Rusya kendi havasında, İran etkisiz Suriye yeni Libya olmaya aday

Mehmet Tezkan yazdı: Rusya kendi havasında, İran etkisiz Suriye yeni Libya olmaya aday

Anlışılıyor ki “büyük güçlerin” ortak kararıyla Suriye cihadçıların eline teslim edilmiş. Sandığımız gibi her şey birdenbire olmuş değil yani. Uzun süren pazarlıklar, varılan uzlaşmalar, bağımsız, egemen bir devlet olan Suriye’yi ortadan kaldırmış.

Oysa, elbette müttefiklerinin de yardımıyla binlerce cihatçıya karşı verdiği savaşı kazanmış bir Beşar Esad ile, batının ağır yaptırımları altında olmaya devam etse de komşu ülkelerin yeniden varlığını kabul ettikleri bir Suriye vardı birkaç gün öncesine kadar. Arap Birliği geçen yıl Suriye’yi yeniden üyeliğe kabul etmiş, Mayıs ayında Suudi Arabistan 12 yıl önce ilişkilerini kestiği Şam’a yeniden büyükelçi atamıştı.

Ancak rüzgar hızla ters döndü, geçen ayın sonlarında Suriye'nin kuzeybatısındaki muhalif gruplar sürpriz bir saldırı başlatınca jeopolitik dengeler hızla değişti. Heyet Tahrir Şam (HTŞ) öncülüğündeki İslamcı gruplar önce Halep’i ele geçirdi, sonra hızla başkente yöneldi. Şam’ın düşmesi saatler içinde oldu.

Sözkonusu grupların “başarısı”nın HTŞ’nin askeri kabiliyetinin bir sonucu olduğuna herhalde inanan yoktur. Eğer böyle bir gücü olsaydı bunu kullanmak için bunca yıl neden beklediği de merak konusudur. El Kaide esintili bu örgüte yol verenler, Suriye’nin müttefiklerinin “meşguliyetlerini” iyi değerlendirdiler. Ukrayna’yla savaşa tutuşmuş bir Rusya, İsral saldırılarıyla boğuşan Hizbullah, HTŞ’nin Şam’a yürüyüşüne karşı müdahaleye pek de istekli olmadılar. Misafir ettiği Hamas’ın liderini koruyamayan, kendi “komutanlarını” kaybeden, Batı’yla kontrollü gerginlikten vazgeçip ilişki kurmaya niyetli İran da “kuşatılmışken” Suriye’nin kaderinin böyle olması şaşırtıcı değil.

Suriye’de Esad yönetiminin çökmesinden sonra benim açımdan durum şu: Ne Rusya ne de İran, küresel dayatmalara, ayak oyunlarına karşı koyacak güçte ülkeler olmadıklarını göstermiş oldular. Gelişmeleri ardı ardına sıraladığımda Hamas lideri İsmail Haniye’nin İran’da öldürülmesini de sadece “İsrail saldırısına” bağlayamıyorum artık. Taviz vermeye niyetli bir İran’ın herşeyi yapacağına inanıyorum. Tüm taviz çabalarına rağmen İran tamamen yalnız bırakılmış bir ülkedir. Halkına, kadınlarına ettiği zulüm nedeniyle rejiminin çökmesi yakın olan İran’ın da “yenilgisi” ABD/İsrail eksenine yarayacaktır, tek başına onların başarısı olmasa da. Çünkü İran dinci rejiminin varlığını sürdürmesi gittikçe zorlaşıyor.

Suriye’de yönetimin çökmesinde en büyük kaybedenler Rusya ile İran’dır kuşkusuz. Her ikisi de 2011'de ayaklanmaların başlamasından bu yana rejimin desteklenmesine yardımcı oldular. Elbette kendi çıkarları için. Suriye, Orta Doğu'daki en güçlü müttefiki olan Moskova'ya bölgede nüfuz sağlıyordu. Beşar Esad, Moskova'nın desteği karşılığında Rusya'nın Tartus'ta bir deniz, Lazkiye'de bir hava üssüne sahip olmasına izin verdi. Bu da Rusya'ya Akdeniz'de önemli bir stratejik deniz varlığının yanısıra bölgede hava kabiliyeti kazandırdı.

Ancak Donald Trump’ın bitireceğine söz verdiği Ukrayna-Rusya savaşı, Rusya’nın – Ukrayna’nın topraklarının yüzde 20’sini ele geçirse de – istediği gibi gitmedi. Bunun bitmeyen ama artık bitmesi gereken bir savaş olduğuna inanan Vladmir Putin, Ukrayna nedeniyle üzerindeki yaptırımlardan kurtulmanın yolunun Suriye’de de taviz vermekle mümkün olduğunu düşündü.

Bunun böyle olduğunu anlamak için Rus medyasında yazılanlara bakmak yeter. Izvestiya örneğin “Rusya’nın Esad’a görevi bırakmayı teklif ettiğini” yazdı. Bir başkası Rusya tarafından Esad’a Suriye’nin bölünmesini kabul etmesinin önerildiğini ileri sürdü. Tatmin olmayanlar Rusya Dışişleri Bakanlığı’nın şu açıklamasını okumalılar. Açıklamada "Sayın Esad ile Suriye Arap Cumhuriyeti topraklarındaki silahlı çatışmanın bir dizi katılımcısı arasında yapılan müzakereler sonucunda, Esad devlet başkanlığından istifa etmeye karar vermiş ve iktidarın barışçıl bir şekilde devredilmesi talimatını vererek ülkeyi terk etmiştir" deniyor. “Müzakere yapılan bir dizi katılımcı” arasında Rusya’nın da olduğu çok açık.

Rusya için önemli olan Suriye’deki üssleridir. Aynı açıklamada Suriye topraklarındaki Rus askeri üslerinin yüksek alarm durumunda olduğu belirtilerek, "Şu anda güvenliklerine yönelik ciddi bir tehdit bulunmamaktadır" deniliyor. Oysa Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov daha birkaç gün önce “ülkedeki güç dengesinin değişmesine karşıyız” demişti. Tutum değişikliğindeki hız hayli şaşırtıcı. Sonuçta Rusya’nın da iki üssü koruması karşılığında “Suriye sorunu”ndan kurtulmak istediği açıktır.

Beşar Esad açısından durum insani anlamda son derece trajiktir. Ağabeyi Basil’in hazırlandığı Cumhurbaşkanlığına onun kuşkulu bir trafik kazasında ölmesinden sonra getirilen Beşar Esad’ın, cumhurbaşkanlığından önceki tek resmi görevi Suriye Bilgisayar Derneği'nin başkanlığıydı. Göreve geldikten birkaç ay sonra evlendiği eşi Esma da ülkeaine uzak, İngiliz vatandaşı bir Suriyeli Sünniydi. Üç çocuk sahibi genç çift, diğer Arap liderler gibi sarayları andıran bir malikane yerine Şam'ın lüks Ebu Rummaneh semtinde bir apartman dairesinde yaşıyorlardı. Televizyonlarda “Esad’ın Sarayı” denilerek yağmalanan Saray’ın Esad’la ilgisi yok.

Büyük hataları yok muydu? Vardı. Siyasi açılımlar yapmak yerine ekonomik reformlara yöneldi. Ekonomik kısıtlamaları yavaş yavaş kaldırdı, yabancı bankaların ülkeye girişine izin verdi, kapıları ithalata açtı, özel sektörü güçlendirdi. Şam ile diğer şehirlerde alışveriş merkezleri, yeni restoranlar, tüketim malları çoğaldı. Turizm canlandı. Yani Esad Batı’nın istediği bir çizgiye gelmek üzereydi. Ancak dönemin ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’in bir Şam ziyaretinde tehdit eder gibi önerdiği maddelerin hepsini reddedince düşman ilan edildi. Reddettiği o maddelerden sadece ikisini hatırlatayım: 1) Filistine destek vermekten vazgeç, 2) İsrail'le ilişki kur.

Onu ABD/Batının gözünde “diktatör” kılan bu reddi olmuştur. En büyük hatasına gelince; kendi gücüne, halkına güvenmeyi ihmal etmesidir.

Şimdi; sevinçten ayılıp bayılanlar için bir anlamı yok ama biz bilelim. Suriye, İslamcıların yönetim kavgasında tutuşacakları yeni bir “Libya”dır artık. Kadınlar açısındansa yeni bir “Afganistan”. Hemen yanıbaşımızda. Eğer toprak paylaşımında anlaşırlarsa sorun yok, anlaşmazlarsa PYD/YPG ile Türkiye destekli Suriye Milli Ordusu arasındaki çatışmaların da eli kulağında.

Hadi bakalım.

Emevi Camii’nde kılın namazınızı.

Umarım İsrail altınızdan seccadenizi çekmez.

Dünya Haberleri