Mollaların değil ama İran'ın yanında olmalıyız

 Medya Mahallesi
Ayşenur Arslan yazdı: Mollaların değil ama İran'ın yanında olmalıyız

Mark Ruffalo.. Eğer Hollywood filmlerini yakından izlemiyorsanız muhtemelen tanımıyorsunuzdur. Star karşılığında değilse de bir hayli etkili filmin oyuncusu. Ama son aylarda Trump karşıtlığı, Gazze için adalet arayışı ile öne çıktı. Her vesileyle mikrofonlar ona uzatıldı.
İran savaşı konusunda da galiba -üstelik Trump’ın ülkesinde- en dikkate değer yorum ondan geldi:

“Müzakereler, savaşa gireceğimizden emin olmak için kurgulanmıştı. Dünya kamuoyu bu planlı felakete karşı durmalı..”

Sadece o değil. ABD’de anketler Trump’ın canını sıkacak oranlar veriyor. Sinema, müzik, edebiyat dünyasının da neredeyse tamamı İran savaşına karşı.

Bu sırada bizim buralarda sanatçılar, aydınlar laiklik bildirisine imza attıkları için ifadeye çağırılıyor. Aralarında 91 yaşındaki hocaların hocası Prof. Korkut Boratav da var. Hatta eğer söylentiler doğruysa “sağlığı elvermiyorsa ambulansla getirilsin” denmiş.

Uzun bir süredir sağlık nedenleriyle evden çıkamadığım.. Yani hem televizyondan hem de sosyal hayattan uzak kaldığım için unutuluyorum. Ama buradan duyurmuş olayım.. Ben de imzamı koyuyorum!

*. *. *

ABD-İRAN savaşı dünyanın hemen her köşesinde olduğu gibi Türkiye’de de çok hayati bir tartışmanın fitilini ateşledi: ABD ve İsrail’’in en hafif tanımla “yayılmacı” diyebileceğimiz saldırısına karşı, İran’daki korkunç rejimi desteklemeli, savunmalı mıyız?

1979’dan bu yana en çok acı çeken, en çok kayıp veren İran Komünist Partisi TUDEH’ten şöyle bir açıklama geldi:

“ABD-İsrail saldırıları kurtuluş değil, ulusal egemenlik ihlali..”

Çok bıçak sırtı bir durum.

Tartışmayı, İkinci Dünya Savaşı’nda Mussolini faşizmine karşı ABD ile omuz omuza savaşan İtalyan komünistlerine de götürebiliriz. Götürürken o büyük savaşta konjonktürün çok farklı olduğunu söyleyebiliriz.

Yine İran örneğinden gidelim. Kaç yıldır süregelen protesto ve mücadele sonuca vardı mı?
Varmadı.. Varamaz..

Zira asimetrik bir mücadeleden söz ediyoruz. Bir yanda askeri, silahları, yargısı ile devlet mekanizması.. Diğer yanda canından başka ortaya koyacağı bir şeyi olmayan insanlar..

Sadece İslamcılardan değil, soldan da eleştiri alacağımı biliyorum ama kusura bakılmasın Molla rejimi için parmağımı kımıldatmam. Haftalarca, özgürlük talebiyle sokağa çıkan gençlerin başına neler geldiğini gördük. Bir arkadaşım fotoğraf gönderdi.. 18 yaşın altında iki gencin, eşcinsel beraberlik iddiasıyla idam edilmeden hemen önce boyunlarında iple çekilmiş fotoğrafını..

İnsan hakları örgütlerinin tespitine göre 2023, idam cezalarının tavan yaptığı yıl oldu mesela. Siyasi, dini, toplumsal nedenlerle 834 kişi idam edildi.
On binlercesi de, başta şu meşhur Evin cezaevi olmak üzere zindanlarda betona gömüldü.

Önce Humeyni.. Sonra Hamaney.. Vampirler gibi gençlerin, özellikle kadınların kanlarıyla beslendiler.
O gençlerin, kadınların, özgürlük ve insanca yaşam peşindeki bireylerin karşı koyacak gücü var mıydı?

Türkiye Komünist Partisi Genel Sekreteri Kemal Okuyan SOL’daki söyleşisinde ABD’yi -deyim yerindeyse- lanetlerken şöyle diyor:

“Kimsenin İran halkından kendi egemen sömürücü sınıfını ve teokratik siyasal yapılanmayı desteklemesini, ona itaat etmesini talep etme hakkı yok. Ancak bağımsız bir tutum, bugünkü siyasal gelişmelerin kritik halkasını kavrayarak geliştirilebilir. Eğer İran’da bir devrimci sınıf hareketi gelişmiş olsaydı zaten ABD ve İsrail bu şekilde saldırmazdı, saldıramazdı.”

Nasıl gelişecekti peki o hareket?

Ne bir parti kurmalarına imkan veriliyordu.. Ne haberleşme özgürlüğü tanınıyordu.. Humeyni’nin İran’a dönüşüyle birlikte muhalefet diye bir kavram sözlüklerden bile çıkartılmadı mı? Üç beş kişi bir araya geldiğinde sonları ya hapis ya idam olmuyor muydu?

Tamam, ABD elbette beyaz atlı kovboy değil. İran’ı kurtarmaya gitmiyor. Hele İsrail.. Son yarım yüzyıla kadar tarihin en korkunç soykırımına uğrayıp bugün soykırımın dikalasını sergileyen İsrail.. Onların derdi de İranlıların özgürlüğü değil.

Ama bu, bizim derdimiz olmalı.. ABD ve İsrail’e “DUR” derken, İran’daki korkunç molla rejimine karşı küresel çapta ne yapabileceğimizi konuşmalıyız.

İran’ın ulusal egemenliğine saygı göstermek adına Trump-Netanyahu ikilisini kınayıp İranlılar için üzülmekle yetinmemeliyiz.

Türkiye Haberleri