Fenerbahçe'deki eksiklik bütün çıplaklığıyla ortada

Sedat KAYA yazdı: Fenerbahçe'deki eksiklik bütün çıplaklığıyla ortada

Bu Fenerbahçe’yi anlamaya kalkmak, sonbaharda poyrazın yönünü tahmin etmeye benziyor.
Geçen hafta Trabzonspor deplasmanında fırtına gibi estiler.
Üç gün önce Nottingham Forest karşısında gökyüzü kapandı, yıldırımlar kendi sahasına düştü.
Bu gece Kasımpaşa maçında ise hava durumu karışıktı: Kah parçalı bulutlu, kah güneşli.
Belli ki takımın üzerinde yüksek basınç var. Meteoroloji değil bu; psikoloji.
İlk yarıda rüzgârı arkasına alamadı Fenerbahçe. Koşu var gibi, ama inanç yok. Top dolaşıyor, ama fikir üretmiyor. İstekle etkisizlik arasındaki o ince çizgide gezinen bir takım görüntüsü.
Evet, eksikler vardı.
Savunmanın sigortası Milan Skriniar yok.
Çağlar Söyüncü ve Jayden Oosterwolde de sakatlanınca arka blok darmadağın oldu. Savunma yer değiştirince orta saha da kimliğini kaybetti. Bağlantı koptu.
Top savunmadan çıkarken ürkek, orta sahada kararsız, hücuma giderken yorgundu.
Kanatlar desen, Nene ile Musaba adeta “topu rakibe nasıl teslim ederiz” çalışması yaptı. Pas hataları zincirleme reaksiyon gibi yayıldı. Talisca da susunca hücumun sesi kısıldı.
Asensio’nun iki denemesi dışında ilk 45 dakika tabelaya umut yazacak bir şey yoktu.
Fenerbahçe ilk yarıda golcüsü olmayan bir büyük takım gibiydi.
İkinci yarıda biraz esmeye başladılar.
Ama öyle fırtına gibi değil; ılık bir İzmir meltemi. Serinletir, ürpertmez cinsten.
Top daha çok rakip yarı sahadaydı. Görüntüde üstünlük vardı. Ama görüntü aldatıcıdır; futbol tabelaya yazılır. Fenerbahçe kaleye yaklaştı, dolaştı, yokladı… Fakat yaratıcılık ile iş bitiricilik arasındaki o son kapıyı açamadı.
Yıpratıcı bir santrfor eksikliği bütün çıplaklığıyla ortadaydı. Ceza sahasında omuz koyacak, stoperi geri itip alan açacak, bir topa vurmasa bile savunmayı dağıtacak bir isim yoktu. Büyük takımın hücumu bazen bir fikirle, bazen bir fizik gücüyle çalışır. Bu akşam ikisi de eksikti.
Çareyi kanat ortalarında aradılar.
Ama karşıda kalabalık ve uzun bir Kasımpaşa savunması vardı.
Bu duvarı sadece yüksek toplarla aşmaya çalışmak, güneşli havada yağmur duasına çıkmak gibiydi.
Top geldi, kafa vuruldu, sekti.
Yine geldi, yine döndü.
Olmadı.
Çünkü baskı başka, çözüm başka şeydir. Büyük takım rakibi yorar; yıldız futbolcu rakibi çözer.
Bu gece o kilidi açan isim Marco Asensio oldu. Uzatma dakikalarında Nené sağdan kesti topu. Ceza alanı dışına düşen o meşin yuvarlağa Asensio öyle bir vurdu ki… Top havada bir an asılı kaldı sanki. Sonra gitti, Kasımpaşa ağlarıyla buluştu.
Kadıköy ayağa kalktı.
Stat yıkıldı.
O an, “işte yıldız budur” dedirtti.
Ama futbol acımasızdır. Sevinç bazen bir nefesliktir.
Henüz tribünlerin uğultusu dinmemişti ki, 10 kişi kalan Kasımpaşa bir anlık boşlukta golü buldu. Ve o gol, Fenerbahçe’nin üç puan hevesini kursağında bıraktı.
Büyük takım son dakikada gol atar.
Daha büyük takım son dakikada gol yemez.
Galatasaray’ın 3 puan kaybettiği bir haftada kazanamamak sadece iki puan bırakmak değil. Bu, yarış psikolojisinde bir çatlak demektir. Çünkü şampiyonluk yolunda bazen oynadığın futboldan çok, yakaladığın fırsatı kullanıp kullanamadığın konuşulur.
Şampiyonluk bazen yetenekle değil, sinirle kazanılır.
Fenerbahçe’nin yeteneği var.
Ama siniri hâlâ dalgalı.
Ve dalgalı denizde rota tutmak zordur.

Spor Haberleri