YÖN/FİKRET BİLÂ
Terörsüz Türkiye hedefi için Meclis’te kurulan komisyonun kabul ettiği rapor siyasetin en önemli gündem maddelerinden biri oldu.
Siyasi partiler raporla ilgili değerlendirmelerini kamuoyuyla paylaşıyorlar.
Raporun eksikleriyle ilgili yorumlar da devam ediyor.
Raporun en çok eleştirilen yönlerinin başında “ulus devlet,” “Türk milleti,” “Türk ulusu” kavramlarının kullanılmamış olması geliyor.
Bu kavramların raporda yer almaması komisyonun çekingen bir üslup kullanması olarak eleştiriliyor.
Raporda yer alan “Türk, Kürt, Arap” söylemi de eleştiriliyor.
Bu söylemin Atatürk’ün ulus tanımına ters olduğu vurgusu yapılıyor. Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” tanımını yok sayan bir yaklaşım olarak değerlendiriliyor.
Atatürk’ün millet tanımına vurgu yapılmazken “Türk, Kürt, Arap” vurgusu yapılmış olması egemenliğin etnik gruplar arasında paylaştırılması gibi bir niyet olup olmadığı sorusuna yol açıyor.
Bu ifadenin, aynı zamanda “Türk milleti” kavramı yerine Türklüğü etnisitelerden biri düzeyine indirdiği eleştirisi yapılıyor.
Örneğin Atatürk Düşünce Derneği Genel Başkanı Dr. Hüsnü Bozkurt bu ifadeyle ilgili şu eleştiriyi yapıyor:
“Türk, Kürt, Arap söylemi son derecede sorunludur, Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesiyle de, üniter ulus devlet yapımızla da, Anayasamızın 66. maddesi ile de bağdaşmaz. Türkiye Cumhuriyeti dil, din,renk, cinsiyet, etnisite, felsefi düşünce, inanç, mezhep farkı gözetilmeksizin yurttaşların Eşitliği ve ‘Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir’ tanımı esası ile kurulmuş, 103 yıldır bu esası koruduğu için bütün kalmıştır. Sizin üç etnik kökeni ayıran (ayrıcalıklı gören) bu söyleniniz, hem kapsayıcı ve bütünleştirici üst kimlik olarak belirlenmiş Türk kimliğini etnisite olarak ifade ettiği için, hem de diğer etnisiteleri yok saydığı, her birinin ayrı millet olduğu algısına yol açtığı için doğru değildir.”
Bozkurt bu ifadenin kullanılmaması gerektiğini vurguluyor.
Raporda eleştirilen bir diğer konu ise Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararlarının uygulanmasının, tutuksuz yargılamanın esas, tutuklu yargılamanın istisna hale getirilmesinin talep edilmesi.
Bu taleplerin uygulanması için yeni bir anayasal ve yasal düzenlemeye gerek yok.
Zaten anayasa, Anayasa Mahkemesi kararlarının tüm gerçek ve tüzel kişileri bağladığını ve resmi gazetede yayınlandığı anda uygulanmasını emrediyor.
Keza AİHM kararlarının da uygulanması yine Anayasa’nın 90. maddesinin amir hükmü.
Anayasa’da bu hükümler varken raporda bu taleplerin yer alması ve altında AK Parti ve MHP’nin de imzalarının bulunması da ayrı bir eleştiri konusu.
AYM ve AİHM kararlarını uygulamayan zaten AK Parti-MHP iktidarı.
Uygulanmasını talep eden raporda imzalarının bulunması da ayrı bir çelişki.
O zaman muhalefetin “bu kararları niye uygulamıyorsunuz da uygulansın talebinin altına imza atıyorsunuz” diye sorma hakkı doğuyor.
Demokratikleşme ve hukuk devletinin güçlendirmesi iddiası taşıyan bu raporun anlam kazanabilmesi için öncelikle seçilmiş belediye başkanlarının cezaevinden çıkarılmaları, yargılamaların tutuksuz yapılması gerekiyor.
Belediye başkanlarını bir yıla yakın süredir cezaevinde tutup “AYM, AİHM kararları uygulansın, tutuksuz yargılama esas olsun” diye rapor yazmak iktidar açısından büyük çelişki oluşturuyor.