Pentagon kaynaklarına dayandırılarak verilen, “ABD’nin İran’a yönelik operasyonlarında Türkiye’deki üslerin yakıt tankerleri için kullanılmak istendiği” iddiaları çok tartışıldı.
Şu anda ABD’nin İran operasyonundaki yakıt ihtiyacı, Avrupa’daki üsler ve tanker uçakları tarafından destekleniyor.
Tanker uçaklar hâlihazırda Avrupa’dan operasyon yürütüyor ve uzun menzilli saldırılara destek sağlıyor.
Son olarak, Irak’ta havada ABD Hava Kuvvetlerine ait iki yakıt tankeri geçen hafta kazaya karışmış; birinde 6 ABD askeri hayatını kaybetmiş, diğer uçak İsrail’in Ben Gurion Havalimanı’na zorlukla inmişti.
Hatta Başkan Donald Trump, Çarşamba günü bu uçak kazasında hayatını kaybeden altı asker için düzenlenecek saygı törenine katılmak üzere Delaware eyaletindeki Dover’a gitti.
Sözcü Leavitt bunun Başkan için en zor görevlerden biri olacağını söyledi.
Yani, bu yakıt tankeri meselesinde 6 asker kaybettiler…
***
Türk yetkililer ise ABD’nin İran’a yönelik operasyonlarında Türkiye’nin kullanılmadığını açık bir şekilde belirtti.
Ankara’nın diplomasiyi teşvik edip çatışmaya çekilmekten kaçınması nedeniyle, böyle bir adım atma olasılığı hesaplanıyor.
“Karşılığında ne alınırsa bu mantıklı olur?” sorusu da soruluyor.
Buna cevap olarak Halkbank ve silah satışları akıllara geldi.
Ben kendi kaynaklarımdan ABD’nin bu isteğini veya aldığı cevabı doğrulatamadım.
Bazı yorumcular, Türkiye üzerinden askeri malzeme geçişine izinleri yeniden düzenleyen son kararı, Ankara’nın ABD operasyonlarını destekleyebileceğinin bir göstergesi olarak işaret etti.
Yetkinin Meclis’ten alınıp Bakanlığa verildiği iddiasıyla eleştirenler var.
Türkiye’de silah ve askeri malzeme transitine ilişkin kararlar kural olarak yasama yani Meclis değil, yürütme yetkisindedir.
Bu kapsamda, askeri ekipman geçişi, hava sahası izinleri ve lojistik onaylar gibi rutin işlemler; Ticaret Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı ve ilgili güvenlik kurumları tarafından idari düzenlemeler çerçevesinde yürütülür.
Ancak bazı durumlarda konu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yetki alanına girer.
Özellikle yabancı askerlerin Türkiye’de konuşlandırılması, Türk askerinin yurt dışına gönderilmesi veya bağlayıcı uluslararası askeri anlaşmalar yapılması gibi konular anayasa gereği Meclis onayı gerektirir.
Yeni düzenlemenin yaptırımları delmek için transit geçiş rejiminin kullanılmaması adına alınan önlemlerle ilgili olduğu aktarılıyor.
Yani Türkiye’den İran’a olası sevkiyatlara dair bir önlem olarak görmek mümkün.
İran'ın, Türkiye’yi silah sevkiyat rotası olarak kullandığına dair bir kanıt yok.
Geçmişte bazı ağlar Türkiye’yi bir transit merkez olarak kullanma hedefiyle çoğunlukla nakit para ya da yasa dışı finans akışlarıyla ilgili olarak dikkat çekti.
Zaten altın meselesi de bunu gösteriyordu.
Bu arada Eşref Rüya dizisi son bölümlerinde Eşref’e istihbaratçı Balıkçı tarafından verilen yeni görev dikkat çekti...
Türkiye’den İran’a silah sevkiyatı ve paranın da altın olarak ülkeye sokulması misyonunu dağıtıp engellemesi istendi.
Gündem yakalamada ve feraset göstermekte Kızıl Goncalar'dan sonra geyet iyiler.
***
Velhasıl bu karar ile ABD’nin Türkiye’de tanker uçakları konuşlandırma talebinde bulunduğuna dair iddialar arasında doğrulanmış bir bağlantı bulunmuyordu.
Kararnamenin ve söylentinin aynı anda ortaya çıkması net bir kanıt ortaya sunmuyor.
Türkiye üzerinden ekipman geçişine izin vermek, uçakları ağırlamaktan veya operasyonlara katılacak uçaklara lojistik destek vermekten biraz farklı.
Elbette soru sormak her zaman makul.
Basın da bir ülkenin immün sistemi.
Yabancı bir şey bünyeye girdi mi bakmak işidir.
Emin olmadan da haber yapılmaz ancak soru sorulur.
Tabi konu burdan MİT tırlarına kadar gider mi derseniz orda tartışmanın boyutları değişiyor.
Ulusal güvenlik ile uluslararası hukuk arasında başka gri bölgelere giriyor.
***
Bu konuda gri alanı Güvenlik ve Dış Politika Analisti Suat Delgen, gazeteci Hediye Levent’e anlattı.
Ben de bu yazıyı sizlere hazırlamış ve Pentagon kaynaklarımı daha derin deşmeye çalışır halde cevap beklerken dinledim.
Mevcut kararnamenin Ticaret Bakanlığı ile Gümrük Müsteşarlığı arasındaki yetki kargaşasını ortadan kaldırarak, Ticaret Bakanlığı’nın uygunluk yetkisi vermesi gerektiğini netleştirdiği aktarıldı.
Özetle:
“Bu uygunluk yetki belgesi verilirken İlgili kurumun görüşü alınarak MİT ve Genelkurmay’ın görüşü de değerlendiriliyor.
Bu CB Kararı silah ve mühimmat transit geçişini kolaylaştırmamakta aksine sıkı bir denetim getirerek zorlaştırmakta.
Özellikle İran’ın batı ve diğer ülkelerden satın aldığı bazı malzemeler hem sivil hem de askeri alanda kullanılabilecek çift yönlü ve fonksiyonlu ürünlerdir.
Görünürde başka amaçlı transit ticaret konusu malzemelerin, savaş ve silah mühimmat ve ekipmanı olarak kullanılma ihtimali ve şüphesi varsa bu malzemeler için MSB, MİT ve diğer kurumların görüşü alınacaktır.
Bu denetimin ve kararın ABD’nin silah ve mühimmat transferi ile ilgisi yoktur.
Ancak İran’a silah ve mühimmat konusu ürünlerin transit ticaretini kısıtladığı için son tahlilde yine ABD lehine ve İran aleyhine sonuçlar doğurabilecektir.
Bununla birlikte bu Türkiye’nin savaşan taraflar arasında denge politikasını bozucu etki yapmaz çünkü meşru bir düzenlemedir.” diyor.
***
Salı günü Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nin Amerika’nın Yabancı Silah Satışlarının Reformu oturumuna ev sahibiydi.
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın "antisemitik" olarak nitelendirilen açıklamaları gündeme getirildi.
Florida’dan Cumhuriyetçi Temsilci Randy Fine, “Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir yıldan kısa süre önce ‘Allah Siyonist İsrail’i yok etsin ve yerle bir etsin’ dedi. İsraillileri ‘beş ya da altı yaşındaki çocukları öldürecek kadar ileri giden katiller’ olarak niteledi.” dedi.
Fine, “Savunma Bakanlığı neden lideri bu tür açıklamalar yapan bir ülkeye Amerikan silahları satmanın iyi bir fikir olduğunu düşünüyor?” diye sordu.
Savunma Güvenlik İşbirliği Ajansı Direktörü Michael Miller, bu konunun kendi yetki alanı dışında olduğunu söyledi:
“Türkiye’nin tarihsel olarak yabancı askeri satışlar kapsamında en büyük alıcılarımızdan biri. Türkiye’ye satış yapılıp yapılmayacağına ilişkin karar, Başkan adına Dışişleri Bakanlığı yönlendirmesine bağlı.”
Savunma Bakanlığı Tedarik ve Sürdürülebilirlik Müsteşarı Michael Duffey de soruyu benzer şekilde geçiştirerek, “Yanıtım Direktör Miller ile benzer” dedi.
Duffey, “Türkiye’den gelen bu açıklamaların hiçbirini desteklemiyorum, bunların korkunç olduğunu düşünüyorum” diye ekledi.
“Ancak bu tür bir kararın Türkiye’ye silah satışının ABD ulusal güvenliği açısından avantajlı olup olmadığının değerlendirilmesi benim uzmanlık alanım veya bilgi setim dahilinde değil.”
Yani aslında tam da Repkon USA’ın ABD’de İsrail’e satılmak üzere üretilecek mühimmatın yüklenicisi olarak değerlendirilmesi tartışmalarından sonra Erdoğan'a yine bir can suyu gelmiş oldu.
Tabii Fine’in amacı bu demiyoruz.
Onun gibi, Erdoğan’ın azılı bir İsrail düşmanı olduğuna inanan İran Yahudisi Amerikan bir haham arkadaş da sürekli bana Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın demeçlerini atıp duruyor.
Ancak 7 Ekim’de, babasının cesedi Hamas tarafından rehin alınan bir kişiyle Kennedy Center'daki anma töreninde söyleşi yapmıştım.
Türkiye’nin İsrail ile ilişkilerinin uzun bir geçmişe dayandığı ve söylenen ile yürütülen siyasetin farklı olduğu ifade edilmişti.
Yani herkes kendi penceresinden bakıyor...
***
Bu arada, Çarşamba günü Senato’da görevden alınan İç Güvenlik Bakanı Kristi Noem’in yerine gelecek olan Markwayne Mullin için onay oturumu yapıldı.
Oturumun başkanı, muhalif Cumhuriyetçi Rand Paul, Mullin’in geçmişte kendisine “yılan” dediğini hatırlatarak “öfke sorunları” olduğunu söyledi.
Bir diğer önemli oturum ise istihbarat komitesi oturumuydu.
Terörle mücadele direktörünün İran savaşı nedeniyle protesto amacıyla istifa etmesinden bir gün sonra, Ulusal İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard da küresel tehditler konulu oturumda senatörlerin karşısına çıktı.
Gabbard ve CIA Direktörü John Ratcliffe, Epik Öfke Operasyonu hakkında yoğun sorularla karşılaştı.
Ratcliffe, İran’ın Rusya, Çin ve ABD’nin diğer rakiplerinden istihbarat desteği talep ettiğini doğruladı:
“İranlılar Rusya’dan, Çin’den ve ABD’nin diğer hasımlarından istihbarat desteği talep ediyor. Bu ülkelerin bu desteği sağlayıp sağlamadığı konusunu gizli oturumda ele alabiliriz” dedi.
Gabbard İran rejiminin “görünüşte ayakta kaldığını ama büyük ölçüde zayıfladığını” da söyledi.
İki isim Senato'da İran’ın bu kapasiteye altı ay içinde ulaşıp ulaşamayacağı konusunda yorum yapmadı. Gabbard, İran’ın isterse 2035’ten önce kıtalararası füze geliştirmeye başlayabileceğini söyledi. Ancak İran’ın yakın bir tehdit oluşturup oluşturmadığını değerlendirmeyi reddetti ve bunun istihbaratın değil başkanın yetkisinde olduğunu belirtti.
Oturumlar sürerken, Senato Genel Kurulu’nda yeni seçim düzenlemelerini içeren SAVE America Act’in görüşmeleri devam ediyor.
Trump Perşembe günü de Japonya başbakanını Beyaz Saray’da ağırlıyor.