Mafya babası için Cemevi’nde mevlid okunur mu?

 Hakikat.
İsmail Pehlivan yazdı: Mafya babası için Cemevi’nde mevlid okunur mu?

Alevilik’teki Rızalığın, bir mafya lideriyle (Mehmet Kaplankıran-Kürt Mehmet) vedalaşma törenine dönüştürülerek kurban edildiğine tanıklık ediyoruz. Oysa Rızalık toplumsal adaletin, vicdanın ve ikrarın sarsılmaz orta direğidir. O direk kırıldığında Yol sahipsiz kalır. Berlin Alevi Toplumu Cemevi’nde (BAT) gerçekleşen ve yeraltı dünyasının normlarını inanç merkezine taşıyan o tören, sadece bir ‘hizmet hatası’ olamaz. Bu, bin yıldır ilmek ilmek örülen bir inanç dokusunu, Anadolu irfanını korumakla görevli kurumsal irade eliyle tahrip edilmesidir.

Mehmet Kaplankıran - (Kürt Mehmet)

Berlin Alevi Toplumu’nun inançsal rehberliği, Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Kuzey Bölge İnanç Kurulu’na emanet edilmiştir. Ancak "Yol"un belkemiği olan Rızalık ilkesi, toplumun gözü önünde bu yapının eğip bükmesi, o makamın meşruiyetinin sorgulanmasına neden olmuştur.

Bu Mevlid’e izin verenlere sormak istiyorum: Alevi İnanç Kurulları Yol’un koruyucusu mu, yoksa mevcut bozuk düzeni onaylama kurulu mu?

İnanç Kurulu, Berlin Cemevi’nde yürütülen bu "mevlit görünümlü" ‘erkan’ın Yol’a uygunluğuna dair bir onay vermiş midir? Eğer verildiyse, Rızalık terazisi neye göre kurulmuştur? Ayrıca açılama yapmak yerine neden sessizliği tercih etmiştir?

Derviş İsmail Canbaz ve ekibi, bu sessizliği "temkin" olarak nitelendiremez. Alevilik’te hakikat, ertelenemez bir borçtur. Bir inanç kurulu, erkanın özü zedelendiğinde konuşmayacaksa, hangi "hizmet" için oradadır?

Almanya Kuzey Bölge İnanç Kurulu, en temel görevi olan "Yol ve Erkan Denetçiliği" özelliğini yitirmiş görünmektedir. Bir Cemevi’nde verilecek hayır lokmasının, birinin cenazesinin, erkanla kaldırılıp kaldırılamayacağı inanç kurulunun bilgisinden bağımsız olamaz. Eğer kurulun bilgisi varsa, bu bir "itikat kırılmasıdır." Eğer bilgisi yoksa bu da bir "yönetim zafiyettir."

Rızalık ilkesinin ihlali, Aleviliğe yapılacak en büyük kötülüktür. Berlin’deki uygulama, Cemevi yöneticilerinin ve inanç önderlerinin eliyle bir inanç sistemine "yeraltı dünyası" normlarının sızdırılmasıdır.

Yazar EA Kızıldeli’nin Rızalık ihlali konusunda sosyal medyadaki "Rızalık Yoksa Yol Yoktur" başlıklı paylaşımında tepkisini şöyle dile getirmiştir:

"Değerli Canlar,

Günlerdir susmayı tercih ettim. ‘Belki bir açıklama gelir, belki Yol’un sorumluluğunu taşıyanlar çıkar konuşur’ dedim. Ama gördüm ki suskunluk büyüyor, konu örtülmeye çalışılıyor, kavramlar bilinçli şekilde yer değiştiriyor. Bu yüzden artık açık ve net konuşuyorum:

Bu mesele bir cenaze meselesi değildir; bu mesele doğrudan Alevi Yolu’nun Rızalık ilkesinin çiğnenmesidir.

Rızalık nedir diye yeniden hatırlatmak zorunda kalmak bile başlı başına bir kırılmadır. Çünkü Rızalık, bu Yol’un süsü değil, özüdür. Rızalık, bir insanın yaşamına kefil olmaktır. Rızalık, “ben buna şahidim” demektir. Rızalık, vicdanın mühür vurmasıdır.

Şimdi ben soruyorum:

Topluma zarar verdiği bilinen, zulümle, haksızlıkla, suçla anılan birine nasıl Rızalık verilir?

Kim adına verilir bu Rızalık?

Toplum adına mı? Vicdan adına mı? Yoksa sadece “yapılmış olsun” diye mi?

Bunun adı Rızalık değildir.

Bunun adı, Alevi Yolu’nun en temel ilkesini yok saymaktır.

Bazı çevreler meseleyi “ölenin arkasından konuşulmaz” diyerek geçiştirmeye çalışıyor. Bu söz ne Aleviliğin ilkesidir, ne de hakikatin ölçüsüdür. Alevilik’te esas olan hakikattir. Hakikat ise ölümle ortadan kalkmaz. Kul hakkı mezara girmez.

Eğer bir insanın yaşamı ortadaysa, yaptıkları biliniyorsa ve buna rağmen “helal olsun, razıyım” deniyorsa, bu sadece bir söz değildir.

Bu, mazluma sırt çevirmektir. Bu, hakikati inkâr etmektir.

Bir diğer vahim durum ise şudur:

Mevlid ile 40 Erkanı’nın bilinçli şekilde yer değiştirilmesi ve bunun toplumun önüne farklı bir gerçeklik gibi sunulmasıdır.

Herkes biliyor ki mesele başta bir mevlid tartışmasıydı. Ama ne oldu? Bir anda konu “40 Erkanı yapıldı” denilerek başka bir yere çekildi. Gerçek değiştirilemeyince adı değiştirildi.

Bu, basit bir hata değildir.

Bu, iç asimilasyonun en sinsi biçimidir.

Aleviliğe ait olmayan bir ritüeli, Aleviliğin içindenmiş gibi göstermek; kavramları eğip bükmek; toplumu buna alıştırmak… İşte asimilasyon tam olarak budur. Dışarıdan gelen baskıdan daha tehlikelidir. Çünkü içeriden, fark ettirmeden, alıştıra alıştıra yapılır.

Ve asıl meseleye geliyorum:

İnanç Kurulu’nun bu süreçteki sessizliği gine tesadüf değildir. Bu sessizlik, tam anlamıyla “Suçüstü yakalanmışlıktır” bir suskunluktur.

Ortada bu kadar büyük bir tartışma varken, rızalık ilkesi bu kadar açık ihlal edilmişken, erkânın özü bu kadar tartışılır hale gelmişken hâlâ tek bir net açıklama yok.

Ben buradan açıkça söylüyorum:

Bu sessizlik ne tarafsızlıktır ne de temkin.

Bu sessizlik, yapılanların üzerini örtme çabasıdır.

Bu sessizlik, iç asimilasyonun sinsice devam ettirilmesidir.

Eğer İnanç Kurulu bu uygulamalardan haberdarsa ve susuyorsa, bu Yol’a karşı sorumluluğunu yerine getirmiyordur.

Eğer haberi varsa, var. Berlin Cemevi’nde erkanı yürüten Dede aynı zamanda AABF KB İnanç Kolu Başkanı’dır. Şimdiye kadar sesini çıkartmayan yönetim kurulundaki Ana ve Dedeler?

Ama hangi ihtimal doğru olursa olsun değişmeyen bir gerçek var:

Bu suskunluk, bu ihlalin ortağıdır.

Alevilik’te erkan sadece bir ritüel değildir. Erkan, bir yaşamın Yol ile olan ilişkisinin ilanıdır. Erkan, bir onaydır. Erkan, bir duruştur. Eğer bu duruş yoksa yapılan şey erkan değildir.

Bugün en tehlikeli nokta şudur:

Rızalık, içi boşaltılmış bir kelimeye dönüştürülmek isteniyor.

Erkan, şekle indirgenmek isteniyor.

Yol ise sadece adı kalan bir yapıya dönüştürülüyor.

Ben bunu kabul etmiyorum.

Bu Yol böyle ucuzlatılamaz.

Alevilik herkesi aklayan bir yol değildir. Alevilik, her yapılanı görmezden gelen bir anlayış hiç değildir. Alevilik, hakikat karşısında net duruştur.

Ve ben bir Alevi Kızılbaş olarak şunu açıkça söylüyorum:

Rızalık yoksa o erkan yoktur.

Hakikat yoksa o Yol yoktur.

Ve suskunluk varsa, orada sorun vardır.

Artık bu saatten sonra kimsenin kelimelerin arkasına saklanma lüksü yoktur.

Ya çıkıp açıkça konuşulacak, ya da bu suskunluğun altında kalınacaktır.

Çünkü bu Yol’da vicdanına ve topluma ikrar veren susamaz.

Hakikati bilen gizleyemez.

Ve hiç kimse, toplum adına keyfi Rızalık dağıtamaz."

***

O zaman "Rızalık" kimin emrine amade edildi? diye sormak gerekir.

Zulümle, haksızlıkla ve toplumsal yaralarla anılan şahsiyetlere Cemevi’nin kapısını aralamak, Rızalık terazisinin kefelerini "güce" teslim etmektir. İnanç Kurulu Başkanı’nın o töreni yürüttüğü yerde, Yol’un nefesinin kesilmesi demektir.

Bu sorunu yerel bir hatadan çıkarıp tüm Avrupa’da yaşayan Aleviler için bir kriz haline dönüştüren asıl nokta, ‘erkanı’ yürüten kişinin aynı zamanda AABF (Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu) Kuzey Bölge İnanç Kurulu Başkanı sıfatını taşımasıdır.

Federasyonun en üst kademesinde görev yapan bir ismin, Alevilik’le hiçbir alakası olmayan "Mevlid" gibi Sünni-gelenekçi törenleri Cemevi’nde gerçekleştirmesi, federasyonun "asimilasyona karşı direnç" söylemiyle taban tabana zıttır. Bu durum, kurumsal hiyerarşinin Yol’un kurallarının önüne geçtiğinin en belirgin kanıtıdır.

Alevi kamuoyunda oluşan "bağış karşılığı Rızalık" algısı, kurumların şeffaflık sınavında sınıfta kaldığını göstermektedir.

Sedat Peker, Mehmet Kaplankıran için Berlin Alevi Toplumu Cemevi’nde düzenlenen mevlide başsağlığı mesajı gönderdi.

***

Artık asimilasyon sadece devlet eliyle yapılmıyor. Asimilasyon bizzat federasyon ve Cemevi yönetimlerinin "seküler körlüğü" ve "kurumsal elitizmi" eliyle içeriden inşa ediliyor. Mevlid okutarak Aleviliği "folklorik bir cami altı kültürüne" indirgemek, bin yıllık sırrı yok saymaktır.

Eğer Rızalık makamı, kişinin toplumsal geçmişine değil de nüfuzuna bakarak kapı aralanıyorsa, orada "Yol" bitmiş, "Piyasa Aleviliği" başlamıştır. Berlin Cemevi yönetimi ve İnanç Kurulu yeraltı dünyasının şahsiyetlerine kapı açarak, aslında o kapıdan içeriye "korku ve yozlaşma" normlarını buyur etmiştir.

Yol’un Rızalık ilkesini koruyamayanların, o makamlarda oturarak toplumun vicdanıyla oynamaya hakkı yoktur. Rızalık verilmemiş bir erkan, yalnızca kadük bir törendir ve Yol’a ihanettir, bu bilinmelidir. Bugün Berlin Alevi Toplumu’ndaki yöneticiler, attıkları her imzanın inançsal bir bedeli olduğunu unutmuş görünmektedir.

Cemevi yönetmek, bir spor kulübü yönetmek değildir. Attığınız her idari adım, bir Talibin gönlünde ya bir çerağ uyandırır ya da o çerağı söndürür.

Hakikat karşısında bükülmeyenlerin yolu ve bu kadim yolun yolcuları bu sessizliği "iç asimilasyon ortaklığı" olarak kaydedecektir.

Güce teslim edilen Rızalık terazisi, iç asimilasyonun en önemli dayanak noktasıdır.

Aşkı muhabbetle…

Türkiye Haberleri