Avrupa Birliği’nin İsrail’in tüm suçlarına ortak olmaya devam edeceği bir kez daha tescillenmiş oldu. Dün Lüksemburg’da düzenlenen AB Dışişleri Bakanları Toplantısı’nda sunulan İsrail - AB ticaret anlaşmasının askıya alınması önerisi Almanya ile İtalya’nın engellemesi sonucu rafa kalktı.
Kabul edilmesi zaten beklenmeyen bu önerinin görüşülmesini, başından beri İsrail faşizmine karşı tutum almış olan üç ülke, İspanya, Slovenya, İrlanda talep etmişti. Geçen hafta AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas’a bu ülkeler adına gönderilen ortak mektupta, İsrail’in “insan haklarına aykırı olan, uluslararası hukuk ile uluslararası insani yasaları ihlal eden” eylemlerde bulunduğu, bunların AB ile İsrail arasındaki siyasi, ekonomik, ticari ilişkileri düzenleyen 1995 tarihli anlaşmayı ihlal ettiği vurgulanmıştı. Mektupta İsrail’in eylemlerine Gazze’de yürüttüğü soykırım niteliğindeki savaş ile işgal altında tuttuğu Batı Şeria’daki şiddet olayları, bunun yanı sıra Filistinlilere idam cezası öngören yasa örnek gösterilmişti.
Üç ülkenin de amacı İsrail saldırganlığından zarar görmüş olan Gazze, Batı Şeria ile Lübnan’da şiddet devam ederken AB’nin “kenarda kalamayacağını” göstermekti. Çabaları yetmedi, Birlik “kenarda kalarak” bir anlamda İsrail faşizminin cinayetlerine onay vermiş oldu.
AB’nin İsrail konusunda bölündüğünü gösteren bir gelişmedir bu tabii ki. Öneriyi engelleyen Almanya ile İtalya, faşist geçmişlerinin yüklediği “yahudi düşmanı” olma utancının da etkisiyle “antisemitik görünmeme” çabası içine girmiş olabilirler. Ama bugünkü tutumları da gelecekte hayli “utanca” yol açacak oysa. Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un anlaşmanın askıya alınmasına karşı çıkarken bulduğu kılıf “kritik konular hakkında İsrail ile görüşebilmeliyiz” demek oldu. Bakan, ticaret anlaşmasının askıya alınması durumunda bile İsrail’le diyalog gerçekleştirilebileceğini biliyordu kuşkusuz. AB herhangi bir anlaşma yapmadığı birçok ülke ile diyalog kurmuyor mu? İsrail istemese bile onu diyaloga zorlayacak bir gücü de var üstelik. İran’a, bir dönemler Suriye’ye, Rusya’ya yaptırımlar uygulayan bir AB’dir söz konusu olan.
Toplantı öncesinde İspanya Dışişleri Bakanı Jose Manuel Albares’in, “her Avrupa ülkesinin, Uluslararası Adalet Divanı ile BM’nin insan hakları ve uluslararası hukukun korunması konusunda söylediklerini desteklemesini bekliyoruz” sözleri açıkca AB’ye “savunduğunuzu söylediğiniz ilkelerin yanında durun” demek aslında.
İspanya, Slovenya ile İrlanda ne antisemitler ne de İsrail’e özel bir düşmanlıkları var. Savunucusu oldukları Avrupa değerlerine ters düşen İsrail’le ticari ilişki sürdürmenin suça ortak olmak olduğunu düşünüyorlar sadece. Üstelik üyesi oldukları AB’ye söz konusu öneriyi sunmadan önce İsrail’e politikasını değiştirmesi yönünde defalarca çağrı yaptılar.
Üç ülke, İsrail’in, ilişkileri insan haklarına saygı ile bağlayan AB-İsrail Ortaklık Anlaşması’nın 2. maddesini ihlal ettiğini savunuyor. Bu nedenle İrlanda ile İspanya, 2024 yılında anlaşmanın gözden geçirilmesi için ilk adımları atmış, ancak bu girişim İsrail’i destekleyen üye devletlerin desteğini alamamıştı. Daha sonra Hollanda’nın öncülüğünde başlatılan bir başka girişim, AB’nin bir değerlendirme yapmasını sağladı. Bu değerlendirme sonucunda İsrail’in anlaşma kapsamındaki yükümlülüklerini “muhtemelen” ihlal ettiği sonucuna varıldı. İlişkilerin bir kısmının askıya alınması da dahil olmak üzere olası ticari önlemler daha sonra görüşüldü. Ancak İsrail’in, Gazze’ye giren insani yardımı önemli ölçüde artıracağına dair taahhütte bulunmasının ardından bu önlemler uygulanmadı.
İrlanda ayrıca, ilk olarak 2018'de sunulan İşgal Altındaki Topraklar Yasası’nı yeniden gündeme getirmeye çalışırken İspanya ile Slovenya da işgal altındaki Batı Şeria’daki İsrail yerleşim yerleriyle ticareti kısıtlamak için harekete geçmişti. Ağustos ayında Slovenya, İsrail işgali altındaki topraklarda üretilen malların ithalatını yasaklayarak bu tür bir adım atan ilk Avrupa ülkelerinden biri olmuştu. İspanya’nın da İsrail’in yasadışı yerleşim bölgelerinden ithalatı yasaklayan bir kararname çıkardığını, kararnamenin bu yılın başında yürürlüğe girdiğini de anımsatalım.
Bu üç ülke Mayıs 2024'te Filistin Devleti'ni resmen tanımıştı.
Çabaları üyesi oldukları AB’yi İsrail faşizminin “ticaret ortağı” kılığında “suç ortağı” olmaktan alıkoyamadı ne yazık ki.
Avrupa Birliği, İsrail’i protesto etmek için günlerce sokaklara dökülen üye ülkelerin halklarından da utanmadığını gösterdi böylelikle.