Önce Ekonomim yazarı Alaattin Aktaş’ın son yazısından bir bölümle başlayacağım:
“Türkiye İstatistik Kurumu ile Merkez Bankası her ay tüketici eğilim anketi gerçekleştiriyor ve bu anket sonuçlarından tüketici güven endeksi oluşturuluyor. Endeksle ilgili açıklamayı da TÜİK yapıyor. TÜİK dün şubat ayının sonuçlarını açıkladı.
Gidişat hiç de çarşıda, pazarda, sokakta yakınıldığı gibi değil!
Tüketici güven endeksi sonuçlarına göre aslında gidişat hiç de fena değil! Hatta tam tersine gayet iyi.
Tüketicinin güveni, neredeyse son üç yılın en yüksek düzeyinde. Daha ne istenir!
Ama iyi de TÜİK ve Merkez Bankası bu çalışmayı gaipten duydukları seslerle oluşturmadıklarına göre vatandaşın ekonomiye bakışı nasıl oluyor da çarşıda pazarda başka, ankette başka oluyor?”
Aktaş, bu tuhaf durumu, yazısının başlığındaki soruyla şöyle özetliyor: “VATANDAŞ TÜİK’i.. TÜİK DE DÖNÜP VATANDAŞI MI KANDIRIYOR?”
Halkı yanıltıcı bilgiyi yaymak deyince TÜİK herhalde sadece benim aklıma gelmiyordur!
Ne işsizlik rakamlarına ne ekonomi verilerine inanasımız gelmez.
Hele son bir araştırması var ki, ne desek az!!
TÜİK’e göre, Türkiye’nin yüzde 53.3’ü mutlu.
İlginçtir, mutluluk oranı sadece bir yılda -her ne olmuşsa- erkeklerde % 46.9’dan % 51.4’e çıkıvermiş.. Kadınlarda da oran üç puan kadar artmış.
Araştırmaya göre evliler evli olmayanlardan daha mutlu imiş.
Her 100 kişiden 67’si geleceğinden umutlu olduğunu söylemiş.
* * *
Kadın cinayetlerine, gençlik çetelerine, ekonomik krize aldırmayıp mutluluk araştırmasına inanmış gibi yapalım. TÜİK bizi kandırmıyormuş gibi düşünelim.. Hatta her fırsatta enflasyonun düşme eğiliminde olduğunu söyleyen Mehmet Şimşek bakanımızı geçelim.
Tabii Suudi veliaht prensi Selman ya da Mısır cumhurbaşkanı Sisi ile iki cihan bir araya gelse görüşmeyeceğini söyleyen Erdoğan’ın yeminlerini de zihnimizden silelim.
Halkı yanıltan Alican Uludağ’a gelelim!
* * *
İnanılır gibi değil ama Alican Uludağ bu gerekçeyle tutuklandı.
Avrupa’nın ciddi haber platformu EuroNews konuyu şöyle duyurdu:
“Alican Uludağ'ın 18 Aralık 2024 tarihinde NOW TV'de yayınlanan haberinde, Yargıtay'ın Atatürk Havalimanı'nda 45 kişinin ölümüne sebep olan sanıklardan altısı hakkında tahliye kararı verdiği yazılmıştı.
Haberde Yargıtay 3'üncü Ceza Dairesi'nin yerel mahkemenin 'fazla ceza tayin ettiği' değerlendirmesinde bulunduğu ve 46'şar kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen altı sanık ile örgüt üyeliğinden 12 yıl hapis cezası alan bir sanık yönünden hükmü bozduğu yer alıyordu.
İletişim Başkanlığı haberle ilgili o dönem tahliyeleri doğrulayan şu açıklamayı yapmıştı: "Bazı basın yayın organlarında yer alan, 'Atatürk Havalimanı'nda 45 kişinin katledildiği davada terör örgütü DAEŞ üyeleri tahliye edildi' haberinin çarpıtmalara sebebiyet verdiği tespit edilmiştir. Söz konusu haberler kamuoyunda, 'terör saldırısının failleri serbest bırakılmış' gibi bir algıya neden olmaktadır. Ancak tahliye edilen söz konusu 6 sanık 8 yıldır tutuklu olup, saldırının faili değillerdir. Bu kişiler, örgüt üyeliği, örgütün finansı gibi suçlardan yargılanmaktadırlar. 6 sanığa isnat edilen suçlar yönünden tutuklu kaldıkları süreler verilecek cezaları karşılama ihtimali bulunduğundan tahliyelerine karar verilmiştir. Asılsız iddialara itibar etmeyiniz."
Saray İletişim Dairesi özetle şöyle diyor: Tahliye edilenler, 45 kişinin öldüğü DAEŞ / IŞİD saldırısının FAİLİ DEĞİL. Örgüt üyesi olmaktan ya da örgütü finanse etmekten yargılanıyorlardı.
Eeeeee?
Bir eylemi finanse ediyorsanız, sonucundan sorumlu sayılmıyor musunuz?
Alican’ın tutuklanma nedeni, işte bu, yanıtlanmayan soru.
Bir diğer neden ise Cumhurbaşkanına hakaret olduğu iddia edilen sosyal medya paylaşımları.
O paylaşımlarda neler denmiş, henüz öğrenemedik. Ama tutuklama talebinde “öğrenseniz ne olacak ki” kabilinden bir değerlendirmeye yer verilmiş:
“Şüphelinin üzerine atılı Cumhurbaşkanına Hakaret suçu ile ilgili dosya içerisindeki şüphelinin savunmaları, dosya içerisinde mevcut; şüphelinin farklı tarihlerde yapmış olduğu paylaşımlar içerisinde Cumhurbaşkanının onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek şekilde somut bir fiil istibadı içerdiğine yönelik kuvvetli suç şüphesinin somut olay yönünden mevcut olduğu, şüphelinin farklı tarihlerde yapmış olduğu paylaşımlarla üzerine atılı suçu zincirleme şekilde işlediğinin değerlendirildiği.. “
Cümle uzayıp gidiyor.. Ve Alican’ın kaçma ihtimaline karşı, tüm deliller de (her nasılsa) tamamen toplanmadığı için tutuklanması isteniyor.
Cümlelerin, her Saray muhalifi için sıralanan klişe suçlamaların bir önemi yok. Ama şu ifadenin var: “FİİL İSTİBDATI”.
Ne demek istediklerine hiç girmeyeceğim. Nasılsa hala mağdurlar.. Hala Erdoğan’a tehditler savruluyor.. Her cümle bir istibdat suçu oluşturarak toplumu (konumuz çerçevesinde Erdoğan’ı) baskı altında tutuyor..
“FİİLİ İSTİBDAT” ile çok tehlikeli bir kapı açıldı.
Uysa da uymasa da… İstibdat sözcüğü aslında bir ülkedeki “muktediri” tarif ediyor olsa da.. Fark etmeyecek.
Saray’ı rahatsız eden herkes böyle tuhaf bir iddia ile hapse gönderilebilecek.
Nitekim, Alican’ın gazeteciliğinden rahatsız oldular, aldılar.
Değerli meslektaşım Alican, savunmasında, önlerinde gözaltına aldıkları iki çocuğunun gözyaşlarına rağmen gazetecilikten vazgeçmeyeceğini vurguladı. Tutuklama kararının ardından cezaevine götürülürken de, çoğaltmamız için sesini bize emanet etti:
“Dik durun! Alican Uludağ susmadı, susmayacak"..