasını da önermiştir. (Ökçün, 265, 334). Son olarak çiftçilerin iç güvenliğin sağlanması için bile eğitimin yaygınlaşmasını ve cehaletin ortadan kaldırılmasını zorunlu bulduğunu eklemek isterim. Atatürk 1922’de Köylü milletin efendisidir derken” ne kadar haklıymış değil mi?
Hocam Ticaret Grubu da eğitim konusunu gündeme getirmiş midir?
Evet, Şahin Hocam. Ticaret Grubu İstanbul Milli Türk Ticaret Birliği aracılığıyla daha kongre başlamadan ciddi bir hazırlık dönemi geçirmiştir. Bu dönemde pek çok isim rapor sunarak grubun gündemine alacağı konuları belirlemiştir. Bu çerçevede Hazırlık Kurulu üyesi Çil Horoz dergisi müdürü Sefer Fevzi Bey’in raporu dikkat çekicidir. 26 maddede yapılması gerekenleri sıralar Sefer Bey. Bu arada diplomasız baytarlık yani veterinerlik ve nalbantlık yapılmasının yasaklanmasını ve her il merkezinde iki ay sürecek uygulamalı nalbant okullarının açılmasını ve var olan nalbantların da sınava tabi tutulmasını ister. (Ökçün, 93, 95).
1 Mayıs 1922’de Sefer Fevzi Bey’in “Tavşanlar” konusunda yazısı vardır.
(Ticaret Grubu Rapor yazmanlığına seçilen kıymetli iktisatçılarımızdan Hamdi Bey. Tevhid-i Efkar, 19 Şubat 1923)
Türk Ticaret Birliği’nin raporunda da ticaret okullarının çağa uygun hale getirilmesi ve ülkenin dört bir yanına ticaret okulu açılması isteği vardır. (Ökçün, 119). Deniz Ticareti ile ilgili şubenin üyeleri ise balıkçılık, balık yağcılığı gibi meslek okullarının yanı sıra deniz ticaret meslek okulunun açılmasını önermiştir (Ökçün, 253, 345). Ticaret Grubu’nun oluşturduğu 9 şubeden biri ticari eğitim şubesidir. (Ökçün, 250) Bu şube iktisadi eğitim başlığında raporunu hazırlamıştır. Rapora ülkenin önemli ticaret merkezlerinde ticaret okullarının açılması, ticaret okulu açılmayan yerlerde çırak okulları kurulması, bütün okullarda ama özellikle ortaöğretimin birinci kademesi olan idadiler ile ikinci kademesi olan sultanilerin programlarında iktisat eğitimine önem verilmesi önerilmiştir. Bu öneriler bütün gruplarca oybirliğiyle benimsenir. Yüksek Ticaret Mektebi de raporunda okul programının genel ve yerel gereksinimlere yanıt verecek şekilde örgütlenmesini ister. (Ökçün, 91, 352) Ancak grubun İstanbul Yüksek Ticaret Okulu’nun hükümet, orta kısmının ise ticaret odalarıyla ticari kurulların temsilcilerinden oluşan komisyonca idaresi konusunu çiftçi grubu benimsemez. Onlarda devletçi bakış açısı egemendir.
Sanayi Grubu da eğitim konusunu gündeme getirmiştir sanırım. Onların önerileri nelerdir hocam?
Sanayi Grubu’nun tartıştığı konu başlıklarından biri de sanayi eğitimidir. Grup üyeleri sanayi eğitiminin İktisat Bakanlığına bağlı Sanayi Genel Müdürlüğü gibi uzman bir merkezde birleştirilmesinden ve daha çok uygulamalı eğitimden yana olmuştur. Bu çerçevede sanayi usta ve çırak kurslarının/okullarının açılması önerilmiştir. Ayrıca uzmanlık için sanayi okulu mezunlarından Avrupa’ya öğrenci gönderilmesi, Türkiye’de orta eğitimini tamamlayanlardan sanat mühendisleri yetiştirilmesi de istenmiştir. (Ökçün 250-251, 357)
Hocam 1923 yılında Türkiye’de örgütlü bir işçi sınıfından bahsedemiyoruz. Peki kongrede işçiler ne tür öneriler getiriyor?
Kuşkusuz mesleki ya da ekonomik açıdan pek çok istekleri var onların da. Özellikle özlük ve sosyal hakları bağlamında çağdaş istekler bunlar. Onlar da eğitim konusuna değiniyor. Örneğin daha ilk günlerde Zonguldak madencileri kaleme aldıkları raporda o güne değin halkın eğitim seviyesini yükseltmek için eğitime yatırım yapılmadığına işaret ediyor. (Ökçün, 150) İstanbul Genel İşçi Birliği (eski adıyla Umum Amele Birliği) işçi çocuklarının yatılı okullarda okutulmasını zorunlu buluyor (Ökçün, 137). İşçi Grubunun önerileri arasında uygulamalı uzmanlık okullarına önem verilmesi de dikkat çekici. Bunların özellikle sanayi merkezlerinde açılması isteniyor. (Ökçün, 143) İşçiler, işçi çocuklarına özgü okullar açılmasını da istemiş. Grup kararlarına baktığımızda işçi çocuklarının şehir çocuklarından sonra tercihan yatılı sanat okullarına parasız kabul edilmesi isteği de var ki bu istekleri bütün gruplarca oybirliğiyle kabul görmüştür. (Ökçün, 262, 361)
Hocam Yeni ABC’nin yani Latin harflerinin kabulü konusunu konuşurken siz bu harflerin alınmasının Türkiye İktisat Kongresi’nde de gündeme geldiğini ve Karabekir Paşa’nın karşı çıktığını söylemiştiniz. Yeri gelmişsen bu konuyu biraz açar mısınız?
Evet, Paşa kongrede Latin Harfleri üzerine bir konuşma yapmıştır. Çünkü 2 Şubat’ta işçi delegesi İzmirli Nazmi Bey Latin harflerinin kabul edilmesini isteyen bir önergeyi sunmuştur Paşa’ya başkan olduğu için. Karabekir Paşa önergeyi iktisattan çok eğitimle ilgili olduğu için işleme koymamıştır. Yaptığı konuşmada isteklerin yeni olmadığını, akımın Avrupa’daki Türklerce başlatıldığını, ancak onların da bu felaketli istekten pişman olduklarını vurgulamıştır. Özetle “kabul edemeyiz” demiştir. Kabul edildiği gün ülkenin altüst olacağını, kütüphaneleri dolduran kutsal kitapların, binlerce cilt eserin anlamsız kalacağını, İslam dünyasının ise Türkler yabancı yazısı kabul etmiş ve Hristiyan olmuş propagandası yapacaklarını savunmuştur. (Ökçün, 265-267; HM, Vakit, Tanin, Akşam, İkdam 5 Mart 1923)
Biliyorsunuz bu kütüphane ve kitap bağlamında aynı söylemler sürüyor. Oysa daha o günlerde bu bakış açısı da eleştirilmiştir. Örneğin İkdam gazetesinde Ahmet Cevdet Karabekir’in kaleminden çıkan Misak-ı İktisadi ile Gazi’nin konuşmasını karşılaştırırken Avrupa’daki gelişmeler karşısında geri kalış nedenimizi eğitimle açıklar. Bugün kütüphanelerimizde der yeni bilgileri içeren, yeni bir gençlik yaratacak yoktur der. Karabekir’e de yanıt verir ve der ki Arada bir övgüyle bahsettiğimiz o kütüphanelerimizin içeriği yalnız gününü doldurmuş eski bilgileri içermesi bakımından belki değerli olabilir, ancak halkın yararı açısından hiçbir değeri yoktur. (Ökçün, 284, İkdam, 9 Mart 1923)
Hocam Türkiye İktisat Kongresi’nde alınan bu kararlar ya da sunulan öneriler acaba benimsendi mi, uygulamaya kondu mu?
Evet, siyasi iktidarın bu karar ya da önerileri benimsediğini gösteren en önemli belgemiz Mustafa Kemal Paşa’nın 8 Nisan 1923 günü yayınladığı 9 Umde’dir. Hatırlanacağı gibi bu belgeyi II. TBMM için yapılacak seçimlerin öncesinde yayınlamıştır. Seçimlerden sonra alınacak önlemleri, devletin örgütlenmesini tamamlamak ve ekonomiyi canlandırmak için uygulanacak esasları ’9’ bölümde topladığı için 9 Umde/İlke diye adlandırılan bu belge hem ARMHC’nin Halk Partisine dönüşeceğini haber verir. Hem de bu partinin programı niteliğini taşır. Peki bu ilkelerde eğitimle ilgili olarak benimsenen kararlar nelerdir? Örneğin 5. İlkede İlköğretimin birleştirileceği vurgulanır.
- Bütün okullarımız ihtiyacımıza ve çağdaş esaslara uygun hale getirilecek denir.
- Öğretmenleri çağdaş bilgilerle donatacak önlemlerin alınacağı, refah düzeylerinin artırılacağı vurgulanır.
- Halkın eğitimi ve aydınlatılması için uygun yolların/araçların benimseneceğine dikkat çekilir.
6. Maddede ise askerde okuma yazma öğrenenlerin askerlik süresinin kısaltılacağı vurgulanarak özendirme yapılır.
Kuşkusuz henüz barışa ulaşılamayan, laik bir cumhuriyet kurulacağının açıkça dillendirilemediği ortamda ilkeler genel çerçevede tutulmuştur. Ancak biliyoruz ki Cumhuriyet’in ilanının hemen ertesinde eğitimin çağdaşlaşması, akla bilme dayandırılması için gerekli yasalar yapılacak, yeni eğitim kurumları ve tabii ki meslek okulları da açılacaktır.
Sevgili hocam değerli bilgileriniz için size teşekkür ediyorum. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin...