Ne yazayım abime…:Köşemizde siparişle haber veya ülke güzellemesi yapılır(!)

 TÜRKİYE VE EĞİTİM HEPİMİZİN
Şahin Aybek yazdı: Ne Yazayım Abime…:Köşemizde siparişle haber veya ülke güzellemesi yapılır(!)

“Özgür bir basın iyi de olabilir, kötü de olabilir; ama özgür olmayan bir basın sadece kötüdür.”

Albert Camus

Albert Camus’nün bu cümlesi, bugün Türkiye’de basının tartışıldığı kaygan ve tehlikeli zemini özetliyor. Bir haberin kalitesi ya da doğruluğunu tartışmayı bıraktık. Gazeteciye vereceği zararı konuşur olduk. Gazeteci haberi yaparken artık kafasında “Bayrampaşa Ben Fazla Kalmayacağım” filminden kareler geliyor. Çoluğunu ,çocuğunu düşünüp haberi kırk yerinden yararak yayımlatmaya çalışıyor çünkü basın özgür değil.

Özgür olmayan basın, hızla bir propaganda aracına dönüşüyor ve toplumun haber alma hakkını köreltiyor.

Bayramın ikinci günü, Tokat’ın Turhal ilçesinde ailesini ziyaret eden BirGün muhabiri İsmail Arı, yalnızca mesleğini yaptığı için gözaltına alındı, Ankara’ya getirildi ve “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla tutuklandı. Savcılık ifadesi bile alınmadan tutuklama talebiyle hâkime sevk edildi. İsmail Arı, rahatsız edici gerçekleri yazmanın bedelini ödedi.

Bu olay istisna değil. Kısa süre önce de Alican Uludağ evinden onlarca polisle alınmış, benzer suçlamalarla cezaevine konulmuştu. Sosyal medya fenomeni Ayşegül Eraslan’ın ölümüyle ilgili haberleri nedeniyle Bilal Özcan da aynı maddeyle tutuklanmıştı. 2026’nın ilk çeyreğinde sadece bu suçlamayla dört gazeteci gözaltına alındı, ikisi tutuklandı.

GAZETECİLİK ONURLU BİR MESLEKTİR VE KİMSE MESLEĞİNİ İCRA ETTİ DİYE YARGILANAMAZ

Nasıl bir öğretmen sınıfta ders anlattığı için, bir cerrah ameliyathanede hastayı kurtarmak için, bir avukat müvekkilini savunduğu için cezalandırılamazsa, gazeteci de haber yaptığı, araştırdığı, gerçeği yazdığı için cezalandırılamaz. Bu mesleklerin her biri toplumun vazgeçilmez işlevleridir. Öğretmen geleceği şekillendirir, cerrah hayat kurtarır, gazeteci ise kamusal denetimi sağlar. Hiçbiri görevini yerine getirirken keyfi tutuklamayla karşı karşıya bırakılamaz.

Gazeteciliği “suç” ilan etmek, toplumun haber alma özgürlüğünü elinden almaktır.

Maalesef günümüzde Türkiye’de gerçekten haber yapan gazeteci değil, divan edebiyatındaki övgü şairleri gibi metheye dizen şarlatanlar aranıyor. Halkın haber alma özgürlüğüne hizmet eden gerçek gazeteciler değil, omurgasız, satılık kalemler isteniyor.

Televizyonlarda ya da yazılı ve sözlü medyada gazeteci adı altında sadece iktidar övgüsü yapan ve halka görmesi gerektiği kadarını gösteren sözde gazeteciler, övüldükçe ve taltif edildikçe artıyor. Maalesef geleceği onlara bırakacağımız genç kalemler de onları örnek alıyor. Çünkü bu gazeteciler manevi yönden desteklendiği gibi maddi yönden de destekleniyor. Bu, basın özgürlüğünün yalnızca baskıyla değil, ekonomik bağımlılıkla da yönlendirilerek zedelendiğini gösteriyor.

“Gazetecilik birilerinin yayımlanmasını istemediği şeyleri yazmaktır. Geri kalan her şey halkla ilişkilerden ibarettir.”

George Orwell

Gerçek gazetecilik korkusuzca, yaranma kaygısı taşımadan, gerçeğe sadık kalarak yapılır. Gazeteci ne bir tarafın sözcüsüdür ne de iktidarın bekçisi. O, toplumun vicdanını temsil eder; halkın haber alma hakkını korur. Bugün yayımlanması istenmeyen her bilginin “suç” kapsamına alınabildiği bir ortamda, gazetecilik ile propaganda arasındaki çizgi bilinçli olarak belirsizleşiyor.

TÜRKİYE’NİN VAHİM DURUMU TÜM DÜNYADA YANKILANIYOR

Türkiye’de basının geldiği nokta, sadece kendi içimizde bildiğimiz ve “kol kırılır yen içinde kalır” diye üstünü ötebileceğimiz bir durum değil. Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF), 2025 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye’yi 180 ülke arasında 159. sıraya yerleştirdi ve “çok vahim” kategorisinde tuttu. Bu sıralama, yaşananların münferit değil, yapısal bir sorun olduğunu uluslararası arenada bir kez daha tescilledi.

Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ) de Türkiye’yi gazeteci hapisleri konusunda uzun yıllardır sorunlu ülkeler arasında sayıyor. 2025’te dünya genelinde 330’dan fazla gazeteci hapisteydi; Türkiye bu listede öne çıkan isimlerden biri olmaya devam ediyor.

DOĞRU BİLGİYE ULAŞMAK TOPLUMUN HAKKI

Gazeteciler işini yapamaz hale geldiğinde yani susturulduğunda, sadece bireyler değil, toplumun doğru bilgiye erişim hakkı da zedelenir. Eleştirel seslerin olmadığı bir ortamda yolsuzluklar, usulsüzlükler ve hatalar görünür, konuşulur olmaktan çıkar. Denetim mekanizması ortadan kalkar, demokrasi zedelenir.

Basın, gücün denetleyicisi mi olacak, yoksa sınırları çizilmiş güzel bir masalın taşıyıcısı mı? Basın özgürlüğü, yalnızca gazetecilerin değil, tüm toplumun hakkıdır. Bu hak zayıfladığında kaybedilen şey, sadece haber alma özgürlüğü değil; gerçeklerdir.

Ama ne kadar uğraşılsa da gerçeklerin önünde sonunda su yüzüne çıkmak gibi bir huyu var.

Madem haksız tutuklamaların kara mizahı “Bayrampaşa Ben Fazla Kalmayacağım” filminden bahsettik o halde orada geçen: “Umudun bile tükenip gittiği bu yerlerde sakın ola beni unutma” repliğinin tüm meslektaşlarımın duygularına tercüman olacağını düşünüyor ve bir an bile onları unutmayacağıma söz veriyorum. Türkiye Hepimizin, Eğitim Hepimizin

Eğitim Haberleri