Mahkeme ile ilk temasım, 1978 yılında Ankara’da oldu. Kızılay’da arabamla yeşil ışıkta geçerken yan taraftan bir araba gelip çarptı. Ben olayı ucuz atlattım ama arabam o kadar şanslı değildi. Eksik olmasın bir beyefendi arabasından inip geldi.. “Kazaya şahit olduğunu, dilersem şahitlik yapabileceğini” söyledi. Telefonunu verdi.
Nitekim olay mahkemeye gitti. Şahidim gördüklerini anlattı. İlginçtir, arabama çarpan kişi de bir an boş bulunup gaza bastığını, kazanın sorumlusunun kendisi olduğunu itiraf etti.
Ancak.. o davada ben “SANIK” oldum. Neden mi?
Kazayı yapan kişi senatördü, yani dokunulmazlığı vardı, yani sanık olamıyordu!!
Şimdi senatörlük yok ama “dokunulmazlık” gani gani!
Üstüne yargı deyince aklımıza bu devrin öncesinde gelmeyecek başka şeyler geliyor artık..
Onlardan birini İzzet Çapa’nın YouTube kanalında Fatih Altaylı anlattı. Dinlerken içim çekildi..
Fatih’in anlattığı kadarıyla; kimlerse artık, birilerinin aklına “cezaevinde en çok hangi yemeği özlediniz” sorusu takılmış.. Silivri’deki ünlü konuklara anket tadında sormuşlar. Kimisi döner demiş, kimisi suşi.. Fatih ise en çok tostu özlediğini söylemiş.
Bir süre sonra, hakkında karar verilecek olan duruşmaya, hakim karşısına çıkmış.
Bir de ne görsün! Hakim karşısında tost yiyor.
“Gözaltına alındığım andan cezaevi günlerine ve tahliyeye kadar kimseden kötü bir muamele görmedim. Sadece o tost meselesine kırıldım” diye anlattı.
Dediğim gibi içim çekildi dinlerken.. İnanamadım.. İnanmak istemedim..
Ama bunun bir tesadüf olabileceğine de kendimi ikna edemedim.
*. *. *
Aslında ne dönemlerden geçtik.. Mahkemelerde nelere, nasıl haksız kararlara tanık olduk değil mi! Yine de bu örnek çok fena geldi bana.
Şundan: Bunu en fazla ilkokul, bilemediniz ortaokul çocuklarına yakıştırabilirsiniz. (Ya da günümüzde Trump’a!)
Bir hakimden, hem eğitimi hem de üstlendiği sorumlukla asla beklemeyeceğiniz bir davranış değil mi!
Habire karşımıza çıkan liyakatsizlik, cehalet, umursamazlık yanlış bir karardan daha çok rahatsız etmiyor mu sizi de!
Hele “Reis’ten yana değilsen karşımızdasın” demeler!
Düşünün.. Tecavüz ettiği anne kız için yargılandığı halde, üstelik onlar kendisi yüzünden ölmüşken, malum cisim aramızda dolaşacak.. Gülben Ergen onun hakkında söyledikleri yüzünden ifadeye çağırılacak.. Eğer halk buna sokaklara çıkıp isyan etmiyorsa iki nedeni var:
“• Reisçiler onun yanlış yapmayacağına iman etmiş durumda.. Diğerleri de korkuyor.. Susuyor.”
“• Medya neredeyse toptan Saray kontrolünde olduğu için, milyonlar pek çok konuda olduğu gibi bu konuda da hiçbir şey bilmiyor.”
*. *. *
Hele medya.. İlle de medya..
Gerçeklere gözlerini kapatıp nasıl da masal anlatıp duruyorlar.
Unutulup gitmez umarım. Sabah Gazetesi İBB davasına dair sayısız yalan yanlış iddialara yer verirken, bir iddiada çıtayı arşa çıkarmıştı. Güya Ekrem İmamoğlu’nun özel kalem müdürü Kadriye Kasapoğlu’nun telefonundan “TÜRKİYE’Yİ ELE GEÇİRME PLANI” çıkmıştı.
O planın, olsa olsa seçim kazanmaktan ibaret olabileceğini.. Bunun da bir telefonda ele geçirilecek bir kanıt olamayacağını ortalama akıl sahipleri bile anlamıştı herhalde. Nitekim Sabah, o planın ne menem bir şey olduğunu anlatamadı. Kadriye Kasapoğlu da ahlaksız bir kumpas yüzünden aylarca hapis yattıktan sonra nihayet geçenlerde tahliye oldu.
En güncel masal, dün Akit’in manşetindeydi. Trollerin gündeme saldığı “Özgür Özel’in New York Manhattan’da milyon dolarlık evi var” yalanını servis etmişti.
Gerçi Özgür Özel “ABD’de ya da dünyanın herhangi bir yerinde bir tırnak makasım varsa istifa edip siyasetten çekileceğim” dedi.. Ama bu medya düzeninde kim duyar.. Atılan çamuru kim temizler..
Hatırlayın. Özgür Özel’in genel başkanlığı kazandığı kurultay sonrasında hazımsızlar akıl almaz, mesnetsiz ve kanıtsız iddialarla dava açarken Kılıçdaroğlu ne demişti:
“Parti yönetiminin açık ve net açıklama yapması lazım. Yapmıyorsanız, e sükut ikrardan gelir o zaman başka bir şey var demektir burada. Bir şey varsa, kesinlikle partinin kirlilikten arınması gerekir Bu partinin kimliği, kuruluş felsefesi çerçevesinde ele alınması gereken bir olaydır”
Özgür Özel ve ekibi sükut mu etmiş, yani söylenenler karşısında susup oturmuş muydu? Hayır! Açıklama da yapmışlardı.. İddiaları da tek tek çürütmüşlerdi..
Yine de kafası karışmaya müsait insanlar, Kılıçdaroğlu’na inanmayı seçmişse.. Bu yargı ve medya düzeninde yalanlarla nasıl başa çıkılır ki..
Bir başka örnek; Barış Yarkadaş “Halk artık CHP mitinglerini eskisi gibi itibar edip gitmiyor“ buyurmuştu. Elbette görüntüler ortadaydı. Yani söylenenin doğru olmadığını ispatlama çabasına bile gerek yoktu. Yine de Barış, belki malum kitleye güvenerek söylemişti işte!
*. *. *
İtiraf edeyim, Yılmaz Özdil benim polemiğe girmekten çekindiğim bir isimdir. Öfkesi ve o sırada ağzından çıkanı kulağının duymaması beni ürkütür. Yine de son bir tespiti var ki, medyanın notlarını paylaşırken değinmeden geçemedim.
Diyor ki: “Papa’nın Müslüman olma ihtimali, Özgür Özel’in CHP’yi başarıya götürme ihtimalinden fazladır..”
El insaf Yılmaz!
Hadi anketlere inanmıyorsun.. Özel’in mitinglerindeki görüntüleri de izlemiyorsun.. Acaba durup bir an olsun kendine şunu sordun mu?
“Durum buysa neden iktidar CHP’yi onun elinden alıp Kılıçdaroğlu’na teslim etmek için her yolu deniyor?”
Yazarken aklıma geldi. 1990’ların sonunda ATV’de “ŞOK” adında ilginç bir program vardı. Sevgili Korcan Karar, akla sığmayacak saçmalıkları ciddi ciddi anlatır.. O dönemde henüz dilimize girmemiş tabirle, seyirciyi trollerdi.
ABD’li ünlü bir sinema oyuncusunun Edirne’de genelevde çalıştığı.. Ya da o zamanlar yaygın olan şifreli kanallarda şifrenin sprey ile çözüleceği vs.. Neler neler..
İnanamamıştık ama seyirci en saçma konu için bile ATV’yi arıyordu. Sonunda, özellikle bir başlık nedeniyle telefonlar kilitlenince, program boyunca “bu bir mizah programıdır” diye altyazı geçilmesine karar verildi. Ne miydi o başlık?
“Papa Müslüman oldu..”