Çok şey anlatan deyimlerdir: Kendi kazdığı kuyuya düştü.. Kendi bindiği dalı kesti.. Kurşunu kendi ayağına sıktı..
İki gündür savaş haberlerini izlerken bunlar geldi aklıma.
Nedeni şu: Erdoğan’ın vaktiyle “eş başkanı” olmakla övündüğü Büyük Ortadoğu Projesi’nde bugüne göre göre, bile bile yürüdük. Ayrıntısına girmeye gerek yok. Hep birlikte yaşadık. Ama şunu mutlaka belirtmek gerek: En büyük kazanç Suriye’nin düşmesi olacaktı. Suriye bizim de katkımızla düşürüldü. Arap ülkeleriyle zaten çoktan anlaşılmıştı. Libya, Tunus derken Akdeniz de kontrol altına alınmış sayılırdı.
Sırada İran’ın olduğunu, savaşa hazırlıksız yakalanan medyamız dışında, herkes biliyordu.
Trump-Netanyahu ikilisinin İran’ı önce bombalarla sonra da ekonomik olarak vurarak rejimi değiştirmeyi.. Ardından, Şah döneminde olduğu gibi petrole el koymayı planladığını da bilmeyen herhalde yoktu.
Plan tutar mı? Ya da ne kadar süre alır?
Şimdiden söylemek zor.
Ama şu ana kadar gördüklerimizden.. Yanı sıra zaten bildiklerimizden hareketle “gün sonu bilanço kontrolü” yapabiliriz:
“• Daha duyduğum anda “casus işi” demiştim. Nitekim Hamaney’in ölümünde Mossad ajanlarının payı neredeyse kesin. Mossad tarihindeki en büyük öyküde, 1965 yılında Suriye’de idam edilen Eli Cohen vardır. 2000’li yıllardan sonra ise Mossad ajanlarına dair haberler ve idam duyuruları İran’dan gelmeye başladı. Dünyanın en gözü kara istihbarat servisi öyle anlaşılıyor ki İran’a yönelik saldırının öncesinde epey çalışmış!”
“• Savaşın bence en tartışılacak yanlarından biri, saldırıyı İsrail’in başlatmış olması. Sanki Trump fikrini değiştirmeden bombaları yollayalım demişler.. “
“• Avrupa’nın en güçlü ordusuna sahip olmamızla övünen Erdoğan’a kötü haber: Bundan sonra kara orduları savaşa pek az dahil olacak. Savaş uçakları, füzeler, yapay zeka destekli koordinat tespiti vs öne çıkacak.”
“• Ordu demişken, Sözcü TV’de -medyanın en hazırlıklı gazetecisi- Özlem Gürses’in konuğu olan Naim Babüroğlu son derece kritik bir meseleye dikkat çekti: Humeyni İran’a döndüğünde ‘Şah’ın Ordusu bana darbe yapar endişesiyle paralel bir ordu yapılanmasına gitti.. Hazineyi boşaltan ama Ordu’nun yerini dolduramayan Devrim Muhafızları’nı kurdu..’ Babüroğlu, bunu anlatırken teğmeninden generaline, pilotundan denizaltı komutanına TSK’nın başına getirilenleri hatırladım. Ordu’nun DNA’sı ile oynanmasının tehlikelerini düşündüm.”
“• Savaş nasıl sona ererse ersin, büyük harflerle not edilecek isimler ve açıklamalar var. En başta da Suriye’yi ellerine teslim ettiğimiz El Şara geliyor. Şara, İran’ı “saldırılarından dolayı kınayan” bir mesaj yayınladı: Suriye Arap Cumhuriyeti, bu acımasız saldırılara maruz kalan kardeş ülkelerle tam dayanışma içinde olduğunu ifade ederken, bu ülkelerin güvenliğine ve istikrarına yönelik her türlü tehdidi kesin olarak reddettiğini vurgulamakta ve egemenlikleri ile toprak bütünlüklerine saygı gösterilmesi çağrısında bulunmaktadır.”
*. *. *
Ne güzel değil mi! Suriye kendisine koskoca bir ülke hediye eden Trump-Netanyahu ikilisine minnettarlığını böyle ifade ediyor.
Suriye tamam!!
İran da muhtemelen yakında sepete atılır!!
Büyük Ortadoğu Projesi de böylece tamamlanır.. Öyle mi?
Yani.. Başlıkta da sorduğum gibi, “İRAN GERÇEKTEN SON MU?”
Okudunuz mu bilmiyorum, savaşın hemen öncesinde, Netanyahu’nun nedense medyamızın görmezden geldiği açıklamasını yazmıştım:
“Gözlerimin önünde gördüğüm vizyonda, Orta Doğu'nun çevresinde veya içinde, esasen bir tür ittifaklar altıgeni olan eksiksiz bir sistem oluşturacağız. Bu, Hindistan'ı içeriyor, Arap ülkelerini içeriyor, Afrika ülkelerini de içeriyor, ayrıca Akdeniz'deki ülkeleri, Yunanistan ve Kıbrıs ve şu an listelemeyeceğim Asya'daki ülkeleri de içeriyor. Buradaki amaç hem karşı karşıya olunan zorluklar ve hedefler konusunda aynı görüşü paylaşan ülkelerden oluşan bir eksen oluşturmak hem de çok sert şekilde vurduğumuz radikal Şii eksenine ve ortaya çıkan radikal Sünni eksenine karşı durmaktır.”
Şii radikal eksenine nasıl karşı durduklarını ve duracaklarını son iki günde gördük
Ya “radikal Sünni eksen?”
Trump ve Netanyahu Türkiye’yi o eksende, hatta başında görüyor olabilirler mi?
Yanı başımızda, burnumuzun dibinde füzeler bombalar patlayıp dururken Saray’ın acayip sessizliği.. En azından 300-500 kişiyle protesto eylemi yapsalar şaşırmayacağımız radikal grupların buharlaşıvermesi..
Galiba onlar da bir şeylerin farkında.
ABD’nin hoşuna gitmek için vaktiyle kazdıkları kuyuya düşmenin endişesi içinde.
Bilmiyorum bu konuda bahse girmek isteyen var mıdır?
İran sonuncu mu değil mi? sorusuyla bahis açılabilir.
Hayır ne ironi yapıyorum ne de toplumu kışkırtmaya çalışıyorum.
İnsanoğlunun daha ne kadar alçalabileceğine bir örnek vermek istiyorum.
Anladığım kadarıyla küresel ölçekte ulaşılabilen bir bahis sitesinde şöyle bir bahis açılmış:
Hamaney 31 Mart’a kadar istifa edecek mi? Ölecek mi? Ya da ülkeden gidecek mi? Humeyni gibi sürgüne gönderilir mi? Vs
Bahislerde daha ilk günden yüzde 73 oranında “Hamaney gidecek” seçeneğine para yatırılmış.
Hem de 24 milyon dolar tutarında bir para!!
Daha neler göreceğiz kim bilir!
“SON DAKİKALARIN BİRİNDE..” Olağandır. Böyle günlerde ekranlardan SON DAKİKA başlıkları eksik olmaz. Onlardan biri gündem el yakarken Trump’tan geldi: “İran görüşmek istedi. Kabul ettim.”
Netanyahu’nun, Trump vazgeçiverir endişesiyle saldırıyı başlatıp ABD’yi peşine taktığını söyledim ya.. Bakalım bu sefer aynı oyunu oynayabilecek mi?
Katolik dünyası için Papa neyse, Şiiler için Hamaney o düzeyde etkilidir ya..
Hem onun.. Hem İran’ın askeri açıdan en önemli isimlerinin ölümü üzerine nerelerde anlaşma sağlanır kim bilir!
Ama umarım, İran’ın kadınları, gençleri için özgürlük alanı açacak bir anlaşma olur. Ve İran, Radikal dinciliğin bölgemizdeki son örneği olur!