Seçim Ve Sonuçları Üzerine Üç Okuma... 'Karizmatik Lider' Baraj Altında Kaldı

.

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanı Ahmet Yener, 14 Mayıs kesin olmayan seçim sonuçlarını açıkladı. Yener, "Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın yüzde 49,51, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'nun yüzde 44,88, Sayın Sinan Oğan'ın yüzde 5,17 ve Sayın Muharrem İnce'nin yüzde 0,44 oy aldığı görülmüştür" dedi.

Cumhurbaşkanı seçimi, 28 Mayıs Pazar günü gerçekleştirilecek ikinci tura kaldı. Bu sonuçları, 3 başlıkta irdelemek isteriz.

ALEVİLİK VE ÇOĞULCULUK: Türkiye'de, ilk kez Alevi kimliğini açıkça dile getiren, bu konuda çektiği video on milyonlarca izlenen Millet İttifakı'nın adayı CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, yüzde 44,88 oranında rekor bir oy desteğine ulaştı. Yaklaşık 24 milyon seçmen, Kılıçdaroğlu'na oy verdi. Bu, Türkiye Cumhuriyeti için büyük bir dönüşümdür. Yıllara yayılan mezhep eksenli, ötekileştirici dilin inşa ettiği, toplumsal bilinç dışına kazınan büyük blokların yıkılmasıdır. Siyaset kısa, orta ve uzun vadeli amaçları ve hedefleri içeren bir sanatsa, bu ileriye yönelik "çoğulcu" anlayışa giden dev bir adımdır.

ÖFKE YERİNE ANLAMAK VE EMPATİ: Alman siyaset teorisyeni Hannah Arendt'in "Kötülüğün Sıradanlığı-Eichmann Kudüs'te" adlı çok önemli bir eseri vardır. Arendt, bu kitabında Nazi Almanyası döneminde milyonlarca Yahudinin toplama kamplarına, ölüme gönderilmesinden sorumlu SS yetkilisi Karl Adolf Eichmann’ın Kudüs’teki yargı sürecini ele alır.

Arendt, Yahudi soykırımının mimarı olarak sunulan Adolf Eichmann’ın sadist bir canavar değil normal, bir insan olduğuna dikkat çeker. Düşünme ve yargılama yetisinin yitirilmesiyle birlikte kötülüğün sıradanlaştığını vurgular.

Bu kitap ekseninde Hannah Arendt adlı film de önerilebilir. Margarethe von Trotta'nın yönettiği ve Barbara Sukowa'nın başrol oynadığı 2012 yılı biyografik filmde Arendt, insanı insan yapan şeyin sorgulamak, düşünmek olduğu uyarısında bulunur. Eichmann davasında da sürekli bunu öne çıkartır. Arendt, bu konuya yaklaşımı nedeniyle Yahudiler tarafından eleştirilir, öfkeye ve tehditlere maruz kalır.
Yılmaz bir karaktere sahip olan Arendt'in, eleştirilere yanıt verirken kullandığı bir tümce efsanedir:

"Anlamak onaylamak değildir." Bu da büyük çaba ve rakibi tanımaya hazır olmaktan geçer. Zira, partiler güçlerini rakiplerinden alırlar.

Evet, seçim sonuçlarını özellikle muhalefetin inceden inceye sorgulaması ve akli süreçlerden geçirmesi zorunludur. Rakibini, rakibini başarılı kılan unsurları ve bu partiye yıllardır destek veren milyonları (öfkeyle küçümsemeden) anlamak ve empati yapmak siyasi başarı için gereklidir. Değişim için bu olmazsa olmazdır.

MUHAFAZAKARLIK VE MİLLİYETÇİLİK: AKP'ye oy veren kesimler için genel bir tanımlama yapılıyor: Muhafazakârlık... Peki, bu insanlar neyi muhafaza ediyorlar ya da koruyorlar? Neden ve neyi bir koruma güdüsü içindeler? Türkiye, değişiyor (kentlilik, okuma yazma, genç nüfus, ekonomik dinamikler) ve bu kesim kaçınılmaz olan değişime mi direniyor? Zira, toplumsal ilişkiler ve siyaset diyalektik bir mercek altında okunduğunda bu manzaranın daha net olarak görüldüğünü söylemek mümkün. Unutulmamalı ki toplumsal dönüşümün çok yavaş gerçekleşir.

Peki, milliyetçi oyların yükselmesini nasıl anlamak gerekiyor? Görünen o ki Türkiye'nin karşı karşıya olduğu göç dalgası milliyetçiliği yükseltiyor. Bu konjonktür devam ettikçe milliyetçilik dalgasının daha da yükselebileceğini söylemek kehanet olmasa gerek.

Millet İttifakı, başarısız mı oldu? Bu analiz çerçevesinde gönül rahatlığıyla "hayır" diyebiliriz. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, ilk turda seçilemedi. Bu, "karizmatik" bir lider ve ona atfedilen değerler için büyük kayıptır.

İkinci tur için yeniden harekete geçme zamanıdır. Seçimi ve sonuçlarını soğukkanlılıkla ve rasyonel olarak değerlendirerek, hiç vakit kaybetmeden seçmene, destek versin vermesin milyonlara yeniden dokunmak önemlidir.

Siyaset Haberleri