Bazı takımlar vardır, sadece maç kazanır.
Bazıları kupa kaldırır.
Bir de bazıları vardır ki; memleketin futbol hafızasına mühür vurur.
Galatasaray bu sezon sadece rakiplerini yenmedi; onların cesaretini ufaladı, umutlarını bir heykeltıraş titizliğiyle törpüledi. Sonbaharda çöken o sarı-kırmızı ağırlık, kış boyunca ligin omuzlarında bir kader taşına dönüştü.
RAMS PARK: YEŞİL ÇİMDEKİ MAHKEME
Eskiden Ali Sami Yen’e “cehennem” derlerdi; ateşin yurduydu.
Şimdi Rams Park başka bir şeye dönüştü:
Bir Futbol Mahkemesi’ne…
Rakipler oraya maça değil, haklarındaki hükmü dinlemeye gittiler.
Yüzde 61.7 topa sahip olma oranı bir istatistik değil, kuşatmaydı.
Rakip tam nefes alacakken Lucas Torreira bir gölge gibi çöktü.
Bir boşluk umulduğunda Davinson Sanchez orayı harç gibi kapattı.
Galatasaray bu sezon rakibine futbolu değil, yaşama alanını yasakladı.
Maç başına 439 başarılı pas yaptı.
Rakip yarı sahada 221 pasla adeta kamp kurdu.
Bu artık oyun değil, tahakkümdü.
OSIMHEN FIRTINASI VE ICARDI’NİN İMZASI
Victor Osimhen sahada bir futbolcu gibi değil, sanki bir kıtanın üzerine salınmış bir atlet gibiydi.
15 gol, 5 asist.
Maç başına 4.4 şut ortalaması…
Bu şu demektir:
Adam maç boyunca savunmanın aklını kemirmiş.
Stoperleri geriye itti.
Boşluk açtı.
Düzeni bozdu.
Sonra sahneye Mauro Icardi çıktı.
14 gol…
Neredeyse her 90 dakikada bir gol.
Eski İstanbul kabadayıları gibi oynadı Icardi.
Az konuştu, az göründü.
Ama geldiği zaman mesele bitti.
Osimhen ortalığı yangın yerine çevirdi.
Icardi geldi ve küllerin üstüne imzasını attı.
TORREIRA: BU TAKIMIN GÖRÜNMEYEN ŞAİRİ
Bazı futbolcular manşet olur.
Bazıları oyunun içine saklanır.
Torreira ikinci türdendi.
15 top çalma…
46.7 top geri kazanma düzeninin kalbi…
Bir işçi gibi koştu.
Bir hamal gibi taşıdı.
Bir satranç ustası gibi düşündü.
Top rakibe geçtiği anda Galatasaray’ın siniri oluyordu Torreira.
Bu takımın görünmeyen şiiriydi.
BARIŞ ALPER: ANADOLU’DAN ÇIKAN FIRTINA
Barış Alper Yılmaz artık bir kanat oyuncusu değil.
Bir çağ değişimi.
Eskiden Türk futbolu teknik adam yetiştirirdi.
Şimdi tempo oyuncusu yetiştiriyor.
8 gol, 11 asist, 19 skor katkısı…
Ama rakamların anlatamadığı başka şeyler vardı.
Barış Alper bazen bir futbolcu gibi değil, önüne çıkan her şeyi sürükleyen bir fırtına hattı gibi oynadı.
Rakip beklerin üstünden geçti.
Modern futbol artık biraz da beden oyunudur.
Ve Galatasaray’ın beden dili Barış Alper oldu.
YUNUS AKGÜN: FUTBOLUN İNCE İŞÇİSİ
Yunus Akgün bu takımın gürültüsü değil, zekâsıydı.
9 asist, 16 skor katkısı…
Ligin en yüksek reytinglerinden biri…
Ama mesele istatistik değildi.
Bazı oyuncular topa vurur, bazıları topa akıl verir.
Yunus ikinci gruptaydı.
SAVUNMA DEDİĞİN BAZEN BİR DEVLET CİDDİYETİDİR
Galatasaray bu sezon sadece 29 gol yedi.
Bir lig maratonu için neredeyse askeri disiplin.
Davinson Sanchez maç başına 4.2 tehlike engelledi.
Bu rakam değil, hudut bekçiliğiydi.
Yanında Abdülkerim Bardakcı vardı.
Birisi baltaydı.
Diğeri duvar.
Rakipler bazen Galatasaray ceza sahasına değil, sınır kapısına gelmiş gibi hissetti.
Ve kalede Uğurcan.
Bu sınır kapısından ender sızanların karşısında durdu.
İnanılmaz kurtarışlar yaptı.
OKAN BURUK: RUHUN MİMARI
Ve tüm bu makinenin ardındaki akıl elbette Okan Buruk oldu.
Zaman zaman eleştirildi.
Bazen küçümsendi.
Ama artık yalnızca bir teknik adam değil; bu dönemin kurucu iradesi.
Takımına sadece sistem vermedi.
Karakter verdi.
Geriye düştüğünde paniklemeyen, aksine öfkelenen o takımın ruhunda biraz da onun sakinliği vardı.
Futbolda taktik bulunur.
Ama ruh her hocaya nasip olmaz.
AVRUPA: O MAĞRUR TENDEKİ DERİN SIZI
Fakat her büyük romanın içinde, insanın boğazında düğümlenen hüzünlü bir sayfa vardır.
Galatasaray’ın bu görkemli sezonunun içinde de Avrupa, bir iç sızısı olarak kaldı.
Türkiye’de: oyunu yöneten, rakibi ezen, topa hükmeden bu takım, Avrupa gecelerinde bazen tanıdık bir telaşa kapıldı.
Çünkü Avrupa başka yerdir.
Orada bir saniye geç kalırsın, gol olur.
Bir top kaybedersin, bütün plan dağılır.
Türkiye’de rakipleri nefessiz bırakan o baskı, Avrupa’nın kurtları karşısında bazen arkada büyük boşluklar bıraktı.
İnsanın içine en çok oturan da buydu.
Çünkü bu kadro, bu kalite ve bu iştah aslında o arenalarda çok daha büyük hikâyeler yazabilecek güçteydi.
Galatasaray’ın Avrupa’daki sorunu güç değil, denge meselesiydi.
O kupa bir kez daha ellere yakışacaktı belki…
Ama o hikâye, bir sonraki bahara ertelenmiş yarım bir şarkı gibi havada kaldı.
FUTBOLUMUZA ESTETİK MÜDAHALE
Galatasaray bu sezon rakiplerinin sadece puanlarını değil, inançlarını da aldı.
77 golün, 26. şampiyonluğun ötesinde; bu sezon Türk futbol tarihine bir estetik müdahale gibi kazındı.
Avrupa’daki o kırık cam parçasına rağmen, Galatasaray bu sezon rakiplerine yalnızca futbol dersi vermedi.
Onlara sahanın tek sahibinin kim olduğunu her hafta yeniden hatırlattı.
Çünkü bazı şampiyonluklar kupalarla ölçülmez.
Bazıları rakibin yüzünde bıraktığı o çaresiz ifadeyle hatırlanır.
Galatasaray bu sezon yalnızca ligi kazanmadı.
Türk futbolunun üstüne kendi mührünü yeniden bastı.