Terörsüz Türkiye sürecini Erdoğan’ın “ipe un serme” oyunu diye nitelemiştim. Aradan aylar aylar geçti. Sonunda teşbihte hata olmadığı ortaya çıktı.
Meclis’te komisyon kuruldu. Komisyon raporu noktası virgülü ile konuşulup tartışıldı. Sıra PKK’nın ve DEM’in beklediği yasal düzenlemelere gelince habire ertelenen tarihlerle paket rafa kalktı. En son Nisan randevusu da boşa çıkınca Kandil’den, Murat Karayılan’dan Ankara kulislerinde fırtına estiren bir açıklama geldi:
“Hükümet ve AKP yetkilileri tarafından çözüm yasalarının çıkacağı ay olarak belirlenen ve herkesin heyecanla beklediği nisan ayında Önder Apo ile hiçbir görüşmenin olmamış olması normal olmadığı gibi, sürecin geleceği açısından da bir tehlike işaretidir. Anlaşıldığı kadarıyla bu görüşmede gündeme gelen ve tartışılan konular ekseninde iktidar ve devletin üst katı nezdinde sürecin dondurulmasına yol açacak bir sonuca varılmıştır. Şu an itibarıyla süreç dondurulmuştur. Bize yansıyan ve bizim gördüğümüz budur. Aylarca sürdürülen meclis komisyonu faaliyetlerinin sonucu olarak ortaya çıkan resmi bir rapora rağmen sürecin yürütülmemesinin başka bir izahı olamaz.”
Karayılan’a göre iktidarın “önce silah bırakma, sonra yasal düzenleme" yaklaşımı gerçekçi değildi:
"Bu tutum, en hafif deyimle, işi yokuşa sürmedir, teslimiyeti dayatmadır. Sahayı bilen ve gerçekçi düşünen her insan çok iyi bilir ki, pratik sahada bunun gerçekleşmesinin mümkünatı yoktur. Ortadoğu kaynıyor. Her tarafta vızır vızır dronlar, füzeler uçuşuyor. Mevcut durumda güçlerimizin güvencesi, kurduğumuz güvenlik sistemi ve silahlarımızdır. Yasal bir güvence olmadan bizim bu zeminde silah bırakmamız akıl dışı olur."
Siyasilerin.. Özellikle Cumhur İttifakı bileşenlerinin ağzında gevelediği kırılma noktası da, açıklamanın en dikkat çekici kısmıydı.
Karayılan, sürecin ilerleyebilmesi için Abdullah Öcalan’ın rolünün belirleyici olduğunu söyledi. PKK’nın fesih ve silahlı mücadeleyi sona erdirme kararının Öcalan’ın özgürlüğü temelinde kabul edildiğini belirtti.
“Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü olmadan bu sürecin gelişme şansı yoktur. Silahsızlanma sürecinin de Öcalan tarafından yönetilmesi gerekliliktir.”
* * *
Açıklama gündeme düştü.. Hemen adından bilumum televizyonların “son dakika” diye duyurduğu haber geldi. Erdoğan ve Bahçeli sürpriz bir zirveyle buluşacaktı.
Elbette buluşmanın gerekçesi, gündemi açıklanmadı. 1 saat kadar süren görüşmeden sonra da bir açıklama yapılmadı.
Ancak… Durumu dünkü gazetelerin birinci sayfalarından aldık.
Saray’ın sesi diyebileceğimiz Sabah, Karayılan’ın açıklamasını birinci sayfada görecek kadar önemsememişti belli ki!
Ancak MHP’nin sesi Türkgün Gazetesi, yan manşetten “görüşmede varılan sonuç hariç söylenebilecek her şeyi vermişti”:
“MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde bir araya geldi. Yaklaşık 1 saat süren görüşmede, başta terörsüz Türkiye olmak üzere, sınırlarımızın ötesinde yaşanan olayların ele alındığı, iç ve dış gelişmelerin değerlendirildiği öğrenildi.”
Daha ne desinler! Müttefik reisler “TERÖRSÜZ TÜRKİYE” sürecini konuşmuş.
Dediğim gibi; meseleyi nereye bağlamışlar.. Kandil’in dayattığı yasal çerçeve için herhangi bir takvim konuşulmuş mu.. Karayılan’ın altını çizdiği “Öcalan’ın fiziki özgürlüğü” masaya gelmiş mi.. Bilemiyoruz.
Yine de son günlerde yaşananlara ve kulislerden sızanlara bakarak bazı tahminlerde bulunabiliyoruz:
“• Her şeyden önce DEM içinde sert rüzgarlar esiyor. Nevruz’da Diyarbakır kutlamalarında eski bir PKK hükümlüsünün, bu sözcüklerle ifade etmese de DEM’in bugünkü yöneticilerini “ılımlı muhalefet” yapmakla eleştirmesi en somut örnekti. Bu, Kandil ile Ankara kadroları arasındaki su üstüne çıkan en önemli fay hattını işaret ediyordu.”
“• Sürecin en hararetli savunucuları bile son zamanlarda pek bir suskunlaşmışlardı. Hatta süreci başlatan Bahçeli, son birkaç grup konuşmasında konuya girmemişti.”
“• Neye yormamız gerektiğine karar veremediğim bir hamle ile, Öcalan bu süreçte birden bire Selahattin Demirtaş’’ı hatırladı. Hatta Nefes Gazetesi’nin kulis haberine göre Demirtaş’a bir mektup yazarak “SİYASETE HAZIRLAN” mesajı gönderdi.”
* * *
Demirtaş demişken..
Hatırlayın, geçen yıl Kasım ayında yakınları, gazeteciler yattığı cezaevini kapısında nöbet tutmuştu. Zira AİHM, Selahattin Demirtaş'ın tahliyesine yönelik 8 Temmuz'da açıkladığı hükme Türkiye'nin yaptığı itirazı reddetti. Böylece karar kesinleşmiş oldu. Yani “TAHLİYE EDİLMESİ GEREKİYORDU.”
Edildi mi? Elbette hayır.
Hem iç hukuk hem de Türkiye açısından bağlayıcılığı olan AİHM kararlarına rağmen Saray dinlemedi. Uymadı. Uygulamadı.
Hal böyle iken Öcalan ve PKK’nın şartlarının yerine getirileceğine kim nasıl inanabildi, bilmiyorum!
Demirtaş, tıpkı İmamoğlu ve arkadaşları gibi.. Tıpkı CHP KURULTAY DAVASI ile yolu kesilmeye çalışılan Özgür Özel gibi Saray’ın tutsağı.
Bugün kumpaslar kurulur.. Yarın bakmışsınız tam aksi bir politika uygulanır.
Nitekim, Saray’dan itina ile haber alan Ahmet Hakan’ın dünkü yazısına bakınca da insan “olmaz olmaz” diyor:
“Mutlak butların kısa özeti şu..CHP’yi Özgür Özel ve arkadaşlarının elinden alıp Kemal Kılıçdaroğlu’nun eline vermek. Böyle bir olay gerçekleşirse şu iki şey olur:- BİR: CHP seçmeni katiyen Kemal Kılıçdaroğlu’nun peşinden gitmez.
- İKİ: CHP seçmeni katiyen Özgür Özel ve arkadaşlarını bırakmaz.
Mutlak butlan... Ortalığı karıştırır, tartışmaları büyütür, kaosa hiç de mütevazı olmayan bir katkı yapar, iç cepheyi sarsar, lüzumsuz bir enerji israfına yol açar. Ancak siyasi tabloyu değiştirmez.
Yani demem o ki... Bırakın şu mutlak butlanın peşini.”
Ahmet Hakan’ı tanımasak, “ne cesaret, helal olsun” diyeceğiz.
Ama tanıyoruz.
Bu yüzden de, Saray’da henüz netleştiremediğimiz senaryolardan birinin Kılıçdaroğlu ile ilgili olduğunu düşünüyoruz..
Gündem SUDOKU’dan heyecanlı, değil mi!