YÖN/FİKRET BİLÂ
Laikliği savunan bildirinin yayımlanması gündem oldu.
Konunun yargıya taşınacağı, bildiriyi imzalayanlar hakkında suç duyurusunda bulunulacağı, soruşturma açılacağı haberleri kamuoyuna yansıdı.
Laiklik, çağdaş Türkiye’nin temelini oluşturan bir ilkedir.
Basit tanımıyla din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasını ifade eder.
Demokratik, laik hukuk devletleri dini kurallara göre değil, çağdaş hukuk kurallarına, akıl ve bilime göre yönetilir.
Laiklik; demokrasinin, insan hak ve özgürlüklerinin, kadın-erkek eşitliğinin, bilimsel eğitimin, düşünce ve inanç özgürlüğünün güvencesidir.
Laiklik olmazsa demokrasi olmaz.
Vatandaşın siyasi tercihinin bir önemi kalmaz.
Laiklik olmazsa insan hak ve özgürlükleri de olmaz.
Özgürlük değil biat esas olur. Eğitim akla ve bilime değil inanca dayandırılır.
Laik olmayan bir ülkede bilimsel ilerleme olmaz.
Laik olmayan bir ülkede kadın hakları da olmaz.
Kadın erkeğin izni olmadan evden bile çıkamaz. Okuyamaz, meslek sahibi olamaz. Toplumsal yaşama giremez.
Atatürk bu gerçekleri bildiği için Türkiye Cumhuriyeti’ni laik bir devlet olarak yapılandırmıştır.
Laiklik ilkesini anayasaya sokmak için de 1937 yılına kadar beklemiştir.
Bunun nedeni “laiklik dinsizliktir” propagandasına fırsat tanımamak, böyle bir istismarı önlemek ve kamuoyunun hazırlanmasını beklemektir.
Atatürk ilkelerinin anayasaya girmesi için verilen kanun teklifi, 5 Şubat 1937’de TBMM de tartışılarak, 3115 sayılı kanun olarak kabul edildi. Anayasa’nın 2. maddesine “Türkiye Devleti, cumhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, laik ve inkılapçıdır” cümlesi eklendi. Böylece laiklik anayasaya girmiş oldu.
Bu yasada yer alan en önemli gerekçelerden biri; “din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması, dinlerin, devleti idare edenlerle edeceklerin elinde araç olmaktan kurtuluşunun teminatıdır” gerekçesidir.
Anayasa, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel niteliklerini güvence altına almıştır.
14. madde hükmü şöyledir:
“Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.”
Anayasada güvence altına alınmış, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin temelini oluşturan laiklik ilkesinin önemi açıktır.
Türkiye bu ilke sayesinde hurafelerden kurtulmuş, aklın ve bilimin yoluna girmiş, insan hak ve özgürlüklerini, kadın-erkek eşitliğini, düşünce ve inanç özgürlüğünü hayata geçirebilmiştir.
Bu süreç Atatürk’ün ileri görüşlülüğüyle 100 yıl önce başlamış bir süreçtir.
Türkiye’yi çağdaş demokratik, laik, hukuk devletleri ligine sokmuş ve saygın bir yer edinmesini sağlamıştır.
Türkiye laik bir ülke olmazsa Afganistan’a benzer.
Bu gerçek asla unutulmamalı, Atatürk’ün emanetine sahip çıkılmalıdır.