İran'dan ders çıkarmalıyız

 Medya Mahallesi
Ayşenur Arslan yazdı: İran'dan ders çıkarmalıyız

Dün geç saatlere kadar elim yüreğimde haberden habere koşuşturdum.

Öncelikle Murat Çalık: Ameliyatı nasıl geçmişti.. Hayata tutunabilecek miydi? Neyse ki en azından şu ana kadar gelen haber çok iyi.

Sonra İran: Dünyanın en eski medeniyetlerinden biri nihayet huzur bulabilecek miydi? Dünyanın en yeni delisi Trump ne mesaj verecekti?

Sondan başlayalım…

Kendisini Venezuela’nın başkan vekili ilan eden.. Grönland’ı ilhak etmeye hazırlanan Trump, İran’a da “dayanın geliyorum” diye seslendi:

"İranlı Vatanseverler, PROTESTOLARA DEVAM EDİN - KURUMLARINIZI ELE GEÇİRİN!!! Katillerin ve tacizcilerin isimlerini kaydedin. Büyük bir bedel ödeyecekler. Protestocuların anlamsızca öldürülmesi DURDURULANA kadar İranlı yetkililerle tüm görüşmelerimi iptal ettim. YARDIM YOLDA. MIGA!!!!”

Sosyal medyada yayınlanan mesajında, “MIGA” diye de nasıl geleceğini az çok açık etti. Biliyorsunuz, Trump’ın sloganı MAGA, yani Amerika’yı yeniden büyük yapmak.. İşte o slogandaki ilk “A” yerini İran’ın “İ”sine bıraktı. Ve tüm dünya anladı ki, beyefendi İran’ı da yeniden büyük yapmaya.. Yani yönetip “yola getirmeye” hazırlanıyor.

Peki nasıl?

Batı’nın en önemli medya kuruluşları bu sorunun yanıtını verebilmek için yarışta. Büyük TV kanallarına çıkan uzman konuklar, askeri müdahalenin çok yanlış olacağını vurgulayıp duruyor. Ancak ekranlara yağan bu yorumlara karşın, Trump yönetiminde savaş trampetlerinin çalmaya başladığı söyleniyor.

Savunma Bakanlığı adının Savaş Bakanlığı olarak değiştirilmesi… Başkan yardımcısından Dışişleri Bakanı’na özel seçilmiş şahin kadro, zaten bunun en açık kanıtı.

Nitekim Savaş Bakanlığı’ndan, CBS News'e konuşan 2 yetkili, Trump'a, İran'a karşı kullanılabilecek askeri ve örtülü araçlara ilişkin beklenen ayrıntılı sunumun ipuçlarını açıkladı.

* “Sunumda muhtemel askeri müdahalede hava gücü ve uzun menzilli füzelerin merkezi rolünü koruduğunu, siber operasyonlar ve psikolojik faaliyetlerin de seçenekler arasında yer aldığı ifade edildi.”

* “Aslında söylemeye gerek yok. İsrail, siber operasyonlar konusunda perde arkasında rol alacaktır. İran rejiminin başlıca isimlerini suikast için şimdiden hedef aldığı da iddia edilebilir.”

Beyaz Saray’daki sunuma kadar Batı, her şeye rağmen diyalogdan umutluydu. İran’dan gelen bu yöndeki ılımlı mesajlar da umudu pekiştiriyordu.

Ne var ki “Ben yapıyorum ve oluyor” diyen, kendisini “dünyanın kralı” zannedip üstüne bir de bunu ilan etmekten utanmayan Trump, CV’sine “İran’ı dize getiren başkan” unvanını yazdırmakta kararlı. Bu nedenle müzakereye kapıyı kapattı. Saldırı seçeneklerini netleştirerek “harekete geçmeye hazır olun” komutu verdi.

Elbette o yetişene kadar İran’da daha ne kadar kan döküleceği… Bölgemizin nasıl karanlık bir döneme gireceği umurunda değil.

Ya biz? Saray’ı ve medyası ile Türkiye bu girdabın neresinde?

* * *

Önce medyaya göz atalım: İslamcı medya kuruluşları, Türkiye ile İran arasındaki ideolojik -gerçekte mezhepsel- farkın ve düşmanlığın altını çizmekle beraber, asıl düşmanın ABD olduğu görüşünde buluşuyor.

Ancak bu görüş köşelere sıkışırken manşetlerde İsrail öne çıkıyor.

Bazı gazeteler ve internet siteleri “gün bugün” diye Gezi’yi de yorumların bir tarafına sıkıştırıveriyor.

MİLAT gazetesi mesela, manşetini ŞEYTAN İSRAİL diye atıp Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın bize bizi hatırlatan iddiasına yer veriyor: “Göstericiler camileri basıp Kuran yakıyor…”

Bu da Erdoğan’ın gözdesi Yeni Şafak’tan Mehmet Şeker’in yazısından küçücük bir kesit:

“İrancı değiliz, oradaki rejimi ve yönetim anlayışını beğenmiyoruz ama bugün destek vermek şart. Yoksa zararını biz de fazlasıyla görürüz.”

BİZ” kim oluyor sizce?

Erdoğan mı Sözcüsü mü?

Değil!

Şu son sıcak günlerde ne Erdoğan adını andı İran’ın, ne de AKP sözcüsü Ömer Çelik.

İsrail’e yüklendiler.. Hazır Suriye ısınmışken SDG’yi hırpaladılar. O kadar.

Saray’ın Erdoğan-Trump yakınlığından fırsat umanları anlıyorum. Memleket

genelindeki Amerika ve emperyalizm karşıtlığını da anlıyorum.

Ama kusura bakmayın, “DÜŞMANIMIN DÜŞMANI DOSTUM DEĞİL”.

İran’daki faşist şeriatçı rejimi savunamayacağım. Daha iyi bir hayat için sokağa çıkan gençleri acımasızca öldüren.. “Allah’a savaş açtılar” diye idam sehpaları kuranların yanında olamayacağım. Nerdeyse yarım yüzyıldır kadınları, gençleriyle İran’ı rehin alanlara ABD karşıtı diye dost muamelesi yapamayacağım.

Faşist şeriatçı bir terör örgütünün başındayken, bugün hem ABD hem de Türkiye nezdinde dost görünen El Şara’ya yapamayacağım gibi.

Zaten cayır cayır yanan bölgeyi kıyamete götürecek gelişmeler elbette bizi de etkileyecek. Bu durumda bazı iyi niyetli saflar gibi “dışarı karşı birlik olmalıyız” demek, en büyük yanlış olur.

Zira Türkiye yıllardır adım adım -uyguladığı yöntemler itibariyle- İran tipi islamcı bir rejime sürükleniyor. Saray rejimi her geçen gün kuşatmasını tahkim ediyor. Muhalifleri, gençleri, aydınları ve aykırı gördüklerini cezaevlerine dolduruyor. Hukuku katlediyor.

Bu rejimin sahipleri ile elele yürümek, o rejimi tamamına erdirmek anlamına gelir, “GÜÇLÜ İÇ CEPHE” değil!!

İran’ın en zayıf noktası, Molla rejiminin olağanüstü baskısı nedeniyle bir muhalefet partisi ve liderinden mahrum olması.

Kaos günleri yaklaşırken bunu hiç aklınızdan çıkarmayın.

UYUŞTURUCU OPERASYONUYLA UYUŞTURMAK!

İmamoğlu operasyonlarından sonra sıra dalga dalga uyuşturucu operasyonlarında. Yine ünlü isimler gözaltına alındı. Yine iddialar havada uçuştu.

Öyle görünüyor ki, bir süre daha benzerlerine tanık olacağız. Ve akıllar iyice karıştırılacak.

Bu son operasyonunda, medyaya yansıyan iddialara göre, Emel Müftüoğlu Kıbrıs’ta kumar oynamakla itham edilmiş. Yine o iddialara göre bunu gündeme getiren Selen Görgüzel, Emel Müftüoğlu’nun Kıbrıs’a kumar oynamaya gittiğini anlatmış. Dönüşte bindikleri özel uçak içinse şöyle bir ifade vermiş:

“Dönüşte bindiğim uçağın Ekrem İmamoğlu'nun kullanmış olduğu özel jet olduğunu çok sonradan öğrendim. Zaten bu uçağın İmamoğlu'nun özel jeti olduğunu bilseydim kullanmazdım."

Sabah Gazetesi’nin bu özel haberi 12’den vurmaya çalışmış. Ama olmamış! İmamoğlu’nun belki bir kez bindiği uçağı sanki ona aitmiş gibi sunmak, tüm İBB davası boyunca yapılanlara küçük bir örnek.

Emel Müftüoğlu hakkındaki iddia da aptalca bir karlama çabası. KKTC, ayrı bir ülke ve orada kumar yasal. Türkiye’den kimlerin, hangi üst düzey politikacı ve iş insanının oynadığını sorun söylesinler.

Bunu bildikleri halde, sanatçıyı yasaya, ahlaka aykırı bir şey yapmış gibi takdim etmek ne demek!

* * *

Bunların arka planında ne olduğunu herkes merak ediyor, biliyorum.

Bana sorarsanız, Saray’ı siyaseten rahatsız eden birkaç kişinin dışında, özellikle belirli grupların hedef alınması, islamcı ideolojiye zemin oluşturmak için.

Erdoğan, ekonomiyi, hukuku, yasama faaliyetini, TSK’yı.. Kısacası neredeyse tüm kurumlarıyla devleti ele geçirdi.

Ne var ki tüm çabalarına rağmen dindar gençlik idealini hayata geçiremedi. Kültürel hegemonyayı sağlayamadı. Bunun üzerine varolanı yıkma yolunu seçti.

En dipten başlayarak, gençlerin tanıdığı ve belki rol model olarak gördüğü isimleri karalama operasyonlarına girişti. Aslında sınırlı bir gözaltı süresinden sonra bırakılacakları bilinen ünlüleri kameralar önünden geçirerek.. Sorguda söylediklerini anında belli gazetelere servis ederek algı yaratmaya başladı.

Ailelere de “çocuklarına sahip çıkmazsa, yani TÜGVA ya da benzeri adreslere yöneltmezse” başlarına ne gelebileceği “uygulamalı” olarak gösterildi.

Saray kulisleri ve yandaşlarının yazıp anlattıklarıyla Erdoğan’ın yol haritasını anlayabiliyoruz.

Az zamanı kaldığını fark eden insanların ruh haliyle, İslam Cumhuriyeti idealini bir an önce hayata geçirmek istiyor. Bu konudaki en büyük eksiğin “dindar ve kindar nesil yaratmak” olduğunun bilincinde, kültürel hegemonya butonuna basıyor.

Genç nesil bunun ne ölçüde farkında, kim bilir.

Ama hem gençler hem de memleketin çoğunluğu, şunun farkında!

Emel Müftüoğlu Kıbrıs’a kumar oynamaya gitti diye hedef alınırken, herkesin aklına Binali Yıldırım’ın oğlu geliveriyor.

En son Venezuela’ya maske götürmesiyle hatırladığımız genç Yıldırım, Singapur’da kumar oynarken görüntülenmişti hani.. Kaç kare fotoğrafa rağmen haber bir de tekzip yemişti!

Hatırladınız değil mi!!!

Türkiye Haberleri