Fenerbahçe maçında ayağa kalkıp dakikalarca alkışlanacak pozisyon: Sahadakiler de şaşırdı

Sedat Kaya yazdı: Fenerbahçe maçında ayağa kalkıp dakikalarca alkışlanacak pozisyon: Sahadakiler de şaşırdı.

Futbol dediğin şey sadece diziliş, pres, set oyunu değildir.
Futbol dediğin şey bazen bir vicdan meselesidir. Topun ayağında değil, yüreğinde kaldığı anlardır asıl skor. Ve o anlar nadirdir. O yüzden gördüğümüzde ayağa kalkarız, alkışlarız, susamayız.
İşte bu akşam... Dakika 40…

Gençlerbirliği’nde Oğulcan, golle burun buruna. Önünde kale, ardında umut. Tam o anda Mert Müldür’ün yerde kaldığını görüyor. Ayağındaki topu değil, içindeki teraziyi dinliyor. Bırakıyor topu.
Tribünler bir anlığına nefesini tutuyor. Sahadakiler şaşkın. Çünkü o saniyede futbol susuyor, insanlık konuşuyor. İşte bu yüzden futbol hâlâ seviliyor.
Cansın Oğulcan.
Gerçekten cansın.

Gelelim oyunun kendisine…
Fenerbahçe öyle bir takım ki, gaz pedalına hafifçe dokundu mu yol açılıyor. Klasik bir santrforu yok belki ama her yerden ateş edebilen bir cephanesi var. Sarı lacivertliler ilk 15 dakika topu çevirdi, sabırla dolaştırdı. Ne bir telaş, ne bir acele. Sanki ısınma turları… Rakibi tartan bir karakter özgüveni.
Sonra ne olduysa oldu.
Vites bir tık yükseldi.
Oyun hızlandı. Sağanak başladı.
Talisca’nın penaltısıyla açılan perde, Kerem’in golleriyle iyice aralandı. Hele o ikinci gol… Derslik. Orta sahada topa hükmeden Kante, kafasını kaldırıyor; Asensio’yu görüyor. İspanyol yıldız savunmanın arasından ip geçirir gibi çok şık bir asist yapıyor. Kerem’in vuruşuysa nokta.
Ne eksik, ne fazla. Bu gol sezon sonunda “en güzeller” listesini zorlar.
İlk yarı bittiğinde tabelada 3-0 yazıyordu ama sahada sadece skor yoktu. Bir yanda kalite, bir yanda centilmenlik.
Skorun rahatlığı mı, yoksa maçın cebine çoktan konduğuna dair o sessiz kanaat mi bilinmez; Fenerbahçe ikinci yarıya tutuk başladı. Tempo düştü, paslar ağırlaştı. Gençlerbirliği ise futbolda her zaman var olan o küçük ihtimali, bir umut kırıntısını kovalamaya başladı. Koita’nın golü, işte tam da bu umudun kapısını araladı.
Ama Fenerbahçe, o kapının ardına kadar açılmasına izin verecek bir takım değildi bu akşam. Oyunu yeniden soğuttular, alanları kapattılar.
Asensio'nun direkten dönen şutu, Fred'in müthiş frikiğinin gol olmaması talihsizlikti belki ama bir hatırlatmaydı da. Bu maçın kazananı Fenerbahçe'ydi.
Sarı Lacivertlilerin bu akşam karnesine yazılacak bir artı da savunması. Skiniar'ın yokluğunda rakibe çok açık vermediler. Üstelik iki bek, Mert Müldür ve Semedo, önceki maçlara kıyasla daha cesur, daha iştahlıydı; bindirdiler, oyunu genişlettiler, hücuma nefes verdiler.
Peki ya yeni transfer Kante?
N'Golo Kante’nin adı, Batı Afrika’nın Manding dillerinden süzülüp geliyor... N’Golo güç, cesaret ve sessiz kudret demek. Kante ise kökü, aidiyeti ve toprağa bağlılığı çağrıştırıyor. Kante'nin futbolu da ismi gibi. Sahadaki varlığı bağırmıyor ama hissediliyor. İstatistiklere sığmayan bir emek, tribünleri ayağa kaldırmadan oyunu ayakta tutan bir mücadele… Oyunda kaldığı 62 dakika Fenerbahçe’ye kattığı şey tam da bu. Gürültüsüz bir enerji, sarsıntısız bir denge. Ve belli ki bu güç, sarı lacivertli oyunun damarlarında dolaşmaya başladı bile.

Spor Haberleri