Geçen hafta Ankara’nın Avrupa’dan üç konuğu vardı. Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic’in ziyaretini bir kenara koyarsak, diğer ikisi önemliydi.
Biri, Brüksel’den AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Slovenyalı Marta Kos, diğeri Atina’dan Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis.
Her iki ziyaret sonrası yapılan ortak açıklamalara, tarafların perde arkası olarak verdikleri bilgilere bakınca, rahatlıkla “Laf olsun, torba dolsun” gezileri diyebiliriz.
Allah için, “Türkiye bu ziyaretlerden şunu kazandı” diyebileceğiniz tek bir şey gösterin.
Muhalefetle görüşme cesaretini bulamayan, bazı sivil toplum kuruluşlarıyla yaptığı söylenen görüşmeleri de, sanki suç işlenmiş gibi gizli tutmayı tercih eden AB komiserinin yaptığı kocaman bir ayıp.
Hanımefendi, ziyareti “Türkiye ile çok güzel başlangıçlar yaptık” diye nitelemiş.
Anlaşılan vatandaşı olduğu ülke daha ortada yokken, Türkiye-AB ilişkilerinin başlangıç tarihinin 1963 olduğundan bihaber. Ya da işine öyle geliyor.
Var mı vize muafiyeti, yeşil pasaport krizini aşma iradesi, Gümrük Birliği güncellemesi ve “Made in Europa”ya Türkiye’yi de dahil etmede somut bir şey? Tabii ki yok.
MİÇOTAKİS ZİYARETİ
Yunan basınına bakılırsa, Miçotakis’in ziyareti ise tam “Komşu ben geldim. Şöyle ortak mutfağımızdan çıkma bir musakka yiyip, tespih çekelim” havasında geçmiş.
Ziyaretin laf olsun diye yapıldığı anlaşılmasın diye de, 6 anlaşma imzalanmış.
Ağız alışkanlığı anlaşma diyoruz, aslında mutabakat zaptı ve niyet beyanı.
Aralarında, neredeyse iki liman müdürünün bile karar verebileceği İzmir-Selanik arasında Ro-Ro seferlerinin yeniden başlatılmasının hedeflenmesi de var.
Bir de adalara “Kapıda vize” ile giriş devam edecekmiş. Sanırsınız, bir Yunan adasına gidince “Komşu ben geldim bas mühürü” deyip, elinizi kolunuzu sallaya sallaya giriyorsunuz.
Bavulla birlikte vize için bir çanta dolusu evrak götürüyorsun, bundan bahseden yok.
12 mil, Yunanistan’ın adaları silahlandırması, Batı Trakya’daki Türk azınlığı gibi önemli konular ise yine bir başka bahara kalmış gibi görünüyor.
MÜNİH KONFERANSI
İktidar medyası, içi boş bu ziyaretleri manşetlere taşıyarak kazanım havası vermeye çalışsa da, geçen hafta dış politikanın Batı yakasında önemli gelişme Münih’te yaşandı.
Münih Güvenlik Konferansı, Trump yönetimindeki ABD’ye itimatını iyice keybetmiş olan Avrupa’nın sadece ekonomide değil, savunma ve güvenlik alanlarında da yeni bir strateji arayışı içinde olduğunu göstermesi bakımından önemliydi.
ABD ile Avrupa arasındaki sorunlar ile Rusya-Ukrayna savaşı ve Çin’in yükselişinin konuşulduğu konferansın genel havasına bakıldığında, Türkiye’nin hem katılım, hem de önemi açısından pek ön plana çıktığı söylenemez.
Sadece Almanya Başbakanı Merz, Türkiye’yi Kanada, Hindistan, Japonya, ve Brezilya ile birlikte “AB dışı stratejik ortak” diye tanımlamakla yetindi.