Prens'e Sunulan Kız Tuğlayı Çekince

 Medya Mahallesi
Ayşenur Arslan yazdı: Prens'e Sunulan Kız Tuğlayı çekince

Siyasi tarihimizin unutulmaz ifadelerinden biridir.

Uğur Mumcu’nun katledilmesine dair soruşturma çıkmaza girince eşi Güldal Mumcu, eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar’a yakınır.. “Bir duvar örülüyor sanki” der. Mehmet Ağar da bu sözlere katılınca Güldal Mumcu isyan eder: “O zaman çekin bir tuğla, duvar yıkılsın.” O konuşmayı unutulmaz kılan şey, Mehmet Ağar’ın sonraki sözleridir: “Çekemem.. Çekersem duvar yıkılır..

Mehmet Ağar yıllar sonra bu sözleri yalanladı: “Öyle bir ifadem olmadı.. ‘‘Keşke ucundan yakalayabilsek, Bahriye Üçok ve Muhammed Aksoy cinayetleri de çözülür’ dedim” ..

Dedi mi demedi mi, önemi yok aslında. Zira ne tuğla çekilebildi ne de Mumcu cinayeti -pek çoğu gibi- aydınlatılabildi.

“Hiç Kimsenin Kızı” kitabını okurken bunu hatırlıyorsunuz.. Kitabın arka kapak yazısı zaten tam da bunu söylüyor:

“Tek kare fotoğrafla tuğladan bir taş çekilmiş, sarsılmaz denilen itibarlar yerle yeksan olmuştu.”
Taşı çeken Virginia Giuffre idi.

Epstein-Maxwell ikilisinin korkunç ağı, onun İngiltere Prensi Andrew ile çekilmiş bir fotoğraf ile çözülmeye başlamıştı.

Ghislaine Maxwell, çocuk kadın Virginia’yı Prens’e sunmuş.. Bu anı ölümsüzleştirmek için de üçü yan yana fotoğraf çektirmişti..



*. *. *

Kitap, Virginia’nın ölümünden sonra yayınlandı. Çocukluğundan itibaren maruz kaldığı, babası ve onun bir arkadaşının cinsel istismarını okurken dayanamıyorsunuz. O da uzun yıllardan sonra olsa da dayanamayarak hayatına son verdi. Tek dileği kitabının ölümünden sonra yayınlanmasıydı. “Tek bir taşı oynatabilirsem.. Tek bir kızı kurtarabilirsem her şeye değer” diyordu.

Aslında son birkaç yılda ayrıntılarıyla öğrendiğimiz bir öyküyü anlatıyor kitap. Dünyanın en ünlü, en zengin, en itibarlı erkekleri.. Ve onların elinde her türlü iğrenç fantezilerini gerçekleştirebildikleri “oyuncakları”, küçük kızlar.

Evet, biliyorsunuz ama okurken fark ediyorsunuz ki cehennem bu dünyada kurulmuş ve kimse umursamamış!
Yine okurken hatırlıyorsunuz ki, bu topraklarda, hatta dünyanın her köşesinde oynanıyor bu cehennemlik oyun.

Tarikat yurtlarındaki cinsel istismar vakalarını kaç kez yazdım. Üstlerinin nasıl örtüldüğünü de..

Aile içi istismar vakaları ise, ki Virgina’nın hayatı böyle başlamıştı, iyileşmesi en zor yaralardan birini açar.

Ne yazık ki Epstein dosyası kadar ilgi görmedi, ama Suna Aras’ın “YIKANMAK İSTİYORUM” kitabındaki mağdur anlatımları, vahşetin sınırlarının olmadığını gösteriyor.

Küçücük kızların hayatları ile oynanıyor. Çoğu kez anne de susarak payına düşen rolü oynuyor. Kimse de çıkıp konuşmuyor. Kamu kurumları da görmüyor, duymuyor.

*. *. *

Hiç Kimsenin Kızı kitabında, bir başka kadın yazar, Anna Sewell’den yapılan alıntı, tam da bu trajediyi özetliyor:

“Bu dünyanın neden bu kadar kötü olduğunu biliyor musun? Çünkü insanlar sadece kendileriyle ilgileniyorlar ve ezilenler için ayağa kalkmak ya da yanlış yapanları gün yüzüne çıkarmak için zahmet etmiyorlar.. Benim doktrinim şudur: Eğer durdurma gücüne sahip olduğumuz bir zulüm veya yanlış görürsek ve hiçbir şey yapmazsak, kendimizi suçun ortağı yaparız.”

Epstein ve çetesi, durdurulamayacak kadar güçlü görünüyordu değil mi! Öyle ya, eski ABD başkanları.. İngiltere kraliyet ailesinin nüfuzlu prensi.. Dünyanın en en en zengin isimleri.. Yanı sıra Epstein’in muazzam serveti..

Kim durdurabilirdi ki onu!

Yanıtını Virginia Giuffre verdi. Bedelini en ağır biçimde ödeme pahasına, duvardan bir tuğla çekti.

Onun cesareti, öteki kurbanlardan bazılarına da cesaret verdi.

Kendilerine “hayatta kalan 23 kızkardeş” adını veren kurbanlar, çağımızın en korkunç çetesini dünyaya duyurmayı başardılar.

Diyor ki Virginia:

“On üç yıl önce Epstein ve Maxwell’den nasıl kurtulacağım konusunda pek bir fikrim olmadan yabancı bir ülkeye uçmuştum. Şimdi sadece kendimi özgürleştirmekle kalmamış, aynı zamanda daha azimli olmuştum. Sadece ortadan kaybolmayı arzulayan ürkek bir genç kızdan, adı ve yüzü, mağdurların tacizcilerinden kamuoyunda hesap sorması fikriyle özdeşleşen güçlü bir kadına dönüşmüştüm..”

Virginia o korkunç yıllarda ne kadar bilincindeydi, kim bilir.. Epstein çetesinin elinde yaşadıklarını, sanki günün birinde ifşa etmeye karar vermiş gibi gün gün zihnine kaydetmiş..

Kitap o ayrıntılarla, bir dava dosyasının son hali gibi. İddia makamına hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak kanıtlar sunuyor. Epstein’in (biri Trump’ın komşusu) olağanüstü lüks malikaneleri ve adası hakkında hemen her detayı neredeyse görselleştirerek anlatıyor.

Aslında Epstein skandalı da Virginia’nın anlattıkları da yeni değil. Yıllarca uzaktan da olsa izledik, konuştuk.

Ancak kitap bize skandaldan çok o vahşi tuzakta öğütülen çocuk kadınları anlatıyor. Birer insan olarak.. Hep tacize uğramış, hiç görülmemiş çocuklar.. Ve kitabın adı gibi “hiç kimsenin kızı” olarak hayatları ellerinden alınanlarla tanıştırıyor.

Türkiye Haberleri