Türkiye yıllardır ağır bir ekonomik buhranın içinde. Bu kriz bir günde ortaya çıkmadı. Vatandaşın geçim mücadelesi uzun zamandır borçla, faizle ve her geçen gün daralan gelirle sürüyor. Esnaf kepenk kapatmamak için direniyor, emekli pazardan yarım kilo meyve alabilmek için hesap yapıyor, gençler ise daha hayata başlarken Genel Sağlık Sigortası borcuyla kuşatılıyor.
Türkiye’nin en yakıcı gerçeği artık açık: Borç, yalnızca bir ekonomik veri değil, milyonlarca insanın hayatını belirleyen bir kader haline getirildi.
Bu tabloda en son kapsamlı kamu borç yapılandırması 2023 yılında, 7440 sayılı Kanun ile yapıldı. O tarihten bugüne vatandaşın SGK borcu büyüdü, vergi borcu büyüdü, Bağ-Kur borcu büyüdü. İşverenin prim yükü arttı. Kamuya olan borçlar hafiflemedi, tam tersine katlanarak devam etti.
Kriz derinleşirken geniş kapsamlı yeni bir kamu yapılandırması çıkarılmadı. Bunun yerine, parça parça düzenlemelerle sorun ötelenmeye çalışıldı.
Vatandaş bankalara boğulunca bu kez Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu devreye girdi. Kredi kartı ve ihtiyaç kredisi borçları için yapılandırma kararları alındı.
26 Eylül 2024’te kredi kartı ve ihtiyaç kredileri için ilk yapılandırma düzenlemesi yapıldı. Ardından 10 Temmuz 2025’te yeniden bir karar geldi. Yetmedi, 29 Ocak 2026’da bir kez daha kredi ve kredi kartı borçlarına yönelik yapılandırma açıklandı.
Yani sadece iki yıl içinde üç kez bankalara olan borçlar için yapılandırma penceresi açıldı.
Bu bile tek başına bir gerçeği gösteriyor: Borç artık yönetilemez hale geldiği için sistem sürekli yeni düzenlemelere ihtiyaç duyuyor.
Esnaf ve KOBİ nefessiz kalınca bu kez Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği “Nefes Kredisi” uygulamasını devreye soktu.
8-9 Temmuz 2025’te başvurular başlatıldı. Ekim 2025’te yeniden açıldı. Kasım 2025’te kredi limitleri artırılarak bir kez daha duyuruldu. Şimdi ise 2026 Mart ayı için yeni bir Nefes Kredisi hazırlığından söz ediliyor.
Ancak burada çok temel bir soru var:
Bu krediler gerçekten nefes mi oluyor?
Çünkü sahadaki gerçeklik bambaşka.
Esnafın kredi sicili bozuk. Hesaplar hacizli. SGK ve vergi borçları birikmiş. Bankalar risk almıyor. Krediye gerçekten ihtiyacı olan zaten sistemin dışında bırakılıyor.
Nefes kredileri, gerçekten nefessiz kalanlara değil, zaten erişebilenlere ulaşan bir finansman kolaylığına dönüşüyor.
Kamu borçları büyüyünce bu kez 6183 sayılı Kanun kapsamında teminatsız taksitlendirme sınırı 50 bin liradan 250 bin liraya çıkarıldı.
Bu karar bile başlı başına bir itiraftır.
Demek ki borç yükü öyle büyüdü ki, devlet artık teminat şartlarını gevşetmek zorunda kalıyor.
Ama soralım:
Bu düzenlemeler vatandaşın hayatını değiştirdi mi?
Hayır.
Çünkü sorun taksit sayısı değil. Sorun borcun kaynağı. Sorun enflasyon, sorun ekonomik çöküş...
Emekli aldığı maaşla geçinemiyor, kredi kartıyla yaşamaya çalışıyor. Asgari ücretli bankaya borçlu. Dar ve sabit gelirli her ay borç çevirerek ayakta kalıyor. Gençler GSS borcu nedeniyle daha hayatın başında bir çıkmaza sürükleniyor. Esnaf Bağ-Kur borcundan çıkamıyor. İşveren prim borçları altında boğuluyor.
BDDK yapılandırmaları borcu azaltmıyor, sadece erteliyor. Nefes kredileri gerçek ihtiyaç sahibine ulaşmıyor. Teminat limitleri artırılıyor ama milletin borcu yerinde duruyor.
Demek ki bu işler yetmiyor.
Demek ki parça parça pansumanla bu hasta iyileşmiyor...
Türkiye’nin ihtiyacı yeni bir kredi paketi değil, yeni bir erteleme kararı değil.
Türkiye’nin ihtiyacı kapsamlı, adil, faiz yükünü ortadan kaldıran, kalıcı bir kamu borç yapılandırmasıdır.
Borç batağında ezilen milyonlar için bu artık bir tercih değil, acil bir zorunluluktur.
Milleti seçimden seçime hatırlayan değil, her gün millet için siyaset yapan bir anlayış şarttır.
Çünkü bu ülkenin insanı borçla yaşamaya değil, insanca yaşamaya mecburdur.