New York Times’ın eski İstanbul büro şeflerinden Stephen Kinzer’in, Türkçesi İletişim Yayınları’ndan çıkmış “Hilal ve Yıldız: İki Dünya Arasında Türkiye” isimli kitabı, ilginç gözlemler içerir.
Okuduğumda kitabı, Batılı bir kalemin genelde ön yargılardan uzak önemli bir Türkiye analizi olarak görmüştüm.
Kinzer, Doğu ile Batı, Osmanlı ile modern Cumhuriyet, laiklik ile İslam, ordu ile sivil siyaset arasında sıkışmış Türkiye’yi anlatırken, samimi ve tarafsız baktıklarında bu topraklarda yaşayan insanların büyük çoğunluğunun da hak verdiği eleştirilerde bulunuyordu.
Kinzer’e göre, Türkiye’nin en önemli sorunlarından birisi, maalesef bugün de hala aşılamayan siyasi liderler sultası.
Ama itiraf etmeliyim ki, beni en çok etkileyen, kitabı okuyana kadar hiç farkına varıp sorgulamadığım (büyük olasılıkla baskıcı devlet otoritesi alışkanlığı nedeniyle), Türkiye’de ister köylerde, ister kasabalarda, isterse de şehirlerde olsun, halkın siyasi iradenin dayatmalarına karşı hak arayışı için seslerini yükseltebilecekleri, protesto yapabilecekleri, yerleşim yerleriyle özdeşleşmiş, daha da ileriye gidersek “Ülkenin önemli simge yerlerinden” biri haline gelebilmiş “Merkezi meydan”a sahip olunmaması tespitiydi.
Köy ve kasaba gibi küçük yerleşim yerlerinden örnekler verilirken, bunun şehirler için de geçerli olduğu vurgulanıyordu.
Kinzer’e göre, özellikle batı ülkelerindeki şehirlerde, insanların birlikte hareket edebilmeleri ve protestolarını ortaya koyabilmeleri için halkın toplanabileceği merkezler bulunurken, Türkiye’de böyle merkezlerin sayısı oldukça az.
Var olanlar da, devlet tarafından “tehlikeli” bulunduğu için kontrol altında tutuluyor. Bundan dolayı da Türkiye’de iktidarda kim olursa olsun, siyaseti sarsacak büyük ve etkili protesto hareketleri yetersiz kalıyor.
Yazıya Stephen Kinzer’in kitabı üzerinden başlamamın nedeni, bugünün 1 Mayıs İşçi Bayramı olması.
Bu 1 Mayıs’ta da Taksim Meydanı işçilere, emekçilere, ekonomik kriz altında ezilenlere yasak.
“İstanbul’da Yenikapı ve Maltepe sahil miting alanları var daha ne olsun” diyebilirsiniz.
Ama yukarıda özellikle tırnak içinde belirttiğimiz gibi, Taksim Meydanı Türkiye İşçi Sınıfı için son derece anlamlı simge yerdir.
Kinzer’in kitabında işaret ettiği gibi, artık devletin tüm organlarına hakim olan AKP de, ben nerede istersem orada toplanacaksınız anlayışını dayatıyor.
İktidara, özgürlük ve demokrasi vaatleriyle, yasaklarla, yolsuzluklarla ve yoksullukla mücadele sözleriyle gelen AKP ne yazık ki, bugün Türkiye’de yasakçı zihniyetin öncülüğünü yapar durumda.
Türkiye’de ilk iktidar değişikliğinde Taksim’in yeniden emekçilerin kutlamalarına açılması şarttır.
Bu yıl Taksim’de 1 Mayıs’a en çok da, Eskişehir’den Ankara’ya yürüyen ve başkentte polis şiddetine rağmen mücadeleden taviz vermeyerek haklarını söke söke alan Doruk Madencilik işçileri yakışırdı.
İşçilere önderlik yapan Bağımsız Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Gökay Çakır ve sendikanın örgütlenme uzmanı Başaran Aksu, iktidarın ağzına bakan Türk-İş ve Hak-İş gibi sarı sendikalara, sendikacılığın nasıl olması gerektiğini gösterdi.
Madencilerin zaferi, örgütlü gerçek sendikacılığın, emeğiyle geçinenler için ne kadar önemli olduğunu ortaya koyması açısından da önemliydi.
1 Mayıs İşçi Bayramı’nız kutlu olsun.