Laik-bilimsel eğitimin kalbine saplanan hançer: “Ramazan Genelgesi”

 Hakikat.
İsmail Pehlivan yazdı: Laik-bilimsel eğitimin kalbine saplanan hançer: “Ramazan Genelgesi”

Okul bilir doğru yolu

Okuldur yurdun temeli

Mürşit ilimdir bilmeli

Bu ses Ata'nın sesidir

Aşık Veysel

Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), son yayınladığı “Maarifin Kalbinde Ramazan” genelgesiyle, sadece anayasal sınırları zorlamamış, bu sınırları adeta ateşe vermiştir. 81 İl Müdürlüklerine gönderilen bu talimat, basit bir “etkinlik takvimi” değil, okulları bilim yuvası olmaktan çıkarıp birer ideolojik laboratuvara dönüştürme projesinin son halkalarından biridir. Yusuf Tekin imzalı bu genelge, Cumhuriyet’in ilanından bu yana eşi benzeri görülmemiş bir dayatmanın, Selefi-Vahabi soslu bir inanç tekelinin ilkokul sıralarına, savunmasız çocuk dimağlarına kadar indirgenmesidir.

***

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. Maddesi değiştirilmesi bile teklif edilemeyecek olan "Laiklik" der, 24. maddesi "Kimse ibadete zorlanamaz" der, 42. maddesi ise "Eğitim çağdaş bilim esaslarına göre yapılır" der. MEB’in bu genelgesi ise açıkça Anayasa’ya meydan okuyarak hukuk devletinin tasfiyesine yönelik bir adımdır. Bu adım attırılmamalıdır!

Devlet, tüm inançlara ve inançsızlara eşit mesafede durmak zorundadır. Lakin AKP-MHP iktidarı her seferinde Anayasa’mızın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecek hükümlerini yok saymaya devam etmektedir. Ancak bu genelgeyle MEB, devletin kurumlarını tek bir mezhebin tek bir yorumunun propagandasını yapan birer araca dönüştürmüştür.

Eğer bir bakan, Anayasa’yı ve Milli Eğitim Temel Kanunu’nu hiçe sayarak okulları dini birer laboratuvara dönüştürüyorsa, orada artık hukuk devletinden değil, bir "ideolojik aygıtın" egemenliğinden söz edilebilir. Bu genelge, hukuki bir metin değil, laik demokratik cumhuriyete karşı açılmış bir savaş ilanıdır.

***

Okullarda dağıtılan ve öğrencilerden namaz, oruç, teravih gibi ibadetlerini "işaretlemeleri" istenen o utanç verici "Ramazan Çetelesi", pedagoji biliminin cenaze namazıdır. Bu, çocuk ruhuna vurulacak olan paslı zincirden başka bir anlam içermiyor. Biz bu filmi daha önce ÇEDES protokollerinde de gördük.

Geçmişte ÇEDES kapsamında ilkokul çocuklarının cami temizletilmeye götürüldüğü, ellerine plastik bıçak verilerek "kurban kesme" provası yaptırıldığı veya mezarlıklarda çocuklara "ölüm eğitimi" verildiği hafızalardadır. Şimdi ise bu travma "çeteleme" yöntemiyle evlerin içine, iftar sofralarına kadar taşınmaktadır.

Velilerin dikkatine: Çocuklarımız fişlenecek!

Çocukların ibadetlerini bir çeteleye dökmesi, en safiyane duyguların dahi birer istatistiğe dönüştürülmesidir. Bu uygulama, okul çatısı altında yapılabilecek en kötü, en ayrıştırıcı fişleme yöntemidir.

"Oruç tutan" ve "tutmayan" ayrımı, çocukların dünyasında telafisi güç travmalar yaratacaktır. Beslenme saatinde yemek yiyen bir çocuğun, "çeteleyi" dolduran akranı karşısında hissedeceği suçluluk veya maruz kalacağı dışlanma, MEB eliyle meşrulaştırılan bir zorbalıktır.

***

Bu çağdışı genelgenin öngördüğü uygulamalar, Türkiye’nin en az dörtte ikisini oluşturan Alevi toplumunun, Hıristiyanlar’ın, Museviler’in, seküler kesimin, ateist, deist yurttaşların çocuklarına ve farklı inanç gruplarına karşı yapılmış planlı programlı bir saldırıdır. Bu anayasal bir suçtur!

Anadolu Aleviliği başta olmak üzere, bu toprakların farklı renklerine tek tip inanç dayatması, Yusuf Tekin’in "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli"nin temel hedefiydi. Bu toplum cendereye sıkıştırılmak isteniyor.

Anadolu Aleviliği, laiklik anlayışının en güçlü savunucusu ve bu toprakların kadim bir gerçeğidir. Genelge, Selefi-Vahabi-Hanefi mezhebi merkezli bir dincilik biçimini "milli ve manevi değer" adı altında tüm öğrencilere dayatmaya çalışıyor.

Alevi çocukları ve farklı inanç gruplarından gelen öğrenciler, bu genelgeyle birlikte kendi kimliklerini gizlemek veya çoğunluğun inanç pratiğine boyun eğmek zorunda bırakılmaktadır. Bu, bir eğitim politikası değil, bir asimilasyon projesidir. Toplumsal barış, ancak farklılıkların kabulüyle korunur, tek tip bir inanç dayatmasıyla değil.

Zorla Sünnileştirmek için okullarda verilecek vaazlar, kurulacak iftar sofraları ve dayatılan dini söyleşiler, asimilasyonun en çarpıcı ve en korkunç halidir. Kendi inanç pratiğinde Ramazan’ı farklı yaşayan veya hiç yaşamayan milyonlarca aile, AKP-MHP iktidarı eliyle çocuklarının kimliğinden koparılmasına tanıklık etmeye zorlanmaktadır. Bu, bir eğitim politikası değil, toplum mühendisliği aracılığıyla yapılan bir zulümdür.

***

Genelgede sıkça vurgulanan "Erdem-Değer-Eylem" çerçevesi, kulağa hoş gelen kavramların arkasına sığınan Selefi-Vahabi eğilimli bir müfredatın kılıfıdır.

Eğitimin amacı "dindar nesil" yetiştirmek değildir. Çağdaş eğitimin amacı, soran-sorgulayan, eleştiren, gerçekçi düşünen ve evrensel hukuk değerlerini içselleştirmiş bireyler yetiştirmektir.

Fizik, kimya ve biyoloji derslerinin saati daraltılırken; okul yönetimlerinin ibadet rehberliği yapmaya zorlanması, Türkiye’nin küresel rekabetteki geleceğine vurulan bir darbedir.

Bilimin yerini dincilik alırsa vay ki vay!

Laboratuvarların kapandığı, kütüphanelerin boşaldığı, fizik ve matematik derslerinin içinin boşaltıldığı bir sistemde, "Ramazan Sokağı" süslemekle, okulların giriş kapısını Ramazan’a uygun görsellerle donatmakla övünmek bir Türkiye Cumhuriyeti bakanına yakışmamaktadır. Bu bakanlık, derslerin içeriğini boşaltıp eğitim kurumlarımızı dini sembollerle kuşatarak ülkenin geleceğini karanlığa sürüklemeye çalışmaktadır.

MEB’nın bu hamlesi alenen özel hayatın ihlalidir!

Ailelerin evdeki sofralarından fotoğraf istenmesi, kamusal alanın sınırlarını aşarak aile mahremiyetine tecavüz etmektir. Hiçbir demokratik devlette, eğitim bakanlığı bir ailenin evindeki sofranın, edilen duanın veya tutulan orucun hesabını sormaya cüret edemez, etmemelidir.

***

Bakanlık, eğitim emekçileri üzerinde egemenlik kurarak, bu genelgeyle birlikte öğretmenlerimizi birer "pedagog" olmaktan çıkartıp, "inanç denetçisi" haline getirmek istemektedir. Ders saatlerinin ibadet saatlerine göre ayarlanması talimatı, çalışma barışına vurulan bir darbedir. Bu köhne zihniyet eğitimde liyakati değil, biatı esas alan bir okul iklimi yaratmak istiyor.

Karanlığa Teslim Olmayacağız!

Veli-Der ve Eğitim-İş gibi örgütlerin tepkileri, sadece siyasi bir karşı duruş değil, bir varoluş mücadelesidir. "Okul eğitimindir, inanç bireyindir" şiarı, laik demokratik toplumun asgari ortak değeridir. Öğretmenlerin üzerinde kurulan "talimat" baskısı, eğitimdeki çalışma barışını kökten sarsmaktadır.

Alevi demokratik kitle örgütlerinin yükselttiği ses sadece bir karşı çıkış değil, bir varoluş çığlığıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin okulları; tarikatların, cemaatlerin veya bir siyasi partinin "arka bahçesi" değildir, olmamalıdır.

Okulun kalbi ‘Ramazan Ayı’nda değil; akılda, bilimde, sanatta ve evrensel çocuk haklarında atmalıdır. Bu genelge, tarih sayfalarında laik eğitime vurulmuş kara bir leke olarak kalacaktır. Çocuklarımızı bu karanlık zihniyete, bu çağdışı dayatmaya teslim etmek, bu ülkenin aydınlık geleceğine ihanet etmektir.

Bizim "Maarif" anlayışımız, çetele tutan bir engizisyon zihniyeti değildir. Bizim eğitim modelimiz fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür nesiller yetiştiren Cumhuriyet’in temel felsefesine uygun okullarda hayat bulur!

Bizim rehberimiz karanlığa karşı Akıl, Bilim ve Laiklik’tir!

Milli Eğitim Bakanlığı, vakit kaybetmeden bu tartışmalı genelgeyi geri çekmelidir. Okullar; dini ritüellerin yarıştırıldığı alanlar değil, bilimin, sanatın ve felsefenin konuşulduğu, her çocuğun kendini "eşit yurttaş" hissettiği yerler olmalıdır.

Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında ihtiyacımız olan şey, Ortaçağ karanlığını anımsatan çeteleler değil; akıl, bilim ve laikliktir. Çocuklarımızı inançları üzerinden ayrıştırmak için atılan her adım, ülkemizin geleceğine ihanettir.

Eğitim Haberleri