YÖN/FİKRET BİLÂ
Suriye’den sonra bir süredir İran da karışık.
Rejim karşıtları, 20 gündür başkent Tahran başta olmak üzere çeşitli kentlerde protesto gösterileri yapıyorlar.
Rejimin göstericilere çok sert davrandığına ilişkin görüntüler yayıldı.
Güvenlik güçlerinin müdahaleleri sonucunda, bazı kaynaklara göre yüzlerce bazı kaynaklara göre ise 3 binden fazla gösterici öldürüldü.
İran dış dünyayla internet ve telefon bağlantılarını kestiği için bu haberlerin doğruluğu teyit edilemiyor.
Rejim karşıtı gösterilere her kesimden katılım var.
Sosyal demokratlar ve sosyalistlerin yanı sıra milliyetçi kesimlerden de gösterilere katılım olduğu bildiriliyor.
İran, gösterileri önlemek için sokağa çıkma yasağı ilân etti.
ABD Başkanı Trump ise İran’ı sık sık tehdit etti.
Göstericilerden yana oldukları, onları yardım edeceklerini belirtti.
İran’a askeri operasyon yapabilecekleri mesajını verdi.
İran’a karşı İsrail’in tutumu da ABD’yle aynı.
ABD ve İsrail’in, Irak ve Suriye’den sonra İran’ı bölme amacı taşıdıkları ortada.
PKK’nın İran kolu olan PJAK özerklik ilân etmek için fırsat kolluyor.
PKK’nın, bazı silahlı güçlerini Irak üzerinden geçirip PJAK’ın silahlı gücünü artırdığı da gelen haberler arasında.
Türkiye ise İran’daki olaylara mesafeli durmakla birlikte Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yaptığı açıklamalar rejimden yana mesajlar içeriyordu.
Irak gibi Suriye gibi İran’daki gelişmeler de Türkiye’yi yakından ilgilendiriyor.
Komşu ülkelerin bölünmesi, iç çatışmaların çıkması Suriye’den sonra İran’dan Türkiye’ye sığınmacıların gelmesine yol açabilir.
ABD ve İsrail’in hedefinde Suriye’den sonra İran’ın olduğu da dış politika uzmanları tarafından sık sık vurgulanmıştı.
İran’dan sonraki hedefin ise Türkiye olabileceği yine akademisyenler ve emekli generaller tarafından sık sık dillendirildi.
ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Temsilcisi Tom Barrack’ın Ortadoğu’da ulus devletlerin İsrail için tehdit olduğuna ilişkin açıklamaları da İran ve Türkiye’nin hedefte olduğu görüşünü güçlendirdi.
Irak, Suriye, İran gibi ülkelerin temel sorunu laik, demokratik, hukukun üstünlüğüne dayalı çağdaş bir sisteme sahip olmamaları.
Irak ve Suriye uzun süre laik, demokratik, hukuk devleti yerine seçimle değişmeyen diktatörler tarafından yönetildi. İran ise 1979’da İran Şahı Rıza Pehlevi’nin devrilmesinden sonra Şii din devleti olarak yönetiliyor.
1979’da devrilen Şah Rıza Pehlevi’nin oğlu Pehlevi ise ABD’de İran’ın başına geçmeyi bekliyor. Göstericilere eylemleri devam ettirmeleri için mesaj gönderiyor.
ABD de Pehlevi’ye sıcak bakıyor.
Bunun anlamı İran’da rejim devrilirse yerine yeniden ABD’nin kontrolünde Pehlevi hanedanının geçmesinin bir seçenek olarak görüldüğü.
ABD ve İsrail Ortadoğu’yu kendi çıkarlarına uygun olarak yeniden düzenliyorlar.
Irak ve Suriye’den sonra şimdi İran gündemde.
ABD, 2000’li yılların başında Irak’ı böldü sonra Libya’yı böldü.
Ardından Beşar Esad’ın devrilmesi sürecini başlattı. Şam yönetimine IŞİD’in devamı olan şeriatçı HTŞ örgütünü getirdi. Suriye’nin kuzeydoğusunu da eğitip donattığı PKK’nın Suriye kolu olan SDG’ye (YPG-PYD) teslim etti.
Bu gelişmeler elbette Türkiye’yi yakından ilgilendiriyor.
Bu gelişmeler karşısında Türkiye’nin tutumu bu ülkelerin kaderini o ülkelerde halk iradesinin belirlemesini savunmak olmalıdır.
Diktatörlükler, şeriat rejimleri yerine çağdaş laik, demokratik, hukuk rejimlerinin kurulmasından yana olmalıdır.
Elbette ABD ve İsrail’in müdahalelerinin bu ülkelerde laik, demokratik hukuk devleti rejimlerinin kurulmasına yardımcı olmayacağı açık.
Onların amacı ABD’nin kontrolünde, İsrail’e tehdit oluşturmayan yönetimler kurmak.
Türkiye bu gerçeğin bilincinde olarak komşu ülkelerde, barıştan, diyalogtan ve gerçek demokrasilerden yana olmalıdır.