Hakan Fidan ABD'nin seçimi mi?

 Medya Mahallesi
Ayşenur Arslan yazdı: Hakan Fidan ABD'nin seçimi mi?

Charlie Chaplin’in “BÜYÜK DİKTATÖR” filminin unutulmaz karelerindendir. Diktatör kocaman bir balonla simgelenen dünya ile oynar. Havaya atıp tutar.. Kucaklar, sonra fırlatır..

1940 tarihli film, 86 yıl sonra hiç eskimeyen mesajıyla yeniden hayatımızda. Ama bu kez karşımızda Chaplin’in canlandırdığı Hitler değil Trump var.

Biri dünyayı kavuran yangını başlattı.. Diğeri aklındaki Yeni Dünya Düzeni’ni kurmak için yasa, kural tanımadan oyununu sergiliyor.

Geçenlerde Trump’ın bir basın toplantısına denk geldim. Bir gazeteci ABD içindeki kargaşaya dair bir soru yöneltti: “Bu yapılanlar Anayasa’ya aykırı değil mi!”

Trump’ın yanıtı çok net ve keskindi: “YEP!”

EVET! O da biliyordu Anayasa’ya aykırı olduğunu ama umurunda değildi.

Biliyorsunuz, diktatörler gücünü “boyun eğenlerden” alır.

Trump da, özellikle bizim coğrafyamızda -liderleri aracılığıyla- ülkeleri öyle bir tutsak aldı ki, hiçbir engel tanımıyor.

“• Venezuella cumhurbaşkanı Maduro kaçırıldı.”

“• Suriye eski bir cihatçıya teslim edildi.”

“• Filistin için, Filistinlilerden başka herkesin söz sahibi olacağı bir sistem şekillendi.”

*. *. *

Bir hafta kadar sonra, 29 Ocak, Ahmet Eş Şara’nın Suriye cumhurbaşkanı olarak koltuğa oturmasının yıldönümü.

Sadece 1 yılda, başta Trump, Batı’nın gözdesi oldu.

Oysa terör listesinin başlarındaydı hep. Zira Irak işgali sırasında El Kaide saflarında savaşmaktan.. Kuzey Suriye’de önce El Nusra sonra da HTŞ isimleriyle kan dökmeye kadar adı hep terörle anıldı.

Derken.. Çok kısa bir süre içinde takım elbisesiyle Esad’ın koltuğunda gördük.

Verdiği röportajlardan ya da kulis bilgilerden anladığımız kadarıyla, ABD’yi, hedefinin sadece Suriye olduğuna.. Bunun dışında hiçbir emeli olmadığına inandırdı. Biyografisi de içinde Suriye geçen cümlelerle takviye edilip süslendi.

Hani Erdoğan arada bir hislenip “kimleeeer kimlerle beraber” derdi ya.

Davos tam da bunu söyletiyor. Zirve, Ahmet El Şara ile İngiltere eski başbakanı Tony Blair’i buluşturuyor mesela.

1960 yılında ambulans, çay bardağı falan olmadığını hatırlayıp 2023 yılındaki Irak işgali rezaletini hatırlamayanlar bilmez!!

Tony Blair, ABD’nin işgal için uydurduğu yalanlara inanıp destek vermiş.. Yıllar sonra CNN’e verdiği röportajda da günah çıkartmıştı:

“Edindiğimiz istihbaratın yanlış olduğu gerçeğinden dolayı özür diliyorum. Ayrıca (savaşın) planlanması aşamasında yapılan bazı hatalar ile rejimin devrilmesiyle birlikte neler yaşanacağını yanlış kavrayışımızdan dolayı da özür diliyorum"

İşte o Tony Blair şimdi Gazze Barış Kurulu’nun başrollerinden birinde.

Kurul’un listesini elbette Trump yaptı. Listede damadı ve Danışmanı Jared Kushner ile Beyaz Saray Ortadoğu temsilcisi Steve Witkoff asli üyeler olarak var.

Trump yönetimi öyle bir taslak hazırlamış ki, Kurul’da dünyanın dört köşesi Gazze’de bir araya gelecek. Filistinliler hariç.

Onların geleceğine, onların çektiği acıyı hiç çekmemiş insanlar karar verecek.

Gazze’yi bombalayanlar, onlara bombaları satanlar, zulüm devam ettiği halde ateşkes sağlanmış gibi gözlerini yumanlar..

Yani başta İsrail, küresel güçler!

*. *. *

Sıra geldi konunun iki tarafına… İki hassas cephesine..

Onlar ne yapacaktı?

Yanıtını peş peşe aldık.

“Erdoğan çağırılırsa katılmam” diyen Netanyahu’nun Barış Kurulu’nda yer alacağını öğrendik.

Aynı dakikalarda gazeteciler Meclis’te Erdoğan’ın tavrını sordu. O da “Hakan Bey gidecek” diye haberi patlattı!

Hakan Bey.. Yani Dışişleri Bakanı Hakan Fidan..

Adı, Erdoğan sonrası için adaylar arasında geçen.. Bu yüzden muhtemelen Saray’da ciddi bir rahatsızlık yaratan Hakan Bey.. Şimdi zor ama aynı zamanda prestijli bir görevle ödüllendiriliyor muydu?

Daha kısa süre önce Erdoğan’ın bir Arap ülkesine ziyaretinde Bilal Erdoğan ile yan yana oturtulması unutulmuş muydu?

Sorular biriktikçe birikti.. Ben de, komplo teorisi diyebilirsiniz... Netanyahu ile Hakan Fidan açıklamalarına dair zaman çizelgesinden, Erdoğan’ın sağlık sorunundaki görünür sıkıntılara soruların peşine düştüm:

• “Erdoğan acaba sağlık nedeniyle mi Trump’ın pek istekli göründüğü teklife “hayır” demişti?”

• “Yoksa.. “Hayır” diyen -belki aynı gerekçeyle- Trump mıydı?”

• “Erdoğan ile Netanyahu’nun açıklamaları neredeyse aynı dakikalarda açıklanmıştı. Ancak, Trump yönetiminden sızan / sızdırılan kimi ayrıntılar, Netanyahu’nun daha önce listeye girdiğini gösterir gibiydi.”

• “Eğer böyleyse, Netanyahu’nun, kararını Erdoğan’ın gelmeyeceğini öğrendikten sonra verdiğini söylemek yanlış olur muydu?”

*. *. *

Komplo teorileri rüyalarınızı yorumlamaya benzemez. Elinizde teyit edilmiş olmasa da bazı somut verilerin bulunması gerekir.

Mesela..

Londra merkezli The Economist Dergisi, geçtiğimiz hafta Türkiye’deki cumhurbaşkanlığı adaylığı üzerine bir makaleye yer verdi.

“ERDOĞAN’IN HALEFİ KİM OLABİLİR” başlığı atılan makalede dört adaydan söz ediliyordu:

"Kapalı kapılar ardında Erdoğan’ın desteğini kazanma mücadelesinin şekillendiği belirtiliyor. Bu yarışta dört ismin öne çıktığı ifade ediliyor: Cumhurbaşkanı’nın damadı ve Türkiye’nin başarılı İHA programının mimarı Selçuk Bayraktar; eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu; Dışişleri Bakanı Hakan Fidan; ve Bilal Erdoğan. Aralık ayında yapılan bir ankete göre, katılımcıların yüzde 33,4’ü AK Parti’nin bir sonraki lideri olarak Hakan Fidan’ı tercih edeceğini söyledi. Bilal Erdoğan yüzde 14,2 ile üçüncü sırada yer alırken, Selçuk Bayraktar’ın (yüzde 12,9) önünde, Süleyman Soylu’nun (yüzde 32,5) ise gerisinde kaldı.”

Sadece ankette değil, yazıda da, “Açık ara en güçlü özgeçmişe sahip” denilen Hakan Fidan The Economist’in okuyucusu cumhurbaşkanlarına, parti liderlerine, krallara ve elbette Londra’nın o ünlü finans çevrelerine takdim ve tavsiye edilir gibiydi.

Dolayısıyla Trump’ın bu bölgede yatırım yapacağı isim olarak öne çıkması şaşırtıcı olmazdı.

“Ama Trump yere göğe koyamadığı dostu Erdoğan’a bunu yapmaz” diyen yoktur sanırım. Varsa da, Suriye’nin kuzeyindeki Kürt oluşumuna güle güle demesi, cümlesini yutturmuştur!

Yazıya Charlie Chaplin’in BÜYÜK DİKTATÖR filminden söz ederek başlamıştım.

Finali de Chaplin’in “ilk sesli filmi” olan bu zamansız eserinin sonundaki sözleriyle yapalım:

“ İstesek, yaşam güzellik ve özgürlükle dolu olabilir, ama bizler yolumuzu kaybettik. Açgözlülük insanların ruhunu zehirledi, aramıza nefret duvarları ördü, bizi sefalete ve kan dökmeye sürükledi. Bunca bilgi içimizde art niyet ile fesat, bunca zekâ ise katılık ve merhametsizlik doğurdu. Çok düşünür ama az hisseder olduk.”

Türkiye Haberleri