Kar yağıyor incedeeen inceden!

 Hakikat.
İsmail Pehlivan yazdı: Kar yağıyor incedeeen inceden!

"İnce ince bir kar yağar fakirlerin düzüne

Neden felek inanmıyor fukaranın sözüne?

Öldük, öldük biz açlıktan, etme ağam n'olur"

Aşık Mahzuni Şerif

Kar yağıyor incedeeen, incedeeen…

Bakmıyor açlığına, fukaralığına

Vuruyor şamarını yoksulun yüzüne

Meydanlarda açlık çeken canların feryadı

Sokakta, pazar çöplüklerinde aş ayıklayanların unutulmuşluğu…

Cep delik cepken delik

Ve yine kar yağıyor incedeeen, incedeeen…

Ana kucağı da soğuk

Bebe inim inim inliyor

Baba ocağı virane olmuş

Beyler saraylarda üç maymunu oynuyor…

***

Aşık Mahzuni Şerif’in yarım asır önce feryat ederek Telli Kuranı’yla dile getirdiği o meşhur dizeler, bugün sokağın yaşadığı en acı gerçeği her seferinde bize hatırlatıyor. Bu dizeler, adaletsizliğin, kimsesizliğin, zulmün ve unutulmuşluğun yarattığı açlığın ve yoksulluğun dondurucu soğuğunun nasıl da acımasız olduğunu anlatıyor.

Mahzuni Şerif’in dizelerinde 50 yıl önce haykırdığı yoksulluk, adaletsizlik ve liyakatsizlik, son 23 yılda kurumsal bir kimlik kazanmıştır. O günün "ağası" yöresel bir feodal ağa figürüyken, bugünün "ağalığı" bürokrasiyi, yargıyı ve medyayı kontrol eden devasa bir mekanizmaya dönüşmüştür. Bu mekanizmayı elinde tutan ise bir avuç oligarşik zümre…Bu zümrenin siyasi temsilcilerine baktığımızda ‘bizde dil yok, bunlarda iman’ dedirten cinsten..

AKP iktidarının 23 yıllık egemenliğinin sonunda, o kar artık sadece fakirin yüzüne yağmıyor; yoksulluk bir çığ oldu, koca bir halkın üzerine çöküyor.

Mahzuni’nin "Neden felek inanmıyor fukaranın sözüne?" sorusu, bugün yerini derin bir öfkeye ve tükenmişliğe bıraktı. Çünkü halkın sözüne inanmayan artık sadece "felek" değil; halkın sofrasındaki ekmeğine göz koyan, yuvasındaki huzura kadar her şeye karışan siyasi aklın da inanmadığına tanık oluyoruz.

Bu siyasi akılda kalp kurumuş, vicdan çökmüş, adalet duygusu lağım çukuruna düşmüş…

Son 23 yıla baktığımızda gördüğümüz manzara, "yolsuzluk ve yoksulluk"tan çok daha derin sistemli ekonomik çöküşünün faturasının halka kesildiğini yaşıyoruz.

Bir yanda şatafatın doruğunda yaşayan bir avuç azınlık, diğer yanda "Öldük öldük biz açlıktan" diyen, çocuğunun beslenme çantasına bayat ekmekten başka bir şey koyamayan milyonlar var.

Mahzuni’nin "tahsil haramdır" serzenişi bugün düşünceye vurulan kilitlerle, parasızlıktan eğitimine ara veren üniversitelilerle, yasaklanan festivallerle, susturulan kalemlerle vücut buluyor. İktidar, yurttaşına sadece yoksulluğu değil, boyun eğmeyi ve sessizliği de dayatıyor. Ataları gibi korku imparatorluğunun zalim padişahı sokağa inmiyor, halkın çilesini görmüyor.

"Adam mı ölür yol yapılınca?" diyor halk ozanı. Evet, yol yapılınca adam ölmez ama o yolun, o köprünün bedeli "yandaş"ın cebine aksın diye halkın geleceği ipotek altına alınınca umutlar ölüveriyor. Şehir hastaneleri, geçilemeyen köprüler, yandaşa peşkeş çekilmesi bitmeyen ihaleler her biri halkın sırtına bindirilmiş birer borç yükü olduğunu görüyoruz. Daha doğmamış bebenin binlerce dolar borçla doğduğu biliyoruz. Siyasi iktidarın her hamlesinin, her ihalesinin maliyeti halkın sofrasından çalınırsa, adalet o yolun altında kalırsa, sadece adamlar değil, bir ülkenin geleceği ölür.

***

Bugünün Türkiye'sinde yaşanan kaos derinleşen kutuplaşmanın ve bölgesel adaletsizliğin özetinden başka bir anlam ifade etmiyor. Bir yanda parıltılı reklamlarla pazarlanan "Türkiye Yüzyılı" vizyonu, diğer yanda açlık sınırının altında asgari ücrete mahkum edilen milyonlarca işçi, açlığa terk edilen milyonlarca emekli hala insanca bir yaşamın peşinde koşa duruyor.

23 yıllık iktidarın sonunda gelinen nokta; zengini daha zengin, yoksulu ise "sadakaya muhtaç" hale getiren bir bağımlılık düzenidir. Yurttaşın "kendin bilince, insan sevince" diyerek uzattığı barış eli, her defasında siyasi ikbal uğruna geri çevriliyor. Kürt açılımı, Alevi açılımı adı altında bu toplumsal yapıları aldatarak çözümsüzlüklerle oyalayıp duruyor.

***

Mahzuni Şerif "Etme ağam n'olur" diye yalvarırken, aslında muktedirlere son bir insanlık hatırlatması yapıyor. Ancak bugün, sabır taşının çatladığı o noktadayız. Halk artık yalvarmıyor; hakkını arıyor.

  • Açlığa mahkum edilen emeklinin isyanı
  • Asgari ücretle sabrı sınanan işçi sınıfının haykırışı
  • Toprağını işletemeyen çiftçinin feryadı,
  • Adalet arayan gencin çığlığı,
  • Liyakat bekleyen işsizin sessiz öfkesi...

Hepsi tek bir noktada birleşiyor: Bu devran böyle gitmez. "Sen anandan ben babamdan ağa doğmadık dostum" diyerek kardeşliği savunan ozanın sözü, bugün "Eşit yurttaşlık ve adil bölüşüm" talebiyle meydanlarda yankılanıyor.

***

23 yılın sonunda Türkiye; yasaklarla nefesi kesilmiş, yolsuzlukla iliği kurutulmuş ve yoksullukla terbiye edilmeye çalışılan bir ülke haline getirildi. Ama unutulmasın ki; Mahzuni’nin dediği gibi "Adam ölmez yol yapılınca", ama bir halkın onuruyla oynandığında, o halkın sinesinden kopan fırtına hiçbir sarayı ayakta bırakmaz.

İnce ince yağan o kar, artık fukaranın düzünü değil, bu düzenin kirini örten örtüyü aralamaya başladı.

Aşık Mahzuni Şerif’in 1970’lerin başında toplumsal yaraları deştiği o dizeleri, bugün sadece birer "türkü sözü" değil, adeta 2026 Türkiye’sinin makroekonomik ve sosyolojik bir raporu niteliğindedir. Mahzuni’nin halkçı feryadı ile günümüzün veriye dayalı gerçeklerini karşılaştırdığımızda, sorunun sadece kronikleşmediğini, aynı zamanda yapısal bir yıkıma dönüştüğünü görüyoruz.

***

İşte Mahzuni’nin şiirindeki temalar ile günümüz Türkiye’sinin sosyo-ekonomik tablosunun karşılaştırmalı analizi:

"Sen anandan ben babamdan ağa doğmadık dostum." diyen Mahzuni Şerif’in dönemindeki "toprak ağalığı", bugün yerini "ihale ağalığına" ve sermayenin dar bir zümrede toplanmasına bıraktı.

Türkiye, gelir adaletsizliğinde Avrupa birincisi konumunda. En zengin yüzde10’luk kesim, toplam servetin yüzde 80’inden fazlasını elinde tutarken; "fukara" diye bilinen en alt yüzde 20’lik kesim sadece kırıntılarla geçiniyor.

***

"Adam mı ölür toprak verince, borç ödeyince..."

Devletin halkına vermesi gereken iş, toprak, yol, okul, hastane bir lütuf değil, bir haktır. Mahzuni’nin "borç ödeyince" dediği şey bugün vatandaşın sırtındaki haksız vergi yüküdür.

Uluslararası Şeffaflık Örgütü verilerine göre Türkiye, yolsuzluk endeksinde son 23 yılın en alt sıralarında. Kaynaklar "fukaranın sözüne" değil, ranta akıtılıyor.

***

"Dayanamam artık senin bu yalancı pozuna... Sanma ki sana küstüm."

Mahzuni’nin "küsmemesi", demokratik bir eleştiri ve kardeşçe yaşama arzusudur. Ancak bugünün siyasi iklimi "küsmeyi" değil, "biat etmeyi" zorunlu kılıyor. O dönemde (70’li yıllar) yasaklanan plaklar, bugün yerini erişim engellerine, sosyal medya davalarına ve hapis cezalarına bıraktı. "Gel beraber yaşayalım" çağrısı, bugünün "biz ve onlar" retoriği (etkileyici ve ikna edici konuşma) tarafından her gün biraz daha aşındırılıyor.

"İnsan sevince, kendin bilince" hiçbir engel aşılmaz değildir. 23 yıllık yorgunluk, halkın birleşen gücüyle; tıpkı kışın ardından gelen bahar gibi, yerini bolluğa ve özgürlüğe bırakacaktır. Mahzuni Şerif’in "öldük öldük biz açlıktan" feryadı, bugün mutfaktaki yangın ve barınma kriziyle tam bir "yaşam savaşına" dönüşmüş durumda. 23 yılın sonunda biriken bu enkazı kaldırmak için ayakları yere basan ve doğrudan halkın cebine dokunan bir acil onarım planına ihtiyaç olduğu gerçeği görülmek zorundadır.

Türkiye Haberleri