Erdoğan “İstanbul’u alan Türkiye’yi alır” demişti ya.. İşte o başarıya imza atan.. Sonra çıtayı daha da yükseltip Erdoğan’ın koltuğuna talip olan İmamoğlu casusluk yapacak öyle mi?
Asrın yolsuzluğu dedikleri İBB davasında hemen hiçbir şey kanıtlayamadıkları için çıkışı mecburi itirafçılarda aradılar.. Baktılar ki o iş öyle kolay değil, çıtayı İmamoğlu’nun korumasına kadar indirdiler.
Diploma davası kamuoyunu ikna etmedi.. Yolsuzluk dedikleri tek tek elendi.. İmamoğlu’nu cumhurbaşkanlığı yarışından uzak tutabilmek için son çare casusluk davası oldu.
Ancak asıl plan, beklenen bakan atamalarıyla netleşti. İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’in adalet Bakanlığına getirilmesi, bir yandan yargının siyasallaştığının kanıtı diye yorumlandı. Diğer yandan, onun Bakanlığında ana muhalefete yönelik baskı ve kuşatmanın daha da yoğunlaşacağına işaret olarak okundu.
Bence Akın Gürlek, dokunulmaz yargı zırhından soyunup siyaset arenasına atılınca nelere muhatap olacağını daha ilk günden deneyimledi. Bu yönüyle eleştiri bombardımanına ne kadar açık olduğunu gördü.
Elbette bu, onun “kutsal bir misyon” gibi, her türlü sınırlamadan, kuraldan azade yürüteceği mesaiyi engellemeyecektir.
Divan Başkanı Bozdağ’ın birleşime on dakika mola verdiği sırada AKP’lilerin koruma kalkanıyla kürsüye gelip yemin etmesi de sürecin nişanesi olarak kayıtlara geçti.
CHP Grup Başkanvekili Murat Emir de, hem bunun hem de Akın Gürlek’in atanmasının anlamını net biçimde anlattı.
Ben de o anlatınları böyle kritik bir dönemeçte tarihe emanet etmek istedim:
Bu yemin töreni mutlak butlandır, hiç gerçekleşmemiştir ve koşulları sağlanmamıştır. Divan olmaksızın çağrılmıştır. Kendisi çağrılmadan gelmiştir. İki bakan kürsüde olmuştur. Kürsü fiilen ablukadayken olmuştur ve bu şekliyle bu yemin geçersizdir. Bu yemin geçersiz olduğu için de şu anda Akın Gürlek'in Adalet Bakanlığı şu anda oluşmamıştır. Yeterli işlem tamamlanmamıştır.
Akın Gürlek gibi İstanbul'da hukuku, adaleti katletmiş, siyasi davalar yürütmüş, siyasetçi kimliğiyle başsavcılık yapmış birisinin Türkiye'de Adalet Bakanlığı'na getirilmesi aslında Cumhuriyete ve demokrasiye meydan okumaktır.
Bunu bir Adalet Bakanı ataması gibi değerlendirmemek gerekir. Şu ana kadar Recep Tayyip Erdoğan birçok bakan atadı ve biz de burada o bakanların yeminine eşik ettik. Anayasaya uygun yapılanlara elbette eşik ettik.
Ama anayasa çiğnenerek, içtüzük ayaklar altına alınarak yapılacak bir yeminini hem de anayasa tanımayan, hukuk tanımayan, siyasallaşmış yargının aparatı haline dönüşmüş İstanbul'da başta Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu olmak üzere seçilmiş belediye başkanlarımızı, bürokratlarımızı cezaevine koymak için özel tasarım, iftiracılarla oluşturulmuş iddianameleri yazan başsavcının o tarzıyla, tutumuyla ödüllendirilmesi elbette ki kabul edilemezdi. Elbette ki bunu kabul etmeyeceğiz.
Biz Türkiye'de her zaman hukukun üstünlüğünden ve bağımsız yargıdan yana olacağız. Akın Gürlek İstanbul'a giderken bakan yardımcısıydı ve biz defaatle her konuşmamızda dedik ki bakan yardımcılığı yapmış siyasi bir kişiden başsavcı olmaz.
O kişinin başsavcılığı bağımsız yargıya hizmet etmez. O kişinin başsavcılığı onu atayan Recep Tayyip Erdoğan'a hizmet eder. Recep Tayyip Erdoğan'ın siyasi operasyonlarının bir parçası olur. Ve aynı kişinin İstanbul'da bu hukuk tanımaz, anayasa tanımaz ve kasten yürütülmüş düşman hukuku içeriğindeki iddianamelerle yaptığı operasyonlar sonucunda ödüllendirilmesi aslında orada da siyasi nedenlerle tutulduğunun açık bir itirafı olmuştur.
Ve bundan sonra bilinsin ki bu yaşadığımız görüntüler, iki bakanın usul gerçekleşmeden anayasaya aykırı bir biçimde yemin ettirilmiş olması, böylesine çirkin görüntülere AK Parti grubu tarafından izin verilmiş olması ve yaratılmış olması asla kabul edilemez.
Ama bilsinler ki bu atamanın doğru okuması Cumhuriyetin temellerine bir saldırı olduğu gerçeğidir ve eğer Cumhuriyetin temellerine böyle bir saldırı varsa da bundan sonra hiçbir şey dün gibi olmayacaktır. Biz ülkemizi bu kirli akla, bu vicdansızlığa, bu hukuk ve anayasa tanımamazlığa, adaleti ayaklar altına almaya, hukuk devletimizin yok edilmesine asla izin vermeyeceğiz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak dimdik ayaktayız. Kararlılıkla, cesaretle ve onlar hangi güçle, hangi cesaretle, hangi sertlikle üstümüze gelirlerse gelsinler, misliyle mukabele edecek şekilde mücadele etmeye devam edeceğiz.
Milletimiz müsterih olsun. Biz bu ülkede adaleti de, demokrasiyi de hep birlikte yeşerteceğiz.
“İKİ ÖNEMLİ NOT!”
• Akın Gürlek’in Adalet Bakanlığına getirilmesi, erken seçim yolunun da açılması olarak yorumlanıyor. Açılış böyle olursa seçime kadar kim bilir daha neler göreceğiz! Bu arada şimdiden not etmeden geçemeyeceğim. Saray kalemleri, sözcüleri, en azından ilk gün Akın Gürlek meselesinden uzak durmayı tercih etmiş görünüyorlar. Ama sıradaki bombaları ilk patlatan olmak için kim bilir nasıl sabırsızlanıyorlar..
• On yıl öncesine kadar “memleketin en sakar kadını” olduğumu zannederdim. Zira her fırsatta, her yerde kendimi bir anda yerde buluverirdim. Günün birinde “belirleyici işaret” olduğunu sonradan öğrendiğim, bir göz kapağım kapanana ve sonunda teşhis konulana kadar! İmmün sistemle ilgili nörolojik bir rahatsızlığım varmış meğer. Ondan habire düşermişim. Adı zor olduğu için, soranlara “MS’in görümcesi” diye tarif ediyorum. Ve hayatımı zorlaştıran o görümce sayesinde Tayfun Kahraman’ın neler yaşadığını anlayabiliyorum. Ben evimde zor baş ederken, o rahatsızlığa cezaevi koşullarında dayanabilmek akıl ötesi.. Erdoğan’ın yürüyüşünden ve zaman zaman yanındakilere tutunmaya ihtiyacı hissetmesinden anlıyorum ki, o da bizler gibi -adı her neyse- ciddi bir rahatsızlık yaşıyor. Ama, Tayfun Kahraman için, sanki “kanlısı” gibi bir parça empati göstermiyor. Kimler kimler tahliye edilirken o ve Murat Çalık cezaevi ile hastane arasında mekik dokuyor. Bu satırları da tarihe emanet etmek adına yazdım. Erdoğan’dan merhamet dilemek için değil!